Kalma insanlar 2 kişi

Çok Konuşan İnsan Karşısında 13 Adımda Hayatta Kalma Rehberi Ana Sayfa > Haberler > Gündem. Pınar Onedio Üyesi. ... Yine başarı olamadınız çünkü çok konuşan insanlar, her daim sizden daha azimli ve güçlüdür. ... Ağızlarından Çıkan Büyük Laflardan Sonra Hayatın Gerçekleri Tarafından Tokatlanan 17 Kişi. 02.May.2019 - Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar Parası olmayan kişilerin evde kalma olasılığı Yüksek. Bir de karaktersiz huysuz sorumsuz mıymıntı aşırı titiz baskın Kişilerin de evde kalma olasılığı yüksek bence. Bakire olmayan kızın da yüksek. Malesef erkek milleti genelde bencil olduğu için, ben yatar kalkarım karım olacak kişi yapmamalı diye düşündüğü için. Adalarda büyümenin en iyi yönünün “dost canlısı insanlar, harika bir hava ve dalga seslerine uyanmak” olduğunu söylüyor. Davis 2013 yılında dünyaca ünlü ‘Sports Illustrated’ dergisinin her sene yayınlanan bikini özel sayısında yer alan isimlerden birisiydi. 2. Sebep: Arada çocuklar var. çocuk evliliğin kilididir mantığı ile çocuk yapan bir sürü aile var. Evet gerçekten de öyle. Sırf çocuk ortada kalmasın, annesiz yada babasız büyüyüp kötü bir hayat geçirmesin diye sevmediğiniz biri ile ömür boyu evli kalmaya devam etmeye çalışmak mantıklı mı. Bazı insanlar doğuştan şanslı oluyor.Video’da göreceğiniz bu insalar mucizevi şekillerde hayata tutunmayı başarmıştır.Aslında olayın diğer tarafından bakarsanız bu insanların gerçekten şanslı mı yoksa şanssızmı olduğuna karar vermek zor.Karşınızda tehlikeler atlamış 8 insan ve bunların mucizevi hatta kalma öyküleri.

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.07.22 00:04 fasa-fiso Uyan Türk Genci

Söyleyeceklerimi yine söylüyorum. Şu an adıma açılan soruşturmaları toplasam başka galaksiden bile vatandaşlık alırım ama gitmiyorum bu ülkeden. Çünkü bu ülke benim! Bu ülkeyi bize “ülke” yapan insanlar pek tabi Fransa’larda Almanya’larda çok güzel hayatlar yaşayabilirlerdi ama postalları çamur içindeyken bu ülkeyi sadece bizim için kurdular. İşte ben sadece onların postallarında çamur ile eş bir şerefe sahip olmak için gitmiyorum ve yine de susmuyorum. Siz de susmayın. Biz genciz ama daha önemlisi biz Türk gençleriyiz. Bu yolda yeşil gölgeli çamlar size gel dese de güneşe doğru gözleriniz kör olana, cildiniz bir daha gürlemeyecek kadar gerilene kadar yürümelisiniz. Biz başkayız dostlarım. Biz bir hayatta kalma mücadelesi içindeyiz ve bu ülkeyi Arap sevici bir grup badem bıyıklı PİÇ’e mi bırakacağız? Onlar bizim geleceğimizi almış olabilir ama şunu unutmayın ki bir gün ölürken keşke torunum için, çocuğum için bir şey yapsaydım, bir ses çıkarsaydım demeyi istemezsiniz. Gazeteci Hasan Tahsin bir kişiydi, çiftçi Kara Fatma bir kişiydi, Şahin bey bir kişiydi, sütçü İmam da bir kişiydi, Mustafa Kemal de bir kişiydi. Bir kişi demek bir devlet demektir. Her birimiz bir devletiz. Ve artık vurdumduymaz halinizi bir kenara bırakın, sokağa çıktığınızda size akıl vermek isteyenlere gerçekten insan gibi nasıl yaşanır dersi verin. Benimki sadece bir ihtimal, benimki bir tavsiye. Vergiyle yoğrulan fakat yine de bu eziyet altında düşünme yetisini kaybetmeyen her dosta tek tavsiyem, sözünüzü asla esirgemeyin. Doğru sözü söyleyince hapse gitmekten korkmayın, o hapisler size gün gelir saray olur. Kusura bakmayın vaktinizi aldıysam. İçimi dökmek istedim
submitted by fasa-fiso to KGBTR [link] [comments]


2020.07.18 10:59 hero_maras Nezerathanede bi gece yattım

Nezarethanede bi gece yattım
Herkese günaydın arkadaşlar bugün hayatımdaki ilk kimlik sorgusunda neden bir gece nezarethanede yattığımı anlatıcam. Peşin peşin yazım hataları için özür diliyorum elimden geldiğince düzgün yazmaya çalışıyorum.
Neyse amk o zamanlar normalde her gün işten çıkıp arkadaşla internet kafeye gidip The forest diye bi oyun var hayatta kalma tarzı bilen bilir birlikte onu oynardık işte bi akşam iş çıkışı dediki siktir et kafeyi gel avmde yemek yiyek bide kahve içeriz ordan evlere dağılırız tamam dedim. Gittik avmye pizza aldık yedik buralarda anormal bişey yok geçiyorum kahve içmeye gittik ordan neydi amına koyim yaban meyveli mi yaban mersinli mi bi kahve varmış kanka çok güzel ondan içek dedi tamam dedim kahveler geldi amına koyim içiyorum lan bu normal türk kahvesi amk diyorum çocukta diyor yok lan tadı çok güzel diyo siktir git al şundan çek bi fırt dedim çekti buda aynı işte senin ağzının tadı yok diyor hay sıçayım dedim o kadar para verdik düz türk kahvesi içiyoz biraz sohbet muhabbet kahvelerde bitti. Çıktık ordan yürüyoruz bizi 2 tane bekçi çevirdi amına koyim benim elim yüzüm düzgün bana bakmazlar bile normalde de yanımdaki arkadaş saçlar sakallar almış başını gitmiş kulaktada küpe var takması sorun değilde göze batıyor işte amk bunun yüzünden çevirdiler bizi kimlik sorgulaması yapıcaz dediler eyvallah dedik. Verdik kimlikleri bakıyolar lavuk bakarken kafayı kaldırıp yanındakine döndü 72 kırmızı mı ne bişey dedi beni işaret etti amına koyim hemen benim kollarıma girdiler noluyo amına koyim diyorum bekçi diyorki sen aranıyorsun bilader ne aranması amk işten çıktım evime gidiyorum napmışım diyorum mahkemen varmış ifade vermeye gelmemişsin diyor ne mahkemesi mahkemem falan yok olsa eve kağıt mağıt gönderirler haberim olurdu illaki diyorum görmemişsin demekki e devletten kontrol et diyor lan niye kontrol ediyim bi insan evinde oturduğu yerden lan benim mahkemem varmı acaba diye bakarmı diyorum bide şeymiş polise direnmeden yargılanıyormuşum ona gidip ifade vermemişim orda sordu daha önce hiç böyle bi olaya karıştınmı diye yok ne polisi ne olayı derken aklıma geldi 17-18 yaşında bi fabrikada çalışıyordum hadımköyde greif diye bi firma. Yıllar önce belki bilen vardır bu firmada bi grev yapıldı 2-3 ay sürdü. Bende o grev yapanların içindeydim en son polis zoruyla çıkarttılar bizi fabrikadan o tüm süre boyunca fabrikadan çıkmamıştık sadece giyinme yıkanma falan için çıkıp geri geliyorduk o kadar (Belki bi ara onuda anlatırım). Bu geldi aklıma ordan sana dava açılmış o zaman dedi başka bi vukuatın yoksa falan dedi bi yandan kelepçe takıyolar. Bari dedim insanlar görmesin amına koyim duvara sırtımı döndüm bekliyorum araç gelcekmiş beni alacakmış bekliyoz öyle 10-15 dakika bekledik mal mal o sırada ben sağı solu arattırıyorum bu gece gelemicem mesaim var falan diye sallıyorum millete iş yerini arıyorum söylüyorum böyle böyle bi durum var gelemicem diye. Ben bunları hallettikten sonra polis aracı geldi bindirdiler beni arkadaşta tabi yanımda hala soruyo hangi karakola götürceksiniz diye öğrenip oda gelicek. Beni önce hastaneye götürdüler bi darp edildi mi falan diye soruyo doktor ama insanların içinden içinden götürüyor şerefsizler millet ters ters bakıyor amk görende sanacak ki teröristim. Ordanda çıktık karakola götürdüler direk bekleme odasına aldılar kelepçeyi çıkartıp odada bi adam var çam yarması gibi bişey oturuyo selamın aleyküm aleyküm selam falan konuşuyoz öyle sordu noldu diye anlattım işte sen niye geldin abi dedim salak amk gitmiş sağlık bakanlığını aramış milleti tehdit etmiş küfür etmiş falan ondan almışlar bunu evinden adam eşofmanla terlikle gelmiş öyle oturuyo ilacım var içemedim evde kaldı iyi değilim falan diyor. Biz öyle konuşurken polis geldi bana ceplerinde ne varsa çıkar dedi nezarethaneye gidiceksin eşyalarını da biz dolaba koycaz yarın sabah ifade vermeye götürecekler seni asayişten gelip mi ne bişeyler dedi orda eşyalarını alırsın ifade verdikten sonra da serbest bırakırlar zaten dedi. Çıkardım verdim eşyaları değerli olanları not alıyolar işte telefon falan kemeride aldılar pantolon götümden düşüp duruyor diyorum olmaz diyorlar kendimi asacam bi gece için sanki bu arada ayakkabı bağcıklarını her zaman almıyolarmış onuda fark ettim. 40-45 yaşları civarında bi adam beni nezarethaneye götürüyor 2 kat yerin altına indik noluyo amk diyorum kendi kendime. Geldik böyle demir parmaklıklar var kapıda o sırada kafamın içinde now playing düştüm mapus damlarına yazısı geçiyor. Girdik işte ayrı ayrı bölmüşler hepsini nezarethanelerin. Birinde 6-7 kişi var içerde gırgır şamata muhabbet koyu bizim polis bağırıyor lan bi susun amına koyim çok sesiniz çıkıyor diye bana da diyorki bunların yanına seni koyarsam bunlar seni siker falan aha dedim gitti bizim göt. Bi sonrakine baktı içerde zenciler var hepsi uyuşturucudan alınmış bob marley gibi dolanıyolar burasıda olmaz dedi üçüncüye gittik bi tane kamil yatıyo içerde başka kimse yok baktı bu zaten uyur sabaha kadar sende geç uyu işte yapacak başka bişey yok dedi girdim içerde battaniyeler var 5-6 tane 2 tanesini yastık yaptım 2 tanesiyle de üzerimi örttüm uyumaya çalışıyorum baktım o adam benim adımı bağırıyor işte BeetHoven burdamısın diye benim dedim arkadaş gitmiş kokoreç yaptırmış bi ekmek onu bi meyve suyu almış bide kocaman su almış bana içerde acıkırsam yerim içerim diye nezaretçi onları getirdi verdi ekmeğin yarısını yedim meyve suyunu açtım içicem ağzıma kola tadı geldi amk baktım içine kola doldurmuş bi bok anlamadım içtim öyle falan o sırada yanımdaki çocuk uyandı genç bişeydi abi suyundan içebilirmiyim biraz boğazım kurudu dedi al kardeşim iç dedim 2 yudum aldı sağol abi dedi bıraktı. Başladık muhabbete anlattım işte olayı bu da salak amk birisine tcsini vermiş bunun adına 3 ayrı şehirden dolandırılıcık dosyası açmış biri bunun adıyla milleti dolandırıyorlarmış çocuk abi ben hayatım boyunca istanbuldan adımımı atmadım dışarı diyo ama kayseride dolandırıcılık yapmışım uşakta dolandırıcılık yapmışım diyo hay amk ne biçim insanlar var diyorum çocuk normalde şeydi bu kafelerde kahvelere böyle köpükten şekil veriyolar falan onla uğraşıyormuş kendi babasının dükkanında çokta güzel yaparım abi bi gün gel diyo amk nezarette muhabbete bak kendi gelmiş bu karakola ne olduğunu anlamamış kontrol ettirmek için bunuda öyle almışlar. Biraz daha konuştuk ettik uyuduk sonra sabah oldu bu çocuğu gelip götürdüler ifadesini almaya bende bekliyorum tek başıma kaldım mal mal oturuyorum böyle 1 saat falan oturdum galiba hiç bi bok yapmadan benide almaya geldiler Gaziosmanpaşa adliyesine götürceklermiş ifade vermeye ama sivil polis geldi bana dalacak nerdeyse ne direniyosun lan sen polise ne zorun var polisle amk diyip üzerime yürüyo. Çabuk eşyalarını verin acelem var dedi eşyalarımı aldı bindirdi beni arabaya yine elimde kelepçeler tabi amk kucağıma da benim eşyaların olduğu poşeti attı arka koltukta öyle bekliyorum bunla bi arkadaşı daha geldi yanımada bi kadın koydular kucağında bebeği var bu da aynı nezarethanedeymiş kadınların yeri ayrı diye hiç görmedim ben bunu bindik öyle gidiyoruz polisler soruyo işte abla senin ne işin var burda bebekle almazlar seni hapise bak boşa götürüyorsun onu yanında diyolar kadın 7 aylık hamileyim ben elimde ultrason raporumda var dedi öyle olunca hapisr alamıyolarmış galiba. Bu kadın adınada kocası dükkan açmış yıllarca vergi ödememiş kocası vefat etmiş sonra vergi borcunu ödemiyor diye bunuda almışlar ama yıllar önce olmuş bu olay. Bu arada bi suçtan aranıyorsanız yakalanmadığınız her yıl alacağınız ceza 2 ay azalıyormuş o karınında işte normalde ne kadar bilmiyorumda 2-3 ay bi cezası kalmış ama kucağında bi bebek bide hamile bu kadın kocasının vergi ödemediğinden haberi bile yok öyle almışlar bana soruyo sen nerde polise direndin delikanlı diyo öbür ilk gelen lavukta ters ters bana bakıyor bende anlattım grev falan adamda diyor senin bi suçun yokki bende diyorum işte kelepçeyede gerek yokki diyorum prosedür öyle diyo sokayım prosedürüne dedim. Kıraç karakolundan canan diye bi kadın daha alacaklarmış onuda adam diyorki arkadaşına canan çingeneymiş galiba rahat durmazsa arkadan kelepçele öyle bindir arabaya diye bekliyoruz giden adamın yanında bi adam daha var elinde kelepçe arabayı süren diyorki canan nerde herif dediki ben canan hasktir olduk adamla aynı anda buda bindi yanıma. 3 kişi arkada şıkış tıkış gidiyoruz bu da çalıntı mal satın aldığı için ifade verecekmiş satanın bi suçu yok demekki alanın suçu var enteresandır memlekette kimsenin de suçu yok zaten anlattıklarımın hepsi işinde gücünde insanlar galiba yada hepsi bana denk geldi bilmiyorum. Gittik ilk beni götürdüler adliyeye kat kat çıkıyoruz işte savcının olduğu yere geldik evrak falan dolduruyor bu bana dedi şuraya otur bi yere kaybolma teröristtim ya zaten ben kaçıcam. 2 dakika sonra geldi yanıma bak insan içindeyiz sende zor durumda kalma kelepçeleri çıkarcam eşyalarını falan koy ceplerine ama çaktırma diyor lan zaten 1000 tane insanın içinden geçtim o halde zor durummu kaldı kafam eğik gidiyorum artık dedim... içimden tabi. Tamam abi dedim çıkardı kelepçeleri eşyalarımı dolduruyorum ceplerime tarihi eser bi naneli sakız vardı onuda polise uzattım aldı çiğnedi sigaradan kokmayak diyor bide. Beni ifade vermem için çağırmışlar o sırada polis götürdü beni ifade veriyorum işte soruyo kadın bana neden ordaydın niye grev yaptınız hiçbişeye zarar verdin mi veya vereni gördünmü sizi kim örgütledi bu şekilde ne kadar süre durdun başından beri ordamıydın falan bi kamyon soru sordu ondan sonra imza falan attım çıktım polis bana diyorki seni bırakırdım ama ters tarafta işim var he abi he tamam dedim son paramla gaziosmanpaşadan eve bile dönmedim direk işe gittim çalışmaya devam ettim.
Buda böyle bi anıdır.
submitted by hero_maras to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.18 07:04 BeetHovenV Nezarethanede bi gece yattım

Herkese günaydın arkadaşlar bugün hayatımdaki ilk kimlik sorgusunda neden bir gece nezarethanede yattığımı anlatıcam. Peşin peşin yazım hataları için özür diliyorum elimden geldiğince düzgün yazmaya çalışıyorum.
Neyse amk o zamanlar normalde her gün işten çıkıp arkadaşla internet kafeye gidip The forest diye bi oyun var hayatta kalma tarzı bilen bilir birlikte onu oynardık işte bi akşam iş çıkışı dediki siktir et kafeyi gel avmde yemek yiyek bide kahve içeriz ordan evlere dağılırız tamam dedim. Gittik avmye pizza aldık yedik buralarda anormal bişey yok geçiyorum kahve içmeye gittik ordan neydi amına koyim yaban meyveli mi yaban mersinli mi bi kahve varmış kanka çok güzel ondan içek dedi tamam dedim kahveler geldi amına koyim içiyorum lan bu normal türk kahvesi amk diyorum çocukta diyor yok lan tadı çok güzel diyo siktir git al şundan çek bi fırt dedim çekti buda aynı işte senin ağzının tadı yok diyor hay sıçayım dedim o kadar para verdik düz türk kahvesi içiyoz biraz sohbet muhabbet kahvelerde bitti. Çıktık ordan yürüyoruz bizi 2 tane bekçi çevirdi amına koyim benim elim yüzüm düzgün bana bakmazlar bile normalde de yanımdaki arkadaş saçlar sakallar almış başını gitmiş kulaktada küpe var takması sorun değilde göze batıyor işte amk bunun yüzünden çevirdiler bizi kimlik sorgulaması yapıcaz dediler eyvallah dedik. Verdik kimlikleri bakıyolar lavuk bakarken kafayı kaldırıp yanındakine döndü 72 kırmızı mı ne bişey dedi beni işaret etti amına koyim hemen benim kollarıma girdiler noluyo amına koyim diyorum bekçi diyorki sen aranıyorsun bilader ne aranması amk işten çıktım evime gidiyorum napmışım diyorum mahkemen varmış ifade vermeye gelmemişsin diyor ne mahkemesi mahkemem falan yok olsa eve kağıt mağıt gönderirler haberim olurdu illaki diyorum görmemişsin demekki e devletten kontrol et diyor lan niye kontrol ediyim bi insan evinde oturduğu yerden lan benim mahkemem varmı acaba diye bakarmı diyorum bide şeymiş polise direnmeden yargılanıyormuşum ona gidip ifade vermemişim orda sordu daha önce hiç böyle bi olaya karıştınmı diye yok ne polisi ne olayı derken aklıma geldi 17-18 yaşında bi fabrikada çalışıyordum hadımköyde greif diye bi firma. Yıllar önce belki bilen vardır bu firmada bi grev yapıldı 2-3 ay sürdü. Bende o grev yapanların içindeydim en son polis zoruyla çıkarttılar bizi fabrikadan o tüm süre boyunca fabrikadan çıkmamıştık sadece giyinme yıkanma falan için çıkıp geri geliyorduk o kadar (Belki bi ara onuda anlatırım). Bu geldi aklıma ordan sana dava açılmış o zaman dedi başka bi vukuatın yoksa falan dedi bi yandan kelepçe takıyolar. Bari dedim insanlar görmesin amına koyim duvara sırtımı döndüm bekliyorum araç gelcekmiş beni alacakmış bekliyoz öyle 10-15 dakika bekledik mal mal o sırada ben sağı solu arattırıyorum bu gece gelemicem mesaim var falan diye sallıyorum millete iş yerini arıyorum söylüyorum böyle böyle bi durum var gelemicem diye. Ben bunları hallettikten sonra polis aracı geldi bindirdiler beni arkadaşta tabi yanımda hala soruyo hangi karakola götürceksiniz diye öğrenip oda gelicek. Beni önce hastaneye götürdüler bi darp edildi mi falan diye soruyo doktor ama insanların içinden içinden götürüyor şerefsizler millet ters ters bakıyor amk görende sanacak ki teröristim. Ordanda çıktık karakola götürdüler direk bekleme odasına aldılar kelepçeyi çıkartıp odada bi adam var çam yarması gibi bişey oturuyo selamın aleyküm aleyküm selam falan konuşuyoz öyle sordu noldu diye anlattım işte sen niye geldin abi dedim salak amk gitmiş sağlık bakanlığını aramış milleti tehdit etmiş küfür etmiş falan ondan almışlar bunu evinden adam eşofmanla terlikle gelmiş öyle oturuyo ilacım var içemedim evde kaldı iyi değilim falan diyor. Biz öyle konuşurken polis geldi bana ceplerinde ne varsa çıkar dedi nezarethaneye gidiceksin eşyalarını da biz dolaba koycaz yarın sabah ifade vermeye götürecekler seni asayişten gelip mi ne bişeyler dedi orda eşyalarını alırsın ifade verdikten sonra da serbest bırakırlar zaten dedi. Çıkardım verdim eşyaları değerli olanları not alıyolar işte telefon falan kemeride aldılar pantolon götümden düşüp duruyor diyorum olmaz diyorlar kendimi asacam bi gece için sanki bu arada ayakkabı bağcıklarını her zaman almıyolarmış onuda fark ettim. 40-45 yaşları civarında bi adam beni nezarethaneye götürüyor 2 kat yerin altına indik noluyo amk diyorum kendi kendime. Geldik böyle demir parmaklıklar var kapıda o sırada kafamın içinde now playing düştüm mapus damlarına yazısı geçiyor. Girdik işte ayrı ayrı bölmüşler hepsini nezarethanelerin. Birinde 6-7 kişi var içerde gırgır şamata muhabbet koyu bizim polis bağırıyor lan bi susun amına koyim çok sesiniz çıkıyor diye bana da diyorki bunların yanına seni koyarsam bunlar seni siker falan aha dedim gitti bizim göt. Bi sonrakine baktı içerde zenciler var hepsi uyuşturucudan alınmış bob marley gibi dolanıyolar burasıda olmaz dedi üçüncüye gittik bi tane kamil yatıyo içerde başka kimse yok baktı bu zaten uyur sabaha kadar sende geç uyu işte yapacak başka bişey yok dedi girdim içerde battaniyeler var 5-6 tane 2 tanesini yastık yaptım 2 tanesiyle de üzerimi örttüm uyumaya çalışıyorum baktım o adam benim adımı bağırıyor işte BeetHoven burdamısın diye benim dedim arkadaş gitmiş kokoreç yaptırmış bi ekmek onu bi meyve suyu almış bide kocaman su almış bana içerde acıkırsam yerim içerim diye nezaretçi onları getirdi verdi ekmeğin yarısını yedim meyve suyunu açtım içicem ağzıma kola tadı geldi amk baktım içine kola doldurmuş bi bok anlamadım içtim öyle falan o sırada yanımdaki çocuk uyandı genç bişeydi abi suyundan içebilirmiyim biraz boğazım kurudu dedi al kardeşim iç dedim 2 yudum aldı sağol abi dedi bıraktı. Başladık muhabbete anlattım işte olayı bu da salak amk birisine tcsini vermiş bunun adına 3 ayrı şehirden dolandırılıcık dosyası açmış biri bunun adıyla milleti dolandırıyorlarmış çocuk abi ben hayatım boyunca istanbuldan adımımı atmadım dışarı diyo ama kayseride dolandırıcılık yapmışım uşakta dolandırıcılık yapmışım diyo hay amk ne biçim insanlar var diyorum çocuk normalde şeydi bu kafelerde kahvelere böyle köpükten şekil veriyolar falan onla uğraşıyormuş kendi babasının dükkanında çokta güzel yaparım abi bi gün gel diyo amk nezarette muhabbete bak kendi gelmiş bu karakola ne olduğunu anlamamış kontrol ettirmek için bunuda öyle almışlar. Biraz daha konuştuk ettik uyuduk sonra sabah oldu bu çocuğu gelip götürdüler ifadesini almaya bende bekliyorum tek başıma kaldım mal mal oturuyorum böyle 1 saat falan oturdum galiba hiç bi bok yapmadan benide almaya geldiler Gaziosmanpaşa adliyesine götürceklermiş ifade vermeye ama sivil polis geldi bana dalacak nerdeyse ne direniyosun lan sen polise ne zorun var polisle amk diyip üzerime yürüyo. Çabuk eşyalarını verin acelem var dedi eşyalarımı aldı bindirdi beni arabaya yine elimde kelepçeler tabi amk kucağıma da benim eşyaların olduğu poşeti attı arka koltukta öyle bekliyorum bunla bi arkadaşı daha geldi yanımada bi kadın koydular kucağında bebeği var bu da aynı nezarethanedeymiş kadınların yeri ayrı diye hiç görmedim ben bunu bindik öyle gidiyoruz polisler soruyo işte abla senin ne işin var burda bebekle almazlar seni hapise bak boşa götürüyorsun onu yanında diyolar kadın 7 aylık hamileyim ben elimde ultrason raporumda var dedi öyle olunca hapisr alamıyolarmış galiba. Bu kadın adınada kocası dükkan açmış yıllarca vergi ödememiş kocası vefat etmiş sonra vergi borcunu ödemiyor diye bunuda almışlar ama yıllar önce olmuş bu olay. Bu arada bi suçtan aranıyorsanız yakalanmadığınız her yıl alacağınız ceza 2 ay azalıyormuş o karınında işte normalde ne kadar bilmiyorumda 2-3 ay bi cezası kalmış ama kucağında bi bebek bide hamile bu kadın kocasının vergi ödemediğinden haberi bile yok öyle almışlar bana soruyo sen nerde polise direndin delikanlı diyo öbür ilk gelen lavukta ters ters bana bakıyor bende anlattım grev falan adamda diyor senin bi suçun yokki bende diyorum işte kelepçeyede gerek yokki diyorum prosedür öyle diyo sokayım prosedürüne dedim. Kıraç karakolundan canan diye bi kadın daha alacaklarmış onuda adam diyorki arkadaşına canan çingeneymiş galiba rahat durmazsa arkadan kelepçele öyle bindir arabaya diye bekliyoruz giden adamın yanında bi adam daha var elinde kelepçe arabayı süren diyorki canan nerde herif dediki ben canan hasktir olduk adamla aynı anda buda bindi yanıma. 3 kişi arkada şıkış tıkış gidiyoruz bu da çalıntı mal satın aldığı için ifade verecekmiş satanın bi suçu yok demekki alanın suçu var enteresandır memlekette kimsenin de suçu yok zaten anlattıklarımın hepsi işinde gücünde insanlar galiba yada hepsi bana denk geldi bilmiyorum. Gittik ilk beni götürdüler adliyeye kat kat çıkıyoruz işte savcının olduğu yere geldik evrak falan dolduruyor bu bana dedi şuraya otur bi yere kaybolma teröristtim ya zaten ben kaçıcam. 2 dakika sonra geldi yanıma bak insan içindeyiz sende zor durumda kalma kelepçeleri çıkarcam eşyalarını falan koy ceplerine ama çaktırma diyor lan zaten 1000 tane insanın içinden geçtim o halde zor durummu kaldı kafam eğik gidiyorum artık dedim... içimden tabi. Tamam abi dedim çıkardı kelepçeleri eşyalarımı dolduruyorum ceplerime tarihi eser bi naneli sakız vardı onuda polise uzattım aldı çiğnedi sigaradan kokmayak diyor bide. Beni ifade vermem için çağırmışlar o sırada polis götürdü beni ifade veriyorum işte soruyo kadın bana neden ordaydın niye grev yaptınız hiçbişeye zarar verdin mi veya vereni gördünmü sizi kim örgütledi bu şekilde ne kadar süre durdun başından beri ordamıydın falan bi kamyon soru sordu ondan sonra imza falan attım çıktım polis bana diyorki seni bırakırdım ama ters tarafta işim var he abi he tamam dedim son paramla gaziosmanpaşadan eve bile dönmedim direk işe gittim çalışmaya devam ettim.
Buda böyle bi anıdır.
submitted by BeetHovenV to KGBTR [link] [comments]


2020.04.23 16:06 fosyoloji Körlük / José Saramago

Körlük / José Saramago

https://preview.redd.it/qqy87unarku41.png?width=630&format=png&auto=webp&s=48c3aceeddd9973f4e8f4a995a0d58a421f58a6c

Körlük romanının okumaya meraklı herkesin bildiği bir hikayesi vardır. Kitabın Portekizli yazarı José Saramago bir kafede oturur. Siparişini beklerken de ” Acaba tüm insanlar kör olsa nasıl olurdu” diye geçirir aklından. Sonra da modern edebiyatın klasikleri arasına girmeyi başaran “Körlük” romanını yazmaya karar verir.
Ben siparişimi beklerken genelde “öldüm açlıktan nerede kaldı bunlar ya” diye geçirirken analar neler doğuruyor. Tabi öyle olunca da o Saramago oluyor benim durumu da görüyorsunuz zaten.:) İnsanların gerekli ortamı bulduğu zaman nasıl yoldan çıkabileceğine simsiyah bir distopya Körlük.
Nokta ve virgül dışında başka hiçbir noktalama işareti yok Körlük kitabında. Bir başka olmayan şey ise kimsenin adı yok kitapta. Birinci Kör, İkinci Kör ya da Doktor ya da Şoför olarak adlandırıyor. Yazar bu işi öyle güzel yapıyor öyle hoş kurguluyor ki okuyanlar kendilerini kör gibi hissetmeye başlıyor.

Körlük Kitabının Konusu

“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında hepimizin ne kadar kör olduğunu kravatlı adamların röfleli kadınların yüzüne yüzüne doğru söylemiş bir nevi
Kitapta araba kullanan bir adam o esnadaaniden kör oluyor. Ama bu körlük sanıldığı gibi sıradan bir görememe hali değil. Körlük salgın şeklinde herkese bulaşıyor, bir kişi hariç. Ve o bir kişi üzerinden insan yanlarımız sorgulanıyor. Ben kitabı çok beğendim okumanız şiddetle tavsiye olunur…
Bir başka önerdiğim kitap “Kesin İnançlılar / Eric Hoffer” da okunabilir.

Körlük / José Saramago Kitabından Alıntılar

“Asıl körlük, umudun tükendiği bu dünyada yaşamaktı.”
“Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir.”
“Göz, belkide insan bedeninin içinde ruh barındıran tek kısımdır.”
“Sessiz kalma en kuvvetli alkışlamadır.”
“Biz şimdiden yarı ölüyüz, dedi Hayır yarı canlıyız diye karşılık verdi karısı.”
“Duyguları ifade edecek kelimeleri kullanmamak, yaşamda yavaş yavaş kör olmak değil midir zaten.”
“İnsan gibi yaşamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım.”
“Zorunluluklar insana mucizeler yarattırır.”
“Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan fark et.”
“Kör bir polisle, kör olmuş polis arasında fark vardır.”
Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook
submitted by fosyoloji to u/fosyoloji [link] [comments]


2020.04.17 03:24 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.12.22 06:49 cozumx Çölyak Hastalığı Nedir?

Çölyak Hastalığı
Değişen beslenme alışkanlıkları insanların sindirim sistemlerinde önemli ölçüde deformasyona yol açmaktadır. Bu deformasyonlar, en başta yanlış beslenme ve dehidrate kalma durumlarından kaynaklanıyor. Yani vücut yeteri kadar su alamadığı zaman bir de üstüne dengesiz beslenme eklenince malnütre bireyler ortaya çıkıyor. İşte çölyak hastalığı da patolojik olarak bu temelde dayanmakta. Ancak şöyle farklı bir durum var; çölyakta gluten proteinine karşı vücut aşırı bir reaksiyon gösteriyor. Bu reaksiyon sonucunda hastalarda aşırı halsizlik, kusma, baş ağrıları gibi sindirim sisteminin bozukluğundan kaynaklı yan etkiler ortaya çıkıyor. Bir nevi vücudun gluten proteinine açtığı savaş olarak da tanımlayabiliriz çölyak hastalığını.
Çölyak Hastalığı Nedir?
Geçmiş yüzyıllarda insanların beslenme tarzları şimdikine göre daha doğaldı elbette. İşlenmiş ve ambalajlı gıdalar yoktu. Buğday, arpa ve mısır gibi tahıl ürünleri doğrudan tüketiliyordu ve belki de bu tahılların içinde yer alan gluten proteninin genetik yapısı insanlarda çölyak hastalığı gibi bir tabloya yol açmıyordu. Ancak günümüze bakılınca endüstrüyel toplum yapısına dönüştük. Nerede hazır ya da işlenmiş gıda var oraya koşuyoruz. Yediklerimizi araştırmadığımız gibi glutene allerjimizin olduğumuzu bile hastaneye son aşamaya gelince anlıyoruz. Gluten, birtakım tahıl ürünlerinde ve bu tahıl ürünlerinden üretilen gıdalarda bulunan bir protein çeşidi. Yani kompleks bir madde. Bazı insanlar bu gluteni sindiremiyor. Bağırsaklarda sindirilmeden kalan gluten ise, birçok sistemik rahatsızlığa yol açıyor.
Çölyak Hastalığı Belirtileri Nelerdir?
Çölyak hastalığı, dediğimiz gibi vücudun glutene karşı açtığı bir savunma savaşı. Bu savaşı tabiki gluten kazanıyor ve vücuda girdiği anda insanda birtakım belirtiler başlıyor. Sindirim sistemi hastalıklarından kusma, kabızlık ya da ishal olabileceği gibi olay daha da kronik boyutlara geldiğinde ateş, halsizlik ya da baş dönmesi durumları yaşanabiliyor. Hastanelerin gastroenteroloji polikliniklerine gidip bu şikayetlerinizi dile getirdiğinizde zaten doktorun en çok şüpheleneceği hastalık çölyak olmakta. Çünkü Türk toplumu, glutenli gıdalardan zengin besleniyor ve çoğu kişi de semptomları yaşasa bile son aşamaya gelene kadar doktora gitmekte direniyor. Kronik süreçte ise hastaya verilen tek tavsiye gluten yeme oluyor. Yani bağursakların fırçamsı kenar hücrelerine zarar çoktan büyük boyutlarda verilmiş oluyor.
Kaynak : https://www.colyakhastaligi.com
submitted by cozumx to u/cozumx [link] [comments]


2019.12.22 06:33 juzk2929 Çölyak Hastalığı Nedir ?

Çölyak Hastalığı
Değişen beslenme alışkanlıkları insanların sindirim sistemlerinde önemli ölçüde deformasyona yol açmaktadır. Bu deformasyonlar, en başta yanlış beslenme ve dehidrate kalma durumlarından kaynaklanıyor. Yani vücut yeteri kadar su alamadığı zaman bir de üstüne dengesiz beslenme eklenince malnütre bireyler ortaya çıkıyor. İşte çölyak hastalığı da patolojik olarak bu temelde dayanmakta. Ancak şöyle farklı bir durum var; çölyakta gluten proteinine karşı vücut aşırı bir reaksiyon gösteriyor. Bu reaksiyon sonucunda hastalarda aşırı halsizlik, kusma, baş ağrıları gibi sindirim sisteminin bozukluğundan kaynaklı yan etkiler ortaya çıkıyor. Bir nevi vücudun gluten proteinine açtığı savaş olarak da tanımlayabiliriz çölyak hastalığını.
Çölyak Hastalığı Nedir?
Geçmiş yüzyıllarda insanların beslenme tarzları şimdikine göre daha doğaldı elbette. İşlenmiş ve ambalajlı gıdalar yoktu. Buğday, arpa ve mısır gibi tahıl ürünleri doğrudan tüketiliyordu ve belki de bu tahılların içinde yer alan gluten proteninin genetik yapısı insanlarda çölyak hastalığı gibi bir tabloya yol açmıyordu. Ancak günümüze bakılınca endüstrüyel toplum yapısına dönüştük. Nerede hazır ya da işlenmiş gıda var oraya koşuyoruz. Yediklerimizi araştırmadığımız gibi glutene allerjimizin olduğumuzu bile hastaneye son aşamaya gelince anlıyoruz. Gluten, birtakım tahıl ürünlerinde ve bu tahıl ürünlerinden üretilen gıdalarda bulunan bir protein çeşidi. Yani kompleks bir madde. Bazı insanlar bu gluteni sindiremiyor. Bağırsaklarda sindirilmeden kalan gluten ise, birçok sistemik rahatsızlığa yol açıyor.
Çölyak Hastalığı Belirtileri Nelerdir?
Çölyak hastalığı, dediğimiz gibi vücudun glutene karşı açtığı bir savunma savaşı. Bu savaşı tabiki gluten kazanıyor ve vücuda girdiği anda insanda birtakım belirtiler başlıyor. Sindirim sistemi hastalıklarından kusma, kabızlık ya da ishal olabileceği gibi olay daha da kronik boyutlara geldiğinde ateş, halsizlik ya da baş dönmesi durumları yaşanabiliyor. Hastanelerin gastroenteroloji polikliniklerine gidip bu şikayetlerinizi dile getirdiğinizde zaten doktorun en çok şüpheleneceği hastalık çölyak olmakta. Çünkü Türk toplumu, glutenli gıdalardan zengin besleniyor ve çoğu kişi de semptomları yaşasa bile son aşamaya gelene kadar doktora gitmekte direniyor. Kronik süreçte ise hastaya verilen tek tavsiye gluten yeme oluyor. Yani bağursakların fırçamsı kenar hücrelerine zarar çoktan büyük boyutlarda verilmiş oluyor.
Kaynak : https://www.colyakhastaligi.com
submitted by juzk2929 to u/juzk2929 [link] [comments]


2019.10.25 11:27 utku1337 Güvenlik Alanında Kendini Geliştirmek İsteyen Öğrenciler İçin Tavsiyeler

Son iki senedir güvenlik alanında kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlardan çokça e-posta alıyorum. Bunların çoğuna detaylı yanıt verirken bir kısmına bazen vakitsizlikten, bazen gözümden kaçtığı için, bazen de bilerek cevap veremiyorum. Bilerek cevap vermeme sebebim de, yanlış tavsiye vererek insanların hayatında kötü sonuçlar almasını istemiyorum. Yanlış tavsiye vermekten korkuyorum çünkü ben üniversitenin başlarındayken aldığım neredeyse her tavsiye yanlış çıktı. Üstelik bu tavsiyeleri aldığım insanlar kendi alanlarında başarılı insanlardı. Örneğin kimi siber güvenlik sektörünün Türkiye'de asla gelişmeyeceğini, dolayısıyla bu alanda kariyer hedeflememem gerektiğini söylüyordu. Bir başkası da Sourceforge'a (O dönemler Github pek bilinmiyordu) yüklediğim projelerin pek bir önemi olmadığı, naylon da olsa staj yapmam gerektiğini söylüyordu. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu verilen tavsiyelerin birebir tersi çıktı. Bunun sebebi de teknoloji dünyasının çok hızlı değişiyor olması. Önümüzdeki 4-5 seneyi tahmin etmek bile her zaman kolay olmuyor. Ancak yine de genç arkadaşlara kendi görüşlerimi anlatmak istiyorum.
Bu yazıda elimden geldiğince gerçekçi olmaya çalışacağım. Bu şekilde başarılı olma şansınızın yüzde olarak daha artacağına inanıyorum.

Üniversite

İyi bir üniversite eğitimi iyi bir güvenlik uzmanı olmak için şart değil, ancak kişiye çok büyük ivme katabilecek bir etmen. İyi bir üniversitede alınacak Bilgisayar Mühendisliği/Bilimleri eğitiminin kişiye katacağı şöyle özellikler olacaktır:

Ancak şanslıyız ki internet diye bir şey var. İnternet, coğrafyanın kader etkisini azaltan, insanlığın başına gelen en güzel şeylerden biri. Anadolu'nun ücra bir köşesinden bile Standford'un derslerini dinleme şansımız var. Tabiki diğer çevresel imkanlardan mahkum kalacağız ama yine de bilgi seviyemizi yükseltmemiz mümkün. Eğer iyi bir üniversite okuma şansınız yoksa üzülmeyin, çalışarak bu açığı kapatmak imkansız değil. Ancak üniversite gereksizdir diye de havaya girmeyin, çünkü siz oyuna 3-0 geriden başlıyorsunuz. Rehavete kapılarak onları yakalamanız mümkün olmayacak.

Aranan Güvenlikçi

Güvenlik dünyasının günümüzdeki durumu, yeni başlayanlar için büyük bir ilüzyon sunuyor. Birkaç araç kullanmayı öğrenmiş, güvenlik açıkları hakkında biraz bilgi sahibi olan insan, sektördeki büyük boşluğu da görerek bir anda ben oldum havasına girebiliyor. Ancak güvenlik dünyasına giriş seviyesi muhtemelen ileride günümüzdeki kadar düşük olmayacak. Nasıl ki 10 sene öncesine göre günümüzde çoğu güvenlik faaliyeti otomatize olduysa, ileride de öyle olacak. Sistemlerin çalışma prensiplerini bilmeyen, güvenlik problemlerine çözümler geliştirmeyen, programlama ve diğer disiplinlere hakim olmayan kişilere güvenlik dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü onların işleri de otomatikleşecek. Hem günümüzde, hem gelecekte her daim aranan, işsiz kalma ihtimali olmayan bir kişi olmak istiyorsanız şu özelliklere sahip olmanız gerekir:


Hedefler

Bu kısımda karışık olarak üniversite hayatınız boyunca belirlemeniz gereken hedeflere yer vereceğim.
Okul Dersleri
Okulun ilk yıllarında kimya, fizik gibi dersler vaktimizin çoğunu ne yazık ki çalacak. Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile zorunlu tutulmayan bu dersler Türkiye'deki bilgisayar fakültelerinde ne yazık ki öğrencilere dayatılıyor. Bu dersleri vakit kaybetmeden vermeniz iyi olacaktır. Onun dışında kalan bilgisayar derslerine mutlaka sıkı çalışın, bunlara ihtiyacım yok demeyin. Sıkı çalışmanın yanında bu derslerde öğrendiklerinizin gerçek hayattaki uygulamalarını mutlaka inceleyin. Öğrencilik hayatım boyunca ortalaması çok yüksek ancak derslerin gerçek hayattaki karşılığı hakkında hiçbir fikri olmayan çok insan gördüm.
Ortalama konusuna çok kafayı takmayın. Dersten öğrenmeniz gerekenleri öğrendiğinizi düşünüyorsanız ve dersi geçtiyseniz tamamdır. İş hayatında ortalamanın önemi sıfıra yakın. Ama akademisyen olma gibi bir düşünceniz varsa ortalamaya dikkat etmeniz gerekir.

İngilizce
Yukarıda da bahsettiğim gibi eğer %100 İngilizce ders işlenen bir üniversitede okuyorsanız 4 senenin sonunda illaki iyi bir İngilizce'ye sahip oluyorsunuz. Peki geriye kalan insanlar ne olacak? Örneğin Erzurum'da doğan bir kişiyi düşünün. Hayatı boyunca hep derslerine çok iyi çalışmış, liseyi şehrin en iyi okulunda okumuş, üniversite sınavında da iyi bir sonuç çıkartarak İstanbul Üniversitesine girmiş. Burada da derslerine çok iyi çalışarak okulu çok iyi bir dereceyle bitirmiş. Ne yazık ki bu kişi hayatı boyunca yüzde yüzüyle derslerine çalışsa da çalışma hayatında geri planda olacak. Çünkü özel bir üniversitede okuyan kişi iyi İngilizce'si sebebiyle bu arkadaşın önüne geçecek.
Burada suçlamamız gereken şey kötü eğitim sistemimiz içinde yer alan berbat İngilizce eğitimimiz tabi ki. Ancak bir yandan bu kötü sistemi eleştirirken bir yandan kendinizi kurtarmanız gerekiyor. İngilizce bilmemek kendinizi geliştirmenize engel, çünkü tüm yeni kaynaklar İngilizce olarak çıkıyor. Dolayısıyla iyi bir işe girmenize de engel. Bunun yanında sosyal hayatta da İngilizce bilmemek hep karşınıza çıkacak ve hep moralinizi bozacak. O yüzden eğitim hayatınız boyunca her gün azar azar çalışarak durumunuzu orta bir seviyeye getirin. Daha sonra para kazanmaya başlayınca düzenli olarak İngilizce kursuna gidin. Eğer maddi imkanınız el veriyorsa hemen bu kurslara yazılın.

Açık Kaynaklı Yazılım
İşe alımlarda ilk bakılan yerlerden biri kişinin Github hesabıdır. Burada çok yeni, sofistike bir yazılım geliştirmenize gerek yok. Dikkat etmeniz gereken en önemli şey projenin "Readme" kısmıdır. Siz burada yazılımın arkasındaki fikri iyi anlatabiliyor musunuz, kurulum ve kullanım adımlarını güzelce yazabiliyor musunuz, kullanım alanlarını örneklendirebiliyor musunuz.. önemli olan bunlardır. İyi dokümante edilmemiş bir projenin içeriği müthiş olsa da bir anlamı olmayacaktır.

Soru Sorma Yeteneği
Çoğu üniversite öğrencisinde ya da yeni mezunda gördüğüm problem düzgün soru soramamalarıdır. Giriş-gelişme-sonuç şeklinde ele alınan, gereksiz detaylardan arındırılmış sorular sorabiliyorsanız, mutlaka aradığınız cevabı bulursunuz. Üniversitedeyken Chris Stephenson hocanın bir dersinde düzgün soru sorabilme konusunu işlemiştik. Burada Stackoverflow'da sorulan soruları inceleyip nasıl iyi soru sorulur konusuna değinmiştik. Dersin forumunda hoca, iyi soru sorabilen öğrencilere ek puan verirken kötü soruları cevaplamıyordu. Bu ders, üniversite hayatımda aldığım en iyi derslerden biriydi. Hala daha pek çok mecrada fake hesaplarla onlarca soru sorup cevaplar alırım.

Araştırma Yapma ve Sonuçları Yazıya Dökme
Diğer bir gördüğüm problem de üniversitelerde tez yazma ile ilgili bir ders verilmiyor oluşu. Öğrencilerden tez yazmaları bekleniyor fakat bunun metodolojisi düzgün öğretilmiyor. Dolayısıyla öğrenci bir probleme yönelik hipotez nasıl geliştirilir, nasıl deneyler yapılır ve sonuçlandırılır kısmına hakim olamıyor. Bu metodolojiyi iyi öğrenmeniz ileride konferanslarda sunum yapmak istiyorsanız çok önemlidir.

Güvenlik
Güvenlik de aslında doktorluk gibi farklı dallara bölünmüştür. Web, network, tersine mühendislik, zararlı yazılım vs. pek çok alan olduğu gibi ofansif ve defansif güvenlik olarak da ayırmak mümkündür. Öğrencilerin %90'ı tabiki daha "havalı" olduğu için ofansif güvenliğe yönelmek ister. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak ofansif güvenliğin yol açtığı ilüzyonların da farkında olmanız gerekir.
Ofansif güvenlik geri dönüşü çok hızlı alınabilen bir alandır. Örneğin web güvenliği çalışmaya başlarsınız, XSS isminde bir zafiyet öğrenirsiniz, Burp Suite yazılımını kullanmayı öğrenirsiniz, X isimli websitede bu zafiyeti bulup bayram edersiniz. Ancak ne yazık ki bu sizin iyi bir güvenlikçi olduğunuz anlamına gelmiyor, siz bir script kiddie oldunuz. Script kiddie'lerin de önünde çok parlak bir yol yok. İyi bir güvenlikçi olmak istiyorsanız şunlara dikkat etmelisiniz:

  1. Önce sistemlerin nasıl çalıştığını iyi kavrayın, sonra güvenliğini araştırın. Mesela derste network konusu işleniyorsa önce bunun çalışma prensibini araştırın, sonra burada oluşabilecek saldırıları araştırın.
  2. Saldırılara karşı alınacak defansif çözümleri de araştırın. Örneğin web güvenliğini araştırıyorsanız ortaya çıkabilecek zafiyetlerin geliştiriciler tarafından nasıl çözülebileceği konusuna da kafa yorun.
  3. Antreman platformlarında pratikler yapın. Örneğin web uygulama güvenliğini araştırıyorsanız kendinden zafiyetli DVWA gibi platformlarda denemeler yapın.

Eğitim Kampları ve Topluluklar
Linux Yaz Kampı, Akademik Bilişim ve benzeri kamplara mutlaka katılmaya çalışın. Burada hem teknik anlamda kendinizi geliştirirsiniz, hem de çevreniz genişler. Eğer bunlara katılma imkanınız yoksa bulunduğunuz okulda ya da şehirdeki güvenlik topluluklarına dahil olup buralarda zaman geçirin. Çevrenizi genişletmeniz sektörde yükselmenize ve iş bulmanıza katkı sağlar.

Staj
Üniversite son sınıfa yaklaşırken uzun dönem stajyer arayan firmaları tespit edip buralara başvurun. Uzun dönem stajınız bittikten sonra çok büyük ihtimalle işe alınırsınız. Alınmazsanız bile farklı bir firmada başlama ihtimaliniz çok çok yüksektir. Bir iki aylık yaz stajları yerine son sınıfta senelik staj yapmanız sizin için daha iyi olacaktır.

Diğer Konular

Burada da hedefler konusunda yer vermediğim ancak sıkça sorulan bazı konular hakkında görüşlerimi söylemek istiyorum.
CTF'ler
CTF yarışmaları güvenlik sektörünün sporudur. Spor dememin sebeplerimden biri CTF'lerde karşınıza çıkan soruların genellikle gerçek hayatta bir karşılığı olmaması. İkincisi ise daha çok antreman yapan (örneğin eski CTF'lerin writeup'larını okumak) kişilerin öne geçiyor oluşu. CTF'ler güzeldir, eğlencelidir fakat bir öncelik olarak görülmemelidir.

Bug Bounty
Bug bounty konusu günümüzde en çok konuşulan konulardan biri. Bug bounty sayesinde 18 yaşındaki biri, kıdemli bir güvenlik uzmanının bir senede kazandığı parayı bir ayda kazanabiliyor. Bu açıdan bakınca çok güzel. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı konular var.

  1. Bug hunter gerçekten önemli uygulamalarda sofistike açıklar mı buluyor, yoksa düşük profilli sitelerde XSS bulan bir robota mı dönüşmüş? Eğer ilkiyse süper, böyle aynen devam. İkincisi ise bu yaptığı eylem onun iyi bir güvenlikçi olmasına pek katkı sağlamıyor.
  2. Kişi bulduğu güvenlik açıkları hakkında detaylı bilgiye sahip mi? Sıklıkla karşılaştığım bir durum da şu: kişinin çok sayıda bug bounty'si var ancak bulduğu güvenlik açıklarının nasıl çözülebileceğine dair bir fikri yok. İyi bir güvenlikçinin problemlere çözüm de sunması gerekli.

Sertifikalar
Sertifikaların bir kişinin bilgisini ispatladığına inanmıyorum. Sertifikadan ziyade kişinin ortaya koyduğu çalışmalar bence daha önemlidir. O yüzden kariyerinizin başında sertifika almak için uğraşmayın. İşe girin, şirketiniz şart koşarsa sertifika alırsınız.

Yüksek Lisans
Gördüğüm kadarıyla Türkiye'deki siber güvenlik yüksek lisansı bölümleri kurs gibi çalışıyor. Eğer akademik bir kariyer hedefliyorsanız buraları size tavsiye etmem. Eğer buraları bir kurs gibi değerlendirirseniz işinize yarayabilir. Ancak maddi imkanınız sıkışıksa buralara para harcamanızı tavsiye etmem.
submitted by utku1337 to trsec [link] [comments]


2019.10.07 20:51 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 4. BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 4. BÖLÜM
Genç Hobbit
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Müziksiz Olmaz ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
*Sarumanın günlükleri 9.kayıp cilt, 20. büyülü sayfa , sayfa 819.

Ben ki Saruman, o gün KGBde sıradan bir güne uyandığımı zannederdim. Fakat gün geçmesin ki yeni bir hobbit doğmasın. Her yerden insanlar olurdu küçük kgb kasabasında, farklı yüzler tanırdık. Ancak bugün bahsedeceğim kişi en ücra yerlerden, hatta orta dünyada yalnızca benim gibi bir whitewizardın bile bulamadığı gebze isimli karanlık bir mağaraya kökenini dayandırır.
O gün commentlerde ortaya çıkan bu genç adamın ismi u/kralperxx idi.
Ünvanını kazanmamış bu hobbiti her yerde görebilirdiniz altın çağ öncesinde; postlarda, commentlerde ve nsfwlerde. Ancak her hobbitin olduğu gibi, onun da yükseliş zamanı vardı, ve o güne tanıklık etme şerefine nail olanlardandım.
Tam olarak söyle olmuştu:
Ben Saruman, ak asamı elime almış rising postsu incelemeye koyulmuştum. Tam güzel bir nsfw ile zabumafuyu dizginlemeyi başarmış, günlük sonrasında hobbit teftişindeydim ki canla başla çalışan, hatta her gün en az bir shitpost atan o gözüme çarptı. Gebzeli olduğunu belirten hobbite yüce bir cüce, Han'da bağırarak ilk ismini veriyordu.
''GEBZELİ OROSPU ÇOCUĞU!''
Yüce Valar aşkına! O ne kuvvetli bir gürültüydü. Keşke cücenin nickini okuma fikrine varsaydım da size yazabilseydim, ama zabumafuyla olan mücadelemden sonra istari ruhum yorgun düşmüş ve düşünemez olmuştu.
Han'da tüm ses kesildi.
Nsfwlerini yavaşça yere düşürdü hobbitler.
Oldlar dikkatini mevzubahis hobbite çevirdi.
Cüceler meme kazmalarını kavradı.
Hatta kapıdan yeni girmiş olan Lord bile sese kulak kesilmişti.
Yavaşça sakalımı sıvazlarken aklıma nüfuz eden düşünceleri kontrol etmeye çalıştım: ''Gebze neresi amk?'' dedim içimden.
Hobbit köpürüyordu, fakat Orospu Çocuğu olduğu için değil, Gebzeli olduğunu hatırladığı için. Cüceye küfürler yağdırıyordu ama kazandığı ünvan; onun ilk hazinesi, hatta en değerli şeyi olabilirdi. Yerden küçük bir kağıt aldı ve ona bir şeyler karalamaya başladı. Kgb tüm hobbitlerini severdi, o da bunu değerli buluyordu. Küçük nsfw lisesinde tonla arkadaşı vardı, ancak bu handan adımını attığı ilk günden beri 2. bir ailesi olduğunu bilen bir hobbitti.
Elindeki kağıdı kamasının kılıfına sokmadan önce ne yazdığını az biraz seçebildim;
''Bir gün gerçek bir orospu çocuğu olacağım. Gebzeli bir Orospu Çocuğu.''
Gözyaşlarını anacığının ördüğü pelerinine silerek kağıdı kamanın yanına iliştirdi.
Oldlar asalarını alıp güven verici bir gülüşle çıktılar rising posts'tan. Ben de tam çıkacaktım ki, hancının tabelayı değiştirdiğini farkettim: ''Hot Posts''
Postu commentiyle birlikte hot posts'a çıkmıştı.
Yavaşça dışarı süzüldüm: pencereden u/kralperxx i izleyen bir hobbit vardı. Normalde hobbitler büyüyle ilgilenmez, ancak onun sadece bir hobbit olmadığını ilk bakışta farkederdiniz. Büyülü aurasını daha ilk bakışta sezmiştim. Büyücü bir hobbit mi, daha neler?!
Yanından geçerken bana pis bir bakış attı ve u/kralperxx e doğru ilerledi. Nickini ve pelerinine işlenmiş flairini okuduğumda az daha asama oturuyordum.
u/okuryusuf : Orospu Çocuğu
''Old bir orospu çocuğu mu, vay canına'' dedim kendi kendime. Gerçekten saygıdeğer bir hobbit olmalıydı. u/kralperxx in yanına vardığında kulağına bir şeyler fısıldadı ve yavaşça Lordun masasına oturdu, Lord onu gördüğüne sevinmiş ve oldların izinden giden hobbitlerin varlığı KGB köyüne ilham vereceği için gülümsemeye başlamıştı. Fakat çoğu hobbit u/okuryusuf un old olduğundan bihaberdi. Onu öğrenmeleri için chat odasının açılması gerekiyordu.
*********************************************************************************************
Bu olaydan bir hafta geçti geçmedi, ben Saruman Kgb tarihi isimli bir seriye başlayalı pek olmamışken, bir commente rastladım yine genç hobbitin yer aldığı. Birisi ''Sana neden orospu çocuğu diyorlar, durdursana şunu.'' tarzı bir şeyler girmişti. İşte o gün genç adamın kendini kanıtlama günüydü. Bar olayından çok geçmediği için daha yeri tam oturmamış, sadece bizlerin söyleyeceği, gelip geçici bir şey olacağını sanıyorduk. Ama yanında taşıdığı kağıtta yazanlar onun hayatta kalma mücadelesi olacaktı.
Kamasını çıkardı ve sözün sahibi amk newinin boğazına dayadı.
''Sanane anasını siktiğim ben *GEBZELİ BİR OROSPU ÇOCUĞUYUM*''
Daha bir hafta geçmeden ünvanına bağlılığı gözlerini kamaştırmıştı kgb halkının. Yol üstündeki birkaçımız u/kralperxx e upvotelerini vermiş, newi ise yaklaşık -10 pointse indirmiştik. Bu genç adama doğruyu yaptığını anlatmak için güzel bir yoldu.
Böylece ünvanını korumaya başlayan, eli sikinden inmeyen genç hobbit u/kralperxx yaptığı bu çıkışla kendini kanıtlamıştı, ve az daha diğer hobbiti doğruyordu amk delisi. Bu hobbitlerin sağı solu belli olmuyor harbiden. Kalabalıkta birisi kamasını aldı da zor tuttuk ufak piçi. Bundan sonra onun commentlere down atsak iyi olacak, yoksa çok gaza geliyor.
**********************************************************************************************
Bir orospu çocuğunun doğuşu da böyle oldu işte. Yavaşça asamı alıp orta dünya döşeğime geçtim, Shelobu sikmeyi bırakalı 1 hafta kadar olmuştu. En son yazdığım festivalde sikiştikten sonra ayrılmıştık, neyse ki ben Saruman metanetli bir adamdım. Kadınların gelip geçici olduğunu, en uzun süreli hatunumdan ayrıldıktan sonra bile başımı eğmemem gerektiğini daha önce de zor yoldan öğrenmiştim zaten. Belki de Lordun kutsal öğretilerini dinleyip siyahbenizli güney kadınlarını tercih etmeliydim. Dediğine göre daha vahşi oluyorlarmış, Shelobumdan bile daha vahşi. Gözleri çekik, göçmen güzeli tatlı dilli shelobumdan. Yine efkarlandık anasını satayım, bir pipo yakıp orta dünya döşeğime geçeyim en iyisi. Belki de yolda gördüğüm bir hobbitin vereceği nsfw gönlümdeki yarayı dindirmeme yardım eder. Ha ayrıca, bu u/kralperxx in ünü de handa yayılmıştı, u/praventuccari bile post açmıştı adına. u/AdarOkan ın altına attığı commentte bile agresif hobbit orospu çocuğu ünvanını korumak için üstüne atlamıştı, neyse ki mavi okları kafasına fırlatmaya alıştığımız için zararsızdı artık. İyi bir adam bile sayılabilirdi.
********************************************************************************************
Ayrıca bugün, yani tüm bunlardan yaklaşık bir süre sonra İNANILMAZ BİR ŞEY OLDU!
Lordun söz verdiği Chatroom, AÇILDI!
Postlarını gördüğüm u/karmamarma1 gibi deli orospularla tanıştım, inanabiliyor musunuz! Ayrıcı orada yeni dostlar edinmenin de keyfi bambaşka bir haz olacaktı, tüm ghostların akın etmesi de cabası tabi, her gün birilerini tanıyordunuz.
Bir de değerli adamlarla tanıştım tabi, u/corneliusvanbaerle ve u/ministerblackveil gibi bilge elfler her hafta sonu teftişe uğrar, grubun durumunu teftiş ederdi. Farklı diyarların gezginleri olan u/tlhnsrck ve u/ministerblackveil ufkumuzu açardı; Lordun son durumlarını öğrenir, u/TigrisSs in tutmamak üzere Maia lar tarafından lanetlenmiş kuponlarından da burada bahsederdik. Mesela haşmetli sikini sağa sola vurmaktan çekinmeyen bir hobbit, u/hamhumsaralop sürekli donu indirip chatrooma girer, sikiş muhabbetleri açıp dikkat dağıtırdı. Hele bir de u/kralperxx ile bir araya gelmeyedursunlar. Neyse ki u/bumbeyarag hobbitlerin kulağını çekmeye gelirdi.
Chatroom açılır açılmaz hemen post'umu attım, Kgbyi bilgilendirmeliydim. Bunu KGBnin kutsal metinlerine yazacağıma dair kendime sözüm vardı.
Ayrıca u/wingedhusser gibi çok soru sormasanız da epey şey öğrenebilirdiniz buradan, u/21120121 (bu kadar zor nick seçilir mi kabasakal) ın flairinin kökenini de buraya gelip araştırabilirdiniz. Daima 1 2 old olurdu ortalıkta.
Günler geçecek, yeni insanlar getirecekti chatroom. O günler gelene kadar bekleyeceğiz, ayrıca şu aralar tablo ve wallpaper paylaşımında bir düşüş var, ileride düzelir umarım. Şimdilik aksiyonlarımız bunlar sihirli papirüs. Seninle kısa bir süre sonra tekrar karşılaşıp yeni bir macerayı da aktarmak dileğiyle. Yeni flairler, ve banhammer kutsama töreni de kapıda gibi duruyor, hadi hayırlısı. Gidip de zabumafuyu bir yumruklayayım.
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.08.26 00:31 utanmaz-arlanmaz Polonyalı kız düşürme rehberi

Öncelikle, neden polonyalı kızlar?
1- Avrupa'daki en güzel kızlar buradadır
2- Çoğunluğunun kişiliği "güzel görüneyim" ile sınırlı değildir, muhabbetleri sarar, esprilidirler
3- Genelde tarihi sebeplerle türklere sempati beslerler. ayrıca türk erkeğinin avrupa erkeğinden daha öküz olması da hoşlarına gidebilir.
4- Para birimleri Zwoty, euro değil. 3 sene öncesine kadar türk lirasından daha değersizdi, şimdi geçti tabii. 2014'te 1pln=0,67try iken, şimdi 1pln=1.47try. yine de euro'ya göre çok daha ucuz, biraya 3 lira vereceksiniz
Taktikler:
1- Leh tarihine bakın. Genel olarak tarihlerini iyi bilirler ve konuşmayı severler.
2- Jan Sobieski kimdir öğrenin, ve hatun kişiye bildiğinizi gösterin. Sobieski onlar için çok önemli bir tarihi karakter. 1683'teki ikinci viyana seferinde osmanlı ordusunun içinden geçen koalisyonun başında zamanın leh kralı sobieski varmış, ve avrupayı türklerden temizleyen kişi olarak bilinirmiş. osmanlılar da ona "Lehistan Aslanı" derlermiş. "Sobieski olmasa şu an sana Paris'ten yazıyordum güzelim" gibi laflarla azcık gururunu okşayın, ama çok şımarırsa Varna savaşını hatırlatın.
3- İsmet Paşa'dan bahsedin. Ne alaka? ikinci dünya savaşı sırasında türkiye polonyadan sayısız göçmen almış, özellikle doktor. nazi almanyası polonyayı işgal ettikten sonra, Alman elçi İsmet İnönü'ye gelip "Polonya artık bize ait, onların elçilik binası da bize tahsil edilmeli" demiş. İnönü ise "polonya ile türkiyenin gelenekten kalma bir ittifak'ı vardır. gelip geçecek bir durum yüzünden dostlarımızı yüz üstü bırakmayız" diye cevap vermiş. bununla da kalmayıp polonya elçiliğini alman elçiliğinin hemen karşısına almış(bundan emin değilim, ama söyleyin yani kontrol edecek değil ya).
4- ikinci dünya savaşı hakkında sorular sorun, genelde bunları konuşmaktan keyif alırlar. ben polonyalılara ilk "sence hitler mi ülkene daha çok zarar verdi, stalin mi?" diye sorarım, uzuuun uzun cevap verirler. düşünmek zorunda kalıp derin bir muhabbete sürüklendikleri için samimiyet bir anda kurulur.
5- çok çok yakışıklı değilseniz polonya kızlayla kısa sürede mutlu sona ulaşamazsınız, bu yüzden bunun uzun soluklu bir çalışma olacağını bilin.
6- hemen hepsinde "I am not like other girls" sendromu vardır, he diyip geçin
7- türkiye gibi, polonya da kadın haklarında sınıfta kalmış bir ülke(tr kadar olmasa da). buradan da yürüyebilirsiniz.
8- bu her millet için geçerli, kıza kendi hakkında uzun cevap isteyen sorular sorun (bölümünden mezun olunca nasıl işler bulabileceksin, ilerde polonyada mı kalmak istersin başka bir ülkede mi, gibi), çünkü herkes kendinden bahsetmeye bayılır. siz de kendinizden uzun uzun bahsetmeyin, gerekli bilgileri verip kıza sorular sorun.
9- din konularını konuşmayı severler, yardırın. müslümansanız ters tepebilir.
10- leh dilinin acayipliğinden bahsedin. lehçe tekerleme bulup "bu nasıl okunabilir lan oha?!" diyin. bizim gibi, kendi dillerinden bahsedilmesinden hoşlanıyorlar hatta gaza gelip size ses kaydı göndermeye karar verebilirler. bunun için öncesinde biraz konuşmuş olmanız gerekiyor, açılışı bununla yaparsanız muhtemelen siklenmezsiniz.
11- çoğu leh kızı bilgisayar oyunları oynar. Witcher'dan(ve dizisinden) girerseniz direkt muhabbet başlar. çok fazla rocket league oynayan leh kız var mesela. ama sakın ha rekabetçi olmayın, bunalırlar.
bonus- birkaç sene öncesine kadar polonyaya direkt uçuş yoktu; almanyaya uçulur ve trenle polonyaya geçilirdi. artık 800 liraya falan direkt gidiş geliş uçuşlar var. yine de almanya+tren yapmak daha ucuza gelebilir, hesabını yaparsınız.
bonus- sarhoş edeyim gibi pislikler yapmaya kalkmayın. anne karnında plasenta yerine vodka var bunlarda, yarışamazsınız zaten.
12- Saygılı olun. Karşınızdaki mal değil, sizin ne tip olduğunuzu kolayca anlar. direkt nude almak istiyorsanız unutun o işi. en az bir kere buluşmadıkça öyle bir güven kazanmanız zor. zaten o kafadaysanız yukardaki bütün adımları uygulasanız da kızla iletişimi devam ettiremezsiniz.
13- Polonya tarihine saygısızlık etmeyin. son 300 yıldır güçsüzler, hatta 123 sene boyunca varolmamışlar doğru; ama zamanında baltık denizinden karadenize kadar uzanan, avrupa ve osmanlıya(en güçlü zamanlarında) kök söktürmüş bir devlettir. osmanlı ile aynı yıllarda güçlenmiş, aynı yıllarda çökmüştür; iki ülkenin kaderi paraleldir. buna vurgu yaparsanız işe yarar. hatta 2. dünya sırasında türkiyenin bulunduğu duruma "polonya kompleksi" denir. çünkü her an savaş tehdidi altında olan türkiye, 1799'daki polonya gibi ilhak edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsmet İnönü'nün politikaları sayesinde bu gerçekleşmez.
her şeyden önemlisi, insan olun. olur da nude alırsanız sağa sola yaymayın. size ilgi göstermeyen kızları sürekli mesajla taciz etmeyin. "model misin .d.d.d.d" yapmayın. böyle tipler yüzünden insanlar türk erkeğine karşı ön yargılı. sabırlı olun, ön yargıyı kırın.
submitted by utanmaz-arlanmaz to KGBTR [link] [comments]


2018.10.31 19:12 throwmefaway Arı Filmi Senaryosu

. Bilinen tüm havacılık kurallarına göre. bir arının uçabilmesi mümkün değildir . Kanatları şişko ufak vücudunu yerden kaldırmak için çok küçüktür . Arılar her şeye rağmen uçar. çünkü arılar insanların imkansız dedikleri şeyleri takmaz . Sarı siyah. Sarı siyah. Sarı siyah . Aaa siyah ve sarı! Haydi bugün biraz farklı takılalım . BAL. Barry! Kahvaltı hazır! Geliyorum! Bir saniye bekle . Alo? Barry? Adam? Bu olaya inanabiliyor musun? İnanamıyorum. Geçerken alırım seni . Çakı gibiyim . Merdivenleri kullan. Baban onlara dünyanın parasını verdi . Çok heyecanlıyım . Mezunumuz da geldi. Seninle gurur duyuyoruz oğlum . Notların da harika . Çok gurur duyuyoruz . Anne! Şekil yaptım o kadar ya . Üstün tüylenmiş. Ah! Beni yoluyorsun! El salla! 'ninci sırada olacağız. Hoşça kalın! Barry sana ne dedim? Evde uçmak yok! Merhaba Adam. Selam Barry . Tüy jölesi mi bu? Biraz. Bugün özel bir gün . Başaramam sanıyordum . Üç gün ilkokul üç gün lise . Lise günleri korkunçtu . Üç gün üniversite. İyi ki bir gün ara verip otostopla kovanı dolaşmışım . Döndüğünde farklı biriydin . Merhaba Barry. Artie bıyık mı bıraktın? Yakışmış . Frankie'yi duydun mu? Duydum . Cenazesine gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim . Birini sokarsan ölürsün . Bu hakkını da bir sincapta kullanmazsın. Asabi herif . Yoldan çekilmeyi akıl edebilirdi . Yollarımızdaki bu lunapark uygulamasını çok seviyorum . Tatile ihtiyaç duymamamızın nedeni de bu . Vay be çok heyecanlı. Yani bu koşullar altında . Adam bugün erkek oluyoruz. Aynen! Arı beyler. Süper! Yaşasın! Öğrenciler fakülte ve değerli arı mensupları. karşınızda dekanımız Sayın Vızvızoğlu . Hoş geldiniz güzide Kovan Şehri'mizin sevgili. MEZUNLARI. mezunları . Mezuniyet törenimiz sona ermiştir . BALYAP şirketindeki kariyeriniz başlamış bulunmaktadır! İşimizi bugün mü seçeceğiz? Sadece eğitim dönemi diye duydum . Dikkat! İşte başlıyor . Lütfen ellerinizi ve antenlerinizi her zaman vagonun içinde tutunuz . TEBRİKLER İYİ ŞANSLAR. Acaba nasıl olacak? Biraz ürkütücü . Balyap'a hoş geldiniz Balsan Şirketi'nin. ve Baltıgen Şirketler Grubu'nun bir parçası . İşte bu! Vay canına . Vay canına . Siz arılar ömrünüz boyunca çok çalışacağınız. bu noktaya gelebilmek için bir ömür boyu çabaladınız . Bal gözüpek Polen Gücü ekibinin kovanımıza getirdiği nektarla başlar . Çok gizli formülümüz. renklendirilip koku ayarı ve baloncuk ayrıştırma işlemi yapılarak. altın gibi parıldayan. tatlı şuruba dönüşmesiyle oluşur ki biz buna. Bal deriz! Çok seksi. O benim kuzenim! Öyle mi? Hepimiz kuzeniz . Haklısın. Balyap arı halkının varlığının. her açıdan korunması için durmaksızın çabalar . Bu arılar yeni kasklarımızın dayanıklılık testini yapıyorlar . Ne kadar kazanıyor acaba? Ne kadar alsa az . Ve işte en son icadımız Krelman . Ne işe yarıyor bu? Balı döktükten sonra. kenarda kalanları toplar. Milyonlar kazandırıyor bize . Krelman'da çalışmak mümkün mü? Tabii ki. Birçok arı işi küçük işlerdir. Ancak arılar bilir ki. her iş küçük de olsa eğer iyi yapılıyorsa çok önemlidir . Fakat mesleğinizi dikkatli seçin. çünkü seçmiş olduğunuz meslekte ömrünüzün sonuna kadar kalacaksınız . Ömrümün sonuna kadar aynı işi mi yapacağım? Bunu bilmiyordum . Ne fark eder ki? Şunu bilmek sizi çok mutlu edecektir arı halkı tam milyon yıl boyunca. bir gün bile izin yapmamıştır . Ölümüne mi çalıştıracaksınız bizi? Deneyeceğiz . Balyap. Vay be! Aklımı başımdan aldı! "Ne fark eder ki?" Nasıl böyle bir şey dersin? Sonsuza dek bir tek iş. Bu yapılabilecek en çılgınca seçim . Ben rahatladım. Hayatımızda tek seçim yapacağız . Nasıl olur da bunu bize söylemezler? Barry neden her şeyi sorguluyorsun? Biz arıyız . Yeryüzünün en mükemmel işleyen topluluğuyuz . Burada her şeyin biraz fazla iyi işlediği hiç mi aklına gelmiyor? Bana bir örnek ver . Ne bileyim ben ama neden bahsettiğimi biliyorsun . Kapıyı boşaltın. "Kraliyet Balözü Kuvvetleri" inişe geçiyor . Dur bir dakika . Hey bunlar Polen Gücü! Vay canına . Hiç bu kadar yakından görmemiştim . Kovanın dışını biliyorlar . Ama bazıları geri dönmüyor . Selam! Merhaba Polenciler! Nektar. Harikaydınız beyler! Sizler canavarsınız! Göklerin kralısınız! Bayılıyorum size! Acaba neredeydiler. Bilmem . Onların günleri planlı değil . Kovanın dışında nerelere gidip neler yapıyorlar kim bilir? Pat diye Polen Gücü'ne katılamazsın. Ona göre yetiştirilmelisin . Haklısın . İkimizin ömür boyu göremeyeceği kadar polen var burada . Alt tarafı bir itibar göstergesi. Arılar bunu biraz fazla önemsiyor . Belki. Üzerinde varsa ve kızlar bunu görüyorsa işler değişir . Şu kızlar mı? Onlar da kuzenimiz değil mi peki? Uzaktan. Uzaktan . Şu ikisine bakın . İki tane kovan miskini. Şunlarla biraz dalga geçelim . Polen Gücü'nde olmak tehlikeli olmalı . Evet. Bir keresinde bir ayı beni bir mantara sıkıştırdı . Bir pençesi boğazımdaydı. Diğeriyle sağlı sollu tokatlatıp duruyordu beni! Vay canına! Yenebileceğimi tahmin etmezdim . Bunlar olurken sen ne yapıyordun? Yetkililere haber veriyordum . İmzalayabilirim . Bugün dışarısı sarstı değil mi beyler? Evet . Yarın buradan km. Uzaklıktaki ayçiçeği tarlalarına gidiyoruz . kilometre mi? Barry! Bizim için kısa mesafe ama belki sana uygun değildir . Belki de uygundur. Hayır değildir! J Kapısından sıfır dokuz sıfır sıfır'da kalkıyoruz . Ne dersin vızvız çocuk? Yeterince güçlü müsün? Olabilirim. Sıfır dokuz sıfır sıfır'ın ne demek olduğuna bağlı . Hey Balyap! Beni korkuttun baba . Hangi işi istediğine karar verebildin mi? Bir sürü seçenek var. Ama sadece birini seçebilirsin . Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldığın oldu mu hiç? Karıştırmanın ne olduğunu anlatayım . Sopayı tutarsın şöyle bir gezdirirsin güzelce karıştırırsın . Bir ritim tutturursun kendine. Çok güzel bir şeydir . Düşünüyorum da. belki de bu bal alemi bana göre değildir . Ne düşünüyordun baloncu olmayı mı? İğnesi olan biri için kötü bir meslek . Janet oğlun bal işine girmek istediğinden emin değilmiş! Barry bazen çok komik oluyorsun. Olmaya çalışmıyorum . Bal işine giriyorsun. Oğlumuz Karıştırıcı olacak! Karıştırıcı mı olacaksın? Kimse beni dinlemiyor! Senin için özel sopalarım var . Şu anda ne istersem söyleyebilirim. Dövme yaptıracağım! Haydi taze bir bal açıp bunu kutlayalım! Belki burnuma da küpe taktırırım. Antenlerimi kazıtırım . Bir çekirgeyle çıkarım. Altın diş taktırıp önüme gelene "kanka" derim! Gurur duyuyorum . Bugün işe başlıyoruz! Büyük gün . Haydi! Bütün iyi işleri kaptıracağız . Evet. Tabii . Polen Sayma Dublör Arı Boşaltma Karıştırıcı Danışma Masası Saç. Hala boş mu? İki kişi kaldı! ÇERÇÖP TOPLAMA. Ve bir tanesi de sen oldun! Hangisini aldın? Çerçöp toplama . Vay canına! Çaylak mısınız? Evet efendim! İlk günümüz! Hazırız! Seçiminizi yapın . İstersen sen başla. Hayır sen . Tanrım. Neler müsait acaba? Tuvalet görevlisi her zaman açık ama düşündüğün nedenden değil . Krelman olabilir mi? Elbette. Krelman senin . KRELMAN DOLU. Üzgünüm az önce dolmuş . Balmumu tamiri açık . Krelman tekrar açıldı . Ne oldu? Bir arı öldüğünde onun yeri açılır. Gördün mü? Ölmüş. Ölü. Bir ölü daha . Bu da ölü. Ölümcül ölü. İki ölü daha . Baş üstü ölü. Baş altı ölü. Hayat böyle! Bu çok zor! Isıtma Soğutma Dublör Arı Boşaltıcı Karıştırıcı. Uğultucu Tuvalet Müfettişi İplik Koordinatörü Şerit Amiri. Larva terbiyecisi. Barry sence hangisini Barry? Barry! Pekâlâ dokuzuncu bölgede bir ayçiçeği tarlası bulunuyor. Neredesin? Dışarı çıkacağım. Nereye dışarı? Kovandan dışarı. Olmaz! Ömrümün sonuna kadar çalışmadan önce buna mecburum . Öleceksin! Delirmişsin sen! Biri arıyor . Eğer kendini cesur hisseden varsa . Caddedeki çiçekçiye. yeni güller gelecek bugün . Selam millet . Şuna bakın. Bu dün gördüğümüz çocuk değil mi? Kalkış pistine girmek yasak evlat . Sorun yok Lou. Bizimle gelecek bugün . Ballı çocuk seni . Burayı imzala burayı. Şuraya da paraf at . Teşekkürler. Tamam . Bugün yağmur ihbarı aldık ve. hepinizin bildiğiniz üzere arılar yağmurda uçamaz . O yüzden dikkatli olun. Ve her zamanki gibi süpürgelere. terliklere köpeklere kuşlara ve ayılara dikkat edin . Bazı evlerde üzerimize enerji içeceği döküldüğü rapor edildi . Murphy bu yüzden şu an revirde ve çekirge gibi durmadan zıplıyor! Bu korkunç. Kuralı hatırlatayım. kesinlikle insanlarla konuşmak yok! Pekâlâ kalkış pozisyonu! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz! Siyahla Sarı! Alemin Kralı! Hazır mısın Cesur Çocuk? Evet. Tabii ki . Rüzgar Tamam . Telsizler Tamam. Balözü takım Tamam . Kanatlar Tamam. İğne Tamam . Altına kaçıranlar Tamam . Pekâlâ kızlar. haydi kalkıyoruz! Sömürün o sardunyaları çizgili canavarlarım! Emrediyorum kurutun o çiçekleri! Vay canına! Dışarıdayım! Kovandan çıktığıma inanamıyorum! Ne kadar da mavi . Hızlı ve özgür hissediyorum kendimi! Uçurtma! Vay be! Çiçekler! Burası Mavi Lider. Güllerle görsel temas var . derece dönün . Güller! derece tamam. Dönüyoruz . Kenara çekil ufaklık. Geri tepebilir . Nektar. İşte buna "Nektar Toplar" denir . Polenleme görmüş müydün hiç? Hayır efendim . Buradan biraz polen alıp şuralara serpiyorum. Biraz da buraya. bir tutam da şuraya. Biraz sihir gibi . Bu inanılmaz. Peki niye yapıyoruz bunu? Polen gücü. Ne kadar polen o kadar çiçek o kadar balözü o kadar bal . Harika . Parlak bir sarılık görüyorum. Papatyalar olabilir . Ben de gördüm tamam . Durun. Çiçeklerden biri hareket ediyor . Tekrar et. Hareket eden bir çiçek mi rapor ediyorsun? Olumlu . O top içerdeydi! En güzeli bu. Nedir bu? Bilmiyorum ama bu renge bayılıyorum . Güzel kokuyor. Çiçek gibi değil ama hoşuma gitti . Evet tüylü . Kimyasal da . Dikkatli olun çocuklar. Biraz yapışkan . Arı Maya aşkına! Mankafa buraya gel çabuk! Eyvah! Çocuklar! Bu hiç iyi değil . Olumlu . Ucuz kurtulduk . Canım yanacak . Ana kuzusu . Pozisyonunu kaybettin çaylak! Füze gibi geri yollayacağım sana! Yardım edin! Galiba bunlar çiçek değil . Ona söyleyelim mi? Bence biliyor . Bu da nesi? Maç sayısı! Toparlanmaya başlasan iyi olur tatlım çünkü birazdan kafana yiyeceksin! İmdat! KLİMA KONTROL. İğrenç . Arabada arı var! Bir şey yap! Direksiyondayım! Merhaba Arı. Arkaya geldi! Beni sokacak şimdi! Kimse kıpırdamasın! Kıpırdamazsanız hiçbirimizi sokmaz. Kıpırdamayın! Göz kırptı! Sprey sık ona! Ne yapıyorsun? Vay. Dışarıdaki gerginlik katsayısı inanılmaz . Eve dönmeliyim . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . İmdat! İmdat! Arı düşüyor! Ken pencereyi kapatır mısın? Yeni hazırladığım özgeçmişime bak. Katlanabilir bir broşür seklinde . Gördün mü? Katlanıyor . Oh hayır gene insanlar. Yeter artık ama . Bu da ne böyle? Bu kez olacak. Bu kez. Bu kez. Bu kez! Perde! Şeytani bir şey bu . Harika oldu. Tüm özel yeteneklerim. hatta en sevdiğim on film bile var . İlki hangisi? "Yıldız Savaşları mı"? Hayır Ben sevmiyorum öyle. filmleri . Konuşmamıza neden izin verilmediği belli. Delirmiş bunlar . İş görüşmesine gittiğimde şaşırıyorlar. Söylediklerime inanamıyorlar . İşte güneş orada. Belki oradan çıkabilirim . Güneşin üstünde yazıyor muydu? Küresel ısınmayı ben tahmin etmiştim . Sıcaklığı hissediyordum ama önceleri benim ateşim sandım . Hey! Dur! Arı! Geri çekilin. Kışlık bot bunlar . Dur! Öldürme onu! Arılara alerjim var. Bu arı beni öldürebilir! Onun hayatı neden seninkinden değersiz olsun? Onun hayatı niye benimkinden değersiz? Söyleyeceğin bu mu? Her hayatın bir anlamı var. Onun neler hissedebileceğini bilmiyorsun . Broşürüm! Haydi bakalım ufaklık . Korktuğumu sanmayın. Alerjim var . Özgeçmişine bunu da yaz . Yüzüm balon gibi şişebilirdi . Bunu da "özel yeteneklerine" eklersin . Birini bir yumrukta indirmek de özel bir yetenek . Hoşça kal Vanessa. Teşekkürler . Vanessa haftaya yoğurt yemeye? Tabii Ken. Nasıl istersen . Üzerine keçiboynuzu koyabilirsin. Güle güle . Kalorisi daha azmış. Güle güle . Bir şey söylemeliyim . Hayatımı kurtardı. Bir şey söylemeliyim . Haydi bakalım . ARIGE DİYET TON. Olmaz . Ne diyeceğim? Başım belaya girebilir . Arı yasası. Bir insanla konuşamazsın . Bunu yaptığıma inanamıyorum . Yapmalıyım . Yapamam. Haydi ama! Yapamam. Haydi ama! Yap şunu. Yapamam . Lafa nasıl gireceğim? "Jazz sever misin?" İyi fikir değil . İşte geliyor! Konuşsana salak! Merhaba! Affedersin . Konuşuyorsun. Biliyorum . Konuşuyorsun! Çok özür dilerim . Önemli değil. Rüya görüyorum. ama yatağa gittiğimi hatırlamıyorum . Eminim bu biraz sinir bozucudur . Benim için sürpriz oldu. Yani sen bir arısın! Ben bir arıyım. Aslında bunu yapmamalıydım ama. beni öldürmeye çalıştılar . Sen olmasaydın. Sana teşekkür etmeliydim. Ben böyle yetiştirildim . Bu biraz garip oldu . Bir arıyla konuşuyorum. Evet . Bir arıyla konuşuyorum. Ve bir arı benimle konuşuyor! Minnettar olduğumu söylemek istedim. Gideyim artık . Bekle! Bunu yapmayı nerede öğrendin? Neyi? Konuşma olayını . Senin öğrendiğin gibi. "Anne. Baba. Bal" Öyle başladım . Bu gerçekten komik. Evet . Evet. Arılar komiktir. Gülmüyorsak ağlarız böyle başa çıkıyoruz hayatla . Neyse . Acaba. bir şey içer miydin? Ne gibi? Bilmem. Belki Kahve? Sana zahmet vermek istemem . Ne zahmeti canım. İki dakikamı alır . Alt tarafı kahve. Zahmet olmasın . Saçmalama lütfen! Aslında bir fincan alırım . Romlu kek de ister misin? Almasam. Bir parça al . Yok almayayım. Haydi ama! Birkaç mikrogram vermeye çalışıyorum da . Nerede? Çizgiler şişman gösteriyor . Harika görünüyorsun! Modadan anlıyor musun emin değilim . Sen iyi misin? Hayır . Kravatını takside bağlayıp uçarak gitmiş Manhattan'a . Sonunda oraya varmış . Kilisenin merdivenlerini koşarak çıkmış. Düğün başlamış bile . Sonra da demiş ki "Mısır mı?" Ben de "Mısırlı" dedin sanmıştım . "Bir mısırla neden evleneyim ki?". Arı fıkrası mı bu? Biz arılara ait bir tarz bu . Evet farklı . Peki ne yapacaksın Barry? İş konusunda mı? Bilmiyorum . Kovandaki görevimi yapmak istiyorum ama onların istediği şekilde değil . Ne hissettiğini anlıyorum . Öyle mi? Elbette . Ailem avukat ya da doktor olmamı istiyordu. Ben çiçekçi olmak istedim . Sahi mi? Benim bütün hayatım çiçekler . Yeni kraliçemiz de aynı slogan sayesinde seçildi . Neyse şuraya bakarsan. benim kovanım tam şurada. Görüyor musun? Sen Central Park'ta yaşıyorsun! Evet! Kaplumbağa Köprüsü'nün yanında! Biliyorum orayı. Orada ayağıma taktığım yüzüğümü kaybetmiştim . Neden kızlar ayağına yüzük takar? Niye takmasınlar? Dizine şapka takmak gibi bir şey bu. Bunu bir denemeliyim . İyi misiniz bayan? Evet. İyiyim . Öyle iki kahve birden içeyim dedim! Her neyse bu harika oldu. Kahve için teşekkür ederim . Önemli değil . Özür dilerim bitiremedim. Bitirseydim ömür boyu uyuyamazdım . Sen ee. Bir parça yanıma alabilir miyim? Tabii! Haydi bir kırıntı al . Teşekkürler! Bir şey değil . Pekâlâ o zaman ee sanırım görüşürüz . Ya da görüşmeyiz . Tamam Barry . Ve tekrar çok teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın . Hiç önemi yok . Önemsiz değildi ama Her neyse. DENEY SÜRECİ DEVAM EDİYOR. KASIRGADAN KURTULMA DENEYİ. Bu işe yaramayacak . Hazır. Deneyebiliriz . Pekâlâ Dave paraşütü çek . İnanılmazmış. İnanılmazdı! Hayatımın en korkunç en mutlu günüydü . İnsanlarla olduğuna inanamıyorum! Korkunç dev insanlar! Nasıllardı? Büyük ve deli. Deli gibi konuşuyorlar . Deli gibi yiyorlar. Deli gibi kullanıyorlar . Öldürmeye çalıştılar mı seni? Bazıları evet ama bazıları değil . Nasıl döndün? Kanişe bindim . Gittin ve buna sevindim. Ne görmek istiyorsan gördün. ve çok istediğin "tecrübeyi" yaşadın. Artık işini seçip normal olabilirsin . Ama Ama? Biriyle tanıştım . Biriyle mi tanıştın? Arıgillerden mi peki? Eşek arısı mı? Annenler seni öldürür! Hayır . Örümcek mi? Örümceklerden hoşlanmıyorum . Biliyorum seksiler sekiz bacakları var . Ama yüzleri çok çirkin . Kim peki? O bir ee insan . Hayır hayır. Arı yasası bu. Bunu da çiğnemiş olamazsın . Adı Vanessa. Tanrım . O kadar güzel ki. Üstelik çiçekçi! Olamaz! Çiçekçi bir insanla çıkıyorsun! Çıkmıyoruz . Kovandan dışarı uçuyorsun. Ellerinde tazyikli hortumlar maytaplarla. evlerimize saldıran insanlarla konuşuyorsun. Dinamitten farkı yok! Hayatımı kurtardı! Üstelik beni anlıyor . Bu iş bitecek! Ye şunu . Bu iş bitmeyecek! Neydi bu? Buna kırıntı diyorlar. Bu ne güzeller güzeli bir şey! Üstelik bu yedikleri değil. Yediklerinden yere dökülenler! Cinnabon ne biliyor musun? Hayır . Ekmeği tarçını şekeri alıyorlar. Üçünü birden iyice. Otur şuraya! ısıtıyorlar! Beni iyi dinle! Biz onlar değiliz! Biz biziz. Biz ve onlar! Evet ama arzu dolu bu kalbi kimse görmeyecek mi? Arzulamak yok. Bırak arzulamayı . Artık biraz arı gibi düşün dostum. Arı gibi düşün! Arı gibi düşün. Arı gibi düşün . Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! İşte orada havuza girmiş . Senin sorunun ne biliyor musun? Arı gibi düşünmeye mi başlamalıyım? Daha ne kadar devam edecek bu? Üç gün oldu! Niye hala çalışmıyorsun? Hayatımla ilgili almam gereken önemli kararlar var . Ne hayatı? Bir hayatın yok ki! İşin yok. Sadece bir arısın işte! Biraz bal yapsan ölür müsün? Barry çık havuzdan. Baban seninle konuşuyor . Martin konuş onunla . Barry seninle konuşuyorum! Geliyor musun? Her şeyi aldın mı? Her şey hazır! Sen önden git. Ben yetişirim . Çok geç kalma . Bak şimdi! Vanessa! Hala buradayız. Sana ona bağırma demiştim . Bağırdığın zaman cevap vermiyor sana! Sen niye bağırıyorsun? Çünkü dinlemiyorsun . Bunu dinlemeyeceğim . Çıkmalıyım . Nereye gidiyorsun? Arkadaşımla buluşacağım . Bir kızla mı? Bu yüzden mi karar veremiyorsun? Görüşürüz . Umarım kız Arıgillerdendir . VANESSA'NIN ÇİÇEKÇİSİ. Her yıl Pasadena'da çiçeklerle dolu bir geçit töreni mi yapıyorlar? Güller Turnuvası'nda olmak her çiçekçinin hayalidir! Arabanın üstündesin. Her yer çiçek dolu. İnsanlar seni alkışlıyor . Bir turnuva. Güller spor müsabakalarına katılabiliyor mu? Hayır. Pekâlâ sıra bende. Nasıl oluyor da her yere uçamıyorsun? Yorucu oluyor. Sen niye her yere koşmuyorsun? Daha hızlı değil mi? Tamam anladım. Sıra sende . Video. Televizyonda o an ne varsa kaydediyor mu? Bu çılgınlık! Sizde onlardan yok mu? Bizde Osteo var ama bir hastalık bu. Hem de korkunç bir hastalık . Olamaz . Aptal arılar! Eminim sokmak istiyorsundur böyle salakları . Aslında sokmamaya çalışıyoruz. Bizim için çok tehlikeli . Yani sürekli sinirlerine hakim olmalısın . Hem de çok. Duvarları tekmeler yürüyüşe çıkar. sinirle bir mektup yazıp çöpe atarsın. Duygularını bastırıyorsun işte . Öfke kıskançlık şehvet . Aman Tanrım! İyi misin sen? Evet . Derdin ne senin? Ama böcek o . Kimseyi rahatsız etmiyor. Çek git buradan gerizekalı! Neydi o? Mizah dergisi falan mı? Evet. Nereden anladın? On sayfalık falan bir şeydi. sayfaya kadar dayanabiliyoruz . Bu işin matematiğini çözmüşsün . Mecburen. Kuzenimi Vogue öldürmüştü. Hiç şaşmam . Gölgelerin Gücü Adına! Bu da ne böyle? BAL. Bu nereden çıktı? Tatlı arı. Altın Çiçek . Ray Liotta Özel Koleksiyonu mu? Şu aktör değil mi bu? Hiç duymadım . Bu niye burada? İnsanlar için. Yiyelim diye . Yeterince yemeğiniz yok mu? Şey var. Nereden buldunuz peki? Arılar yapıyor. Kimin yaptığını biliyorum! Ve yapması da çok zordur! Isıtmak soğutmak ve karıştırmak gerek. Bir de Krelman denen şey var! Organik bu. Bizim organımız! Alt tarafı bal Barry . Alt tarafı ne? Arılar bunu bilmiyor ama! Bunun adı hırsızlık! Evlerimizi okullarımızı hastanelerimizi alıyorsunuz! % İNDİRİM. İndirimde mi? Bunun hesabını soracağım! Hepsini soracağım! Hector . Bitti mi işin? Bitiyor . Buralarda. Hissediyorum . Eve gidebilirim artık . Şu güzel balı da açık bırakayım hazır kimse de yok . Yakalandın paketçi çocuk! Bir şey duyduğumu biliyordum. Demek konuşabiliyorsun! Evet konuşabiliyorum. Şimdi de sen konuş bakalım! Nereden getiriyorsunuz bu malları? Malları satan kim? Anlamıyorum. Dost değil miyiz? Yapmak isteyeceğimiz en son şey siz arıları kızdırmak! Çok geç kaldın! Bizim oldu artık! Siz bayım yanlış adama kılıç çektiniz! Siz de dostum iguanam Ignacio'ya öğle yemeği olacaksınız . Ballar nereden geliyor? Nereden dedim! Bal Çiftliği! Bal Çiftliği'nden geliyor! Bal ÇİFTLİĞİ. Seni manyak adam! Neler oldu burada? Şu suratlarına bak. Kamyon çarpmış gibiler. Ve şimdi de. bilinmezliğe sürükleniyorlar! Hareket etme . Sen ölü değil misin? Ölüye benziyor muyum? Hareket edeni temizliyorlar. Nereye gidiyorsun? Bal Çiftliğine. Çok büyük bir iş peşindeyim . Ben Alaska'ya gidiyorum. Geyik kanı manyak bir şey. Feci kafa yapıyor! Tacoma'ya gidiyorum . Ya sen nereye? O gerçekten ölü . Anladım . Eyvah! Nedir bu? Hayır! Silecekler! Üç bıçaklı! Üç bıçaklı mı? Atla haydi! Tek şansın var arı! Niye her şeyiniz bu kadar temiz olmak zorunda? Daha ne görmeniz gerekiyor? Gözünüzü açın! Kafanızı da çıkarın! Ben Washington Ulusal Radyo Haberleri'nden Carl Kasell . Böcek öldürmeye son verin artık! Arı! Geyik kanı manyağı! Bir ses duydun mu? Ne gibi? Minik çığlıklar gibi . Radyoyu kapat . Nasıl gidiyor arı çocuk? İyidir Geyik . Ve göz alabildiğince yan yana dizilmiş bal kavanozları duruyordu . Vay be! Bu kamyon nereye gidiyorsa balları oradan alıyor olmalılar . O ballar bize ait . Arılar omuz omuza. Öyleyiz . Kovanda birbirimize yakınız . Biz değiliz adamım. Biz tek takılırız. Her sivrisinek ayrı takılır . Ya başınız belaya girerse? Sivrisineksen sen belasındır . Kimse bizi sevmez. Vurmayı bilirler sadece. Bizi görünce Vur vur! En azından dışarıdasınız. Bir sürü kızla tanışıyorsunuzdur . Bizim kızların gözü yüksektedir. Güvelerle yusufçuklarla takılırlar . Sivrisinek kızları bize yüz vermez . Şaka yapıyorsunuz! KAN BANKASI. Geyikkan binayı terk ediyor! Görüşürüz arı! Selam millet! Geyikkan! Sizi burada ebeleyeceğimi biliyordum. Kamış getirdiniz mi yanınızda? Bal ÇİFTLİĞİ. Sonra kavanozlara doldurup etiket yapıştırıyoruz. Çok karlı bir iş . Burası da ne böyle? Bu arıların susam kadar beyni yok . Beyinsiz bunlar! Beyinsiz . Yeni körüğe bak. Çok güzel . Thomas modeli! Körük mü? Dakikada üfleme yarı otomatik. İki kat nikotin ve katran . Bir iki nefeste indiriyor bunları yere . Onlar yapar balları biz toplarız paraları . "Onlar yapar balları biz toplarız paraları" mı? Olamaz! Burada neler oluyor? Siz iyi misiniz? Evet. Fazla uzun sürmüyor . Sahte bir kovanda olduğunuzun farkında mısınız? Kraliçemiz buraya taşındı. Başka çaremiz yoktu . Kraliçeniz mi? Kadın kılığına girmiş bir erkek bu! Arıbeyi bu! Bu da nesi? Oh hayır . Yüzlerce kovan var burada! Arı balı . Bizim balımız yüzsüzce bir dalavereyle elimizden alınıyor! Ayıların bize yaptıklarından bile daha kötü. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız . Ah Barry . İnsanların balımızı mı alıyor? Bu sadece bir söylenti . Bunlar söylentiye benziyor mu? Komplo teorisi bunlar. Bu resimler de montaj . Bütün bunları nereden biliyorsun sen? İnsanlarla konuşuyor . Ne? İnsanlar mı? İnsan bir kız arkadaşı var. Üstelik öpüşüyorlar! Öpüşmek mi? Öpüşmüyoruz . İstiyorsun ama. Kimden yanasın sen? Arılardan! San Antonio'da bir cırcırböceğiyle çıkmıştım. O bacaklar beni uyutmadı . Barry hayatın adına yapmak istediğin bu mu? Hepimizin adına yapmak istiyorum. Kimse arılar kadar çok çalışmıyor! Baba bazen o kadar çalışmış oluyordun ki. ellerin kendi kendine karıştırıyordu durduramıyordun . Hatırlıyorum . Balımızı almaya ne hakları var? Yılda iki kapla yaşamaya çalışıyoruz. Onlar balı dudak kremine bile koyuyor! Haklı bile olsan bir arı ne yapabilir? Onları en acıyacak yerlerinden sokacağım . Suratlarından! Gözleri! Çok can yakar. Hayır . Burundan mı? Ölürler acıdan . İnsanları sokabileceğimiz tek yerleri var. Onlar için önemli olan tek bir yer . "Kovan'da Olan" Her gün saat 'te bir saat boyunca kovandan haberler . Sakala hayır! Bob Yabanarı ile günün içinden . Bora Batıran'la hava durumu . Vızz Larva ile spor . Ve Jeanette Chung . İyi akşamlar. Ben Bob Yabanarı. Ve ben Jeanette Chung . Kovanşehir arılarından Barry Benson. insan ırkını ballarımızı çalmak suçundan mahkemeye vereceğini. balımızı yasadışı yollarla sattıklarını iddia etti! ARI LARRY KING. Yarın akşam Arı Larry King'de. Baltıgen yayınları tarafından çıkartılan. "Zarif Kadınlar" isimli kitap hakkında konuşacağız . Bu geceki konuğumuz Barry Benson . "Ben sıradan bir çocuğum başaramam." diye düşündün mü hiç? Arılar dünyayı değiştirmekten hiç korkmadı . Arıstoph Kolomb'a bakın. Arındıra Gandi'ye. Arı Terim'e . Geldiğim yerde insanları dava etmeyi düşünmezdik . Bizler daha çok çelik çomak ya da cirit oynardık . Kaç yaşındasın? Tüm arı halkı seni bu haklı davanda destekliyor. ki sanırım arılar için yüzyılın davası olacak bu . Biliyor musun insanların dünyasında da bir Larry King var . Çok kullanılan bir isim. Önümüzdeki hafta. Tıpkı sana benziyor ve onun da gömleğinde askılar arkasında renkli. Önümüzdeki hafta. Şişe dibi gözlükleri duymana rağmen konuktan yapılan altyazılar da aynı . Ayı Haftası gelecek hafta! Korkunçlar kıllılar ve haftaya canlı yayındalar .
submitted by throwmefaway to TurkeyJerky [link] [comments]


2016.08.09 02:22 MassRain İdama önce kendi vicdanlarımızdan başlamamız gerek.

Normalde böyle polemiklerin & tartışmaların iyice içine girmeyi yıllar önce bıraktım hem din hem siyasi konularda, ama bugün kötü haberler aldım uyku tutmadı.Yazayım bişeyler dedim biraz can sıkıntısı alır belki.Özet, tldr yok maalesef canınız sağolsun.İyi geceler hepinize.
Uzun zaman değil öyle, birkaç yıl önce "sahte" bile değil; olmayan delillerle ısmarlama davalarla yüzlerce suçsuz insanı içeri aldılar.Ailelerinden, çocuklarından ayırdılar vatan sevgisinden başka suçları olmayan insanları.Sonra yapılan özür; kandırıldık oldu.Hatasını kabul etme yok, zira hatasını kabul eden istifa eder.Hiç utanmadan insanların, mikrofonların karşısına çıkıp söylendi bu.Bir terörist gruba sempatin var, yıllarca yardım ettin; yataklık yaptın; onlarca insanın emeğinin çalınmasına aracı ve seyirci oldun;onlarca insanın çocuğun hakkını yedin ve sonra kandırıldım pardon diyip hiç ceza almadan işin içinden çıktın.
Böyle bir ülkede; "idam geri gelsin" furyası dönmeye başladı.İdam cezasını isteyenler herkes dolaylı olarak katil gibidir.Gerçek suçluların sadece büyük insanların arkasında takıldıklarından dolayı sokakta özgürce dolaştığı yerde tüm bu Ergenekon, Balyoz ve kişisel birçok yanlış davası bulunan insan idam tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktı/kalacak.Hapislerde boş yere yıllarca yatanların haberlerini görüyoruz.O yıllarda ergenekon ve balyozdan içerde olanların arkalarından söylenenleri de, ailelerinin görüntüleri ekranlara geldiğinde sevinçten masturbasyon yapanları da..Hoş böyle insanların olduğu,cahilliğin diz boyu gezdiği, her gün toplu tecavüz haberlerinin görüldüğü,beynini kullanmayan Türklükten uzaklaşıp araplaşmış toplumun arttığı , medeniyetsiz, karşısındaki insana,düşüncesine ve hukuka saygısızlığın olduğu yerde masum insanlardan ve masumiyetten bahsetmek de boş.
Şimdiki darbe suçlularının idam cezasına maruz kalamayacakları da ortada ama idam ağızdan düşmüyor güç gösterisi yapar gibi.Özellikle siyası suçlular, ülkede idam varsa global hukuk yasalarından dolayı iade edilemez.Yunanistana kaçanlar mesela, yada direk elebaşı Feto.Ayrıca hukuk geriye doğru işleyemez.Bir kişinin suçu işlediği sırada hukuk nasıl işliyorsa öyle kalır.Bu hüküm sadece anayasadan değil yüzyıllar önceden kalma.Bu uluslararası kabul edilmiş bir ilke çok uzun zamandır.Bu ilkenin değiştirilmesi yada iplenmemesi öyle basit kafana göre yapabileceğin birşey değil.Ülkeyi ülke statüsünden çıkartan bir durum.Dünyada Türk vatandaşını pasaport vizeyi bırak, insan olarak tanımayacak bir duruma getirecek bir durum.Onlarca yıllık anlaşmaların geçerliliğini yitirmesi gibi.AB'ni zaten geçtim.Daha bu yılın başında vize kaldırılacakken şimdi diyorlar ki AB bizi almasın zaten almayacak.Bilmiyorsunuz ki belediyelerin yaptığı kaldırım bile çatır çatır harcanan AB fonlarıyla yapılıyor.Öğrencilerin yurtdışında okumaları , burs almaları, üniversite diplomaları hala AB ile ilişkili.Turizmi ve teknolojiyi, ithalatı ihracatı geçtim zaten.Avrupa Birliği ismi bile hala ülkeye faydalı.Dini imanları para olanlara söyleyeyim dedim.Gerçi zaten yabancı yatırımcılar bir bir çekilmeye başlamışlar, liste falan dolaşıyordu.Turizm zaten bitik.Çok sevdiğiniz araplarda hemen arkalarını dönerler yakında.Hoş dünyada çizdiği görüntü;basın özgürlüğünün olmadığı,nefret ve ırkçılığın tavan olduğu, kadına şiddetin hergün yaşandığı aslında hiçte istikrarlı olmayan bir yer olarak görüldüğü ülkede çok bile kaldılar bu yabancı şirketler.
1984den beri kimse idan edilmemiş oysa idam 2002de kaldırılmış.Apo iti bile idamı bırak kendi adasında takılıyor.Hoş idam edilip kurtulmasını istemem, sürünsün daha iyi diye düşünüyordum ama sonra aklıma "sürekli gidip gelen heyetler ve fikir alışverişleri" geliyor.Bu Fetocuları asalım diyenlerin çoğu eminim 1 gün sokağa çıkıp apoyu asın dememiştir.Bugün elinde Türk bayraklarıyla demokrasi bayramı yapan ortadoğulular, duyar kasanlar keşke bu kadar duyarı PKK terörüne kassaydı bu şeyler artık "normal" olmayacaktı.Teröre kaybettiğimiz her asker, hayatı olan o bireyler bizim için sadece bir numara ve sayı olmuş durumda.3 şehit, 5 şehit...Yakınlarımda olduğundan biliyorum; o kaybedilen her bir insanın kendi aileleri, eşleri çocukları anneleri var.Acısı hiçbir zaman unutulmuyor.Televizyonda her gün "3-4-5 10 15" diye numarayla geçiştirilip giden haberlerin hepsi daha fazla deşiyor o acıları.Sonra bu acılara sebep olan hevaller "sınır kapısında" megrilerle karşılanıyor.2 sene sonrada ülkenin başkentinde 100lerce hayat yine yokoluyor.Keşke inansaydım da içim rahat olsaydı elebaşına sayın diyen ve onu seven herkesin bu acıların hesabını vereceğini bilerekten.Neyse idama geri döneyim.
Bir Amerika(ki sadece bazı eyaletlerde var) ve Japonya herkesin ağzında, hiç Suudi arabistanda da var, İranda da var diyeni duydunuz mu?Her zaman batıya küfür ederler ama işine gelince örnek alırlar.Bu "batı medeniyetsizliği" diyen çomarlar Fransa'da gün/gece boyu bedava hizmet veren taksilere karşılık havaalanı patlamasında insanlar uzuvlarını ellerinde tutarken "köşeye kadar da olsa 100$ diyenler" aynı insanlar.Amerika'da eşcinsel evlilik de var, hadi örnek alın onu da.Çok uzağa gitmeye gerek de yok, hakkında yolsuzluk iddaları dönenlerin makamına hakaret etmemek için istifa etmesini de örnek alabilirsiniz.Dün beslediği kargaların bugun kendilerini tırmaladığı zaman,"sry kb kandırıldım" diyip yargılanmayan aksine mağduriyetten yine sempati ve oy/güç aldığı başka bi ülke örnek gösteremezsiniz mesela, her yıl gerilla terörüne yüzlerce askerin yitirildiği bir "istikrarlı" ülke gösteremeyeceğiniz gibi.Sanıyorsunuz ki Amerika ve Japonya da günde bin tane normal suçlu kişi idam ediliyor.2 ülke tarihi boyunca o kadar idam olmamıştır.Kaldı ki idam davaları en az 10 yıl sürüyor bu ülkelerde.Ha birde "besleyelim mi" muhabbeti var, yok kurtaralım ömür boyu hapisten..Kaynağı kaybettim ama idamla yargılanan ve hükmü idam olan davaların aslında maddi ve zaman olarak bu devletlere daha pahalıya patladığını okumuştum.
Mağduriyet demişken "Menderes'i astınız" bi ara kimsenin ağzından düşmüyordu.Fatih Rüştü Zorlu'nun hikayesini anlatırdı herkes ne oldu?Yine siz unuttunuz onları ama biz hatırlıyoruz..Ne arar bu insanlarda utanma, haysiyet ve şeref.Bugün asıp yarın ismini biryere verip onurlandırmak geçmişimizde var.Adnan menderes havaalanı,Hasan polatkan lisesi, Fatih Rüştü zorlu lisesi,Deniz gezmiş parkı, Üç fidan parkı.Tabi bunun sebebi de idam edilenlerin çocuk tecavüzcüsü, sapık, darbeci yada vatan haini olmaması.Tıpkı bundan sonra olacağı gibi idam edilenler gücü karşısına alan siyasiler, gazeteciler,yazarlar, aydınlar yada öğrenciler.Ha tecavüzcüyü, sapığı asmakla iş bitmiyor zaten, daha fazlası geliyor.Düşünmüyorlar ki toplumu eğitmeyi,insanları suçtan uzak tutmaya çalışmayı.Gelsin idam bence, çünkü bu düzende zaten bu çomarlar güle oynaya istediğini yapıyor ve öldürmekten beter ediyorlar kendilerinden olmayan her kitleyi ufak bir mağduriyet oyunu bularak ve "vatan haini" olmakla damgalayarak.Vatan haini damgası zaten nereye çekersen oraya gider.Dünki mitinge en ufak ağzını açanlar, 4 sene önce ailesini parçaladığınız ama bugün fotoğraflarını paylaşıp kahraman yaptığınız askerler hep vatan haini.Bunlar olmasa bile elbet birşey bulunur bu vatanını çok seven megri megriler tarafından."Witchunt'ı" biraz araştırın, sizin kadim hastalığınız bu."Cadı olduğundan kuşkulanılan kadının suya atıldığında batmayacağına dair inanış gereği, kadın elleri ve ayakları bağlanarak suya atılır, batmazsa, şeytan tarafından ele geçirildiği anlaşıldığı için canlı canlı ateşe atılırdı. Kadın suya batarsa, masum olduğu anlaşılırdı.Kadın boğularak ölmüş olurdu ama nasılsa masum günahsız,cennete gidecek." Alıntı burdan.Aynaya bakıyormuş gibi hissettiniz değil mi?Keşke aynaya ihtiyaç olmadan bakabilseniz de ülkenin göz göre göre iran hatta ırak olmaya gittiğini farketseniz.İşte bu yüzden özellikle idam gibi tartışılması bile kötü olan bir konuda artık millet ülkeden gitmenin peşinde.
TL:DR yok kusura bakmayın.Pro-akp spamlarınıza devam edin.Eskiden az buçuk okuyordum şurayı zaten iyice soğudum.Gün boyu akp spamı yapan 2 arkadaştan başka bişey yok.E millet bunlardan sıkılınca altında tartışma eksik olmuyor tabi bu başlıkların.En ufak ağzını açsan, "Burası niye böyle saygısız".Yine mağduriyet yani anlayacağınız.Suç sizde değil buna göz yumanlarda, tölerans gösterenlerde.
Çok karamsar olmuş gibi de ne yapalım.Neyse gün olur devran döner de diyemiyorum, en azından kendimin görebileceğini sanmıyorum o döngüyü, ya da sizin cahilliğinizi attığınızı.Medyada o sıralar ne dönüyorsa hiç sorgulamadan, "oku"madan,düşünmeden alıp ağzında sakız yapanlar katillerle, hırsızlarla yürüyenler tüm bu suçların, acıların ve hayatların sorumluluğuna ortak olmakta, vicdanları temiz değil.
submitted by MassRain to Turkey [link] [comments]


2013.07.24 12:52 kamberu [Yazı] Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği

Özgürlük bir düş müdür?
Sanki herkes özgürleşmek ya da özgür kalmaya çalışıyormuş gibi görünmek istemektedir.
Eğer bu bir illüzyonsa günümüzde yaşamsal bir illüzyona dönüştüğü söylenebilir.
Ahlak, töre ve zihniyet gibi şeylere bakıldığında bu illüzyonun tarihinin derinliklerinden çıkıp gelmiş olduğu ve kesinlikle engellenemeyeceği söylenebilir.
Bu özgürlük hikâyesi kimi açılardan abartılı ve çelişkili görülebilir ancak çılgınlık derecesinde bir duygu olup, engellenmesi mümkün görünmemektedir.
İşin daha da ilginç yanı bütün sistemin bu özgürlük düşüncesini ahlaki bir görev ve zorunluluğa dönüştürmüş olmasıdır. Bu yüzden de özgürlük zorunluluğunu doğal bir istek, doğal bir özgürlük ihtiyacından ayırma konusunda güçlük çekiyoruz.
Hangi biçimi olursa olsun kölelikten kurtulmak istemeyen biri var mıdır? Kime sorarsanız size fiziki ya da yasal dayatmalardan kaçıp kurtulmak istediğini söyleyecektir. Bu öylesine bir yaşamsal tepkidir ki, bu konuda bir özgürlük düşüncesine bile gerek olmadığı söylenebilir.
Herkesin birbirine karşı duyarsızlaştığı bir evrende, kişinin yalnızca kendi davranışlarından sorumlu tutulması ortaya bazı sorunların çıkmasına yol açmaktadır. Zira bu yaklaşım diğerlerine karşı simgesel manevi bir huzursuzluk hissedilmesine ve genel bir düzen bozukluğuna (kuralsızlık) yol açmaktadır. Özgür elektronların (bireylerin) , istedikleri görünüme bürünebildikleri genel bir mübadele sistemine boyun eğmiş evrende, bu her şeyi mümkün kılabilen düzene karşı, en az özgürlük arzusu kadar derin bir karşıt içtepinin, direnişin giderek büyüdüğü görülmektedir. Bu evrende kuralsızlık tutkusuna eşit bir kural tutkusundan söz edilebilir.
İnsanlığın antropolojik geçmişine bakıldığında kural zorunluluğunun en az kurallardan kurtulma arzusu kadar temel bir şey olduğu görülür.
Hangisini açıklamanın daha zor olacağını kimse söyleyemez.
Özgürleşme sürecinin kat ettiği uzun yol düşünüldüğünde; sınırsız özgürlük ve her türlü kuralsızlık karşısında yer alan kural yanlısı hareketlerin şu sıralar giderek güçlenip, canlandıkları söylenebilir.
Bu kural yandaşlığının yasaya boyun eğme olayıyla bir ilişkisi yoktur. Bunun tam tersi bir süreç olduğu söylenebilir zira soyut ve evrensel yasanın tersine, kural, iki yanlı bir yükümlülüktür. Kuralın ne hak, ne görev ne de ahlaki ve psikolojik yasalarla bir ilişkisi yoktur.
İnsanlık açısından hemen her yerde tartışmasız bir gelişme olarak kabul edilen ve insan hakları tarafından koruma altına alınmış olan özgürlük doğal bir hak gibi görülmektedir. ‘’Özgür’’ olmak insanı ilkel dönemden kalma kötülüklerden korumakta, mutlu ve doğal bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Modern ve demokrat insanın kurtuluşu özgürlük vaftizinden geçmekle mümkündür.
Oysa bu bir ütopyadır.
İyi ve Kötü arasındaki karşıtlığı çözme konusunda gösterilen kararsızlığa karşın, insanlığın kendi kendini aşabileceğine olan kesin inanç bir ütopyadan başka bir şey değildir.
Karşıtlık kalıcıdır ve şeyler bu karşıtlık ilişkisine son vermeden bir özgürleşme sürecinden geçmişlerdir.
Kötülüğü özgürleştirmeden İyiliği özgürleştiremezsiniz. Hatta kimi zaman aynı devinim süreci içinde Kötülüğün İyilikten daha hızlı bir şekilde özgürleştirildiği söylenebilir.
Sonuç itibarıyla İyilik gibi Kötülük kurallarında da bir bozulmadan söz edebiliriz.
Özgürleştirme sınır tanımayan bir gelişme ve hız anlayışına yol açmıştır.
Öngörülen tehlike sınırı bir kez aşıldığında (bu bir evrenden diğerine geçiş biraz fiziksel dünyadakini andırmaktadır) –zaman, para, cinsellik, üretim gibi- şeyler baş döndürücü bir hızla çoğalıp boşlukta yüzmektedirler. Bugün yaşamakta olduğumuz evrede özerklik ve farklılık çeşitlerinin hiç biri denetlenmemektedir. Bütün bunların belirsiz, boşlukta yüzen ve katlanarak büyüyen, durdurulması olanaksız volkanik bir patlamayı andırdığı söylenebilir.
Artık bu aşamada, özgürlüğün, özgürleştirilme tarafından aşılıp geçilerek anlamını yitirdiği söylenebilir.
İnsana özgü ne varsan hepsinin istisnasız (total) haberleştirilip, bütünsel sürecin bir parçasına dönüştürülerek, özgürce dolandığına tanık oluyoruz. Herkes olanakları ölçüsünde teknik bir varlığa dönüşüyor, yani herkes genel karşılıklı bir etkileşim sürecinin hissedarı ve iş ortağı haline geliyor. Piyasa Tanrısı kendi kurallarına sahip çıkarken, Adam Simith’in ‘’Gizli Eli’’ bundan böyle bilgisayar programları ve ağlarının maddi olmayan egemenliği altına girmiş demektir. Evrensel Serbest Pazar, düzen bozukluğunun en üst aşamasıdır.
Tarihsel toplumlarda başlangıçtan bu yana işe yarayan bir dinamiğin mantıksal ve kaçınılmaz sonucu olarak, tüm insan ilişkilerinde, zaman içinde artış gösteren evrensel boyutlarda bir bozulmadan söz edebiliriz.
Feodaliteden Kapitalizme, oradan da daha öteye geçildiğinde karşımıza mübadele özgürlüğüyle mal, para, insan ve sermayenin özgürce dolaşımında görülen muazzam gelişme çıkmaktadır.
Bu gidişatın durdurulması mümkün değildir. Bunun insanlık değil pazarın büyümesi, kendisinden kaçılması mümkün görünmeyen küreselleşmenin gelişmesiyle bir ilişkisi vardır.
Dur durak tanımadan genelleştirdiği bir mübadele süreci doğrultusunda ilerlemiş bir liberalizmin ulaştığı son aşama. Bu gelişen mübadele süreci doğrultusunda kapitalin zıtlıkları, çelişkileri, kanlı tarihi ya da kısaca ‘’tarihiyle’’ birlikte tarihe karışmış olduğu söylenebilir.
Bununla birlikte ikinci ‘’devrime’’ karşı direnişlere hemen her yerde karşılaşılmaktadır. Üstelik bu direnişler Aydınlanmanın yol açtığı direnişlerden daha güçlüdür. Bunlar (devrim karşıtları denilen türden olup) kendi kabuğuna çekilme, dini tarikatlaşma, loncalaşma, yeni yobazlık ve feodalite biçimleri türünden direnişler olarak değerlendirilebilir. Bu direniş biçimleri hemen her yerde o koşulsuz özgürlüğe bir son vererek yeni himaye, korunma, vassallik biçimleri ve tahammül edilmesi olanaksız kendi başına bırakılmışlığa karşı arkaik bir sadakat anlayışı bulmaya çalışır gibidirler.
Buna, düzen bozulmasına yeni bir oyun kuralıyla karşı çıkış da denilebilir.
Küreselleşme ya da tamamıyla piyasa kanunları tarafından yönlendirilmeye karşı ücret ve kurumsal koruma sağlayan ‘’toplumsal’’ tek sığınak olarak gösterilebilir.
Emeğin yabancılaşmış insanın içinde bulunduğu durumu savunmak ve bu yabancılaşmanın bir anlamda o insanı para ve ağlar tarafından belirlenen yasaların aşırı etkilerinden koruduğunu söylemek gerekiyor. İnsanlar kendilerini bu ağlardan koruyabilecek, bu dağınık ve bir boşlukta kaybolup gitme hissine son verebilecek bir ‘’gönüllü’’ yabancılaşmadan daha arkaik aşamalara giderek, kendilerini güvende hissettiren her türlü aşkınlığa teslim olmaktadırlar.
Bu özgürlük paradoksunun içinden çıkılamayacağı düşüncesi kafalara yeni dank etmeye başlamıştır. Zira bu tersine çevirmenin olanaksız zincirlerinden kurtulma hareketini insanlık adına bir gelişme (zira insanı diğer türlere üstün kılan şey budur) gibi görebilmek mümkün olabildiği gibi, tam tersine sonuçları belirsiz bir antropolojik felaket, insanlıktan kopma, ürkütücü bir düzen bozukluğu gibi de görülebilir. Ancak bu nerede biteceği belli olmayan özgürlük hareketi evrensel bir mutabakatın en üst aşaması olabileceği gibi, total bir entropi anlamına da gelebilir.
Elimizden geldiğince özgürlükten uzaklaşmaya çalışıyoruz.
Sürekli olarak başka süreçlere boyun eğmeyi kendi arzu, yaşantı ve irademize boyun eğmeye tercih ediyoruz.
Eğer halk kendini politikacıların eline teslim ediyorsa bunu temsil edilmekten çok onları başından defedebilmek amacıyla yapıyor. Bu durum edilginlik ve sorumsuzluk olarak yorumlanabileceği gibi, konuya daha zekice bir yorum getirerek örneğin, bu hakları devretmenin bilinçsiz bilinçlilik, arzu ve iradeden yoksunluk yani sezgisel bir şey olduğu; kısaca bilincin derinliklerinde yatan özgürlüğün bir yanılsamasından başka bir şey olmadığının hissedilmesinden kaynaklandığı söylenemez mi?
Yoksa buna ‘’bilinçli/gönüllü boyun eğme mi demeliyiz?’’
Bu bilinçli köleliğin yanlış bir deyim olduğunu, çünkü hem özgürlük hem de irade kavramlarının yanıltıcılığını ifade etmekten başka bir işe yaramadığı söylenebilir. Bireyin özerk olmak konusundaki kararlılığını ortaya koyduğu düşünülen irade düşüncesi, özgürlüğe karşı bir kavram olarak kullanıldığında bile yanlış bir anlama sahip olmaktadır.
Yanılsamayla olduğunu sandığımız yerde karşılaşmayabiliriz. Aramızdan yalnızca birkaç kişi (G.C. Lichtenberg) özgür olunamayacağını ve bu yazgıya boyun eğmek gerektiğinin farkında olabilir. Geriye kalan sessiz çoğunluk irade kavramını öne sürenlerin tersine bunun bir yanılsama olduğunun bilincindedir.
Bütün bunlar ‘’bilinçli/gönüllü köleliğin’’ kendi kural ve stratejilerine sahip olmasına engel değildir.
Ötekini boyunduruk altına alma isteğini başarısızlığa uğratmanın yolu insanın bu türden bir arzuyu duymamasıyla mümkündür. Bunlara ayartma numaraları denir.
İktidarın getirdiği sorumlulukları ötekine yüklemekle ona eşdeğer bir güç ve caydırıcılığa sahip olduğunuzu göstermiş olursunuz. Bunlara da lanetli pay numaraları denir.
Bununla birlikte güncel kölelik biçiminin gönüllü ya da gönülsüz olma, özgürlükten yoksunlukla bir ilişkisi yoktur, tam tersine bu durum aşırı özgürlük ortamının yol açtığı bir sonuçtur. Her ne şekilde olursa olsun özgürleşmeye çalışan insan artık neden, niçin özgür olması gerektiğini bilmediği gibi, böyle bir ortamda nasıl bir kimliğe sahip olması gerektiğini de bilmemektedir. Her şeye sahip olan insan kendi kendisinden nasıl yararlanması gerektiğini bilememektedir.
Bu açıdan ele alındığında ekranlara, İnternet ve benzeri ağlarla Sanal teknolojiler ve bu teknolojilerin sunduğu olanakların içine gömülme süreci, özgürleşme konusunda büyük bir adım atılmasına yol açarak, bu soruna son vermiştir.
Günümüzde, bu dijital güdüleme dünyasının içine gömülmüş insanların kendi varlıkları konusunda endişeye kapılma ve sorumluluk gibi duygulardan tek yanlı vazgeçişleri, sokaklara inerek talep ettikleri şu özgürlük ve öznellik hakkından kurtulabilmek için ellerinden geleni yapmaları, akla gelebilecek en kolay çözümdür. Bu iş öyle bir boyuta varmıştır ki, asal görevi insanlara zorla sorumluluk yüklemek olan iktidar, bu yükümlülüğü ‘’nasıl isterse o şekilde yerine getirebilecekleri, yani bu konuda tamamıyla özgür olduklarını’’ da eklemek durumunda kalmaktadır.
İktidarın kendisi bir yandan sorumluluklara sahip çıkarmış gibi yaparken, diğer yandan bundan kurtulmak için elinden geleni ardına koymamaktadır. Çünkü suçlu olmak sorumlu olmaktan daha kolaydır, zira suçu karanlık güçlerin üstüne atabilirsiniz, oysa sorumluluktan kaçış yoktur.
Özgürlükten kurtulmanın neyse ki daha şiirsel yolları vardır. Örneğin özgürlükten oyun oynayarak kurtulabilirsiniz. Çünkü oyunda özgürlüğünüz kurallara boyun eğmek durumundadır, yoksa yasalara değil. Oyun evrenindeki özgürlük daha zekice ve paradoksal bir yapıya sahiptir, çünkü kurallara kesinlikle boyun eğmek durumundadır. Bu özgürlük oyunu, köle ve efendininkine benzer mucizevî bir birleşme olup, gönüllü köleliğin büyüleyici biçimidir. Bu oyunda kimse özgür değildir, herkes aynı anda hem köle hem de efendir.
Jean Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği (s.49-54)
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


Issız adada 2 kişi ŞANSINA HAYATTA OLAN 10 İNSAN İnanılmaz 8 Hayatta Kalma Öyküsü Vahşi Adada 2 Kişi! - The Forest Multiplayer Türkçe ... Ormanda İki Kişi Hayatta Kalma Defne Samyeli'nin Kızı Deren'in Zor Anları Minecraft Pe 2 kişi hayatta kalma #1

Evde kalma ihtimali yüksek insan özellikleri neler ...

  1. Issız adada 2 kişi
  2. ŞANSINA HAYATTA OLAN 10 İNSAN
  3. İnanılmaz 8 Hayatta Kalma Öyküsü
  4. Vahşi Adada 2 Kişi! - The Forest Multiplayer Türkçe ...
  5. Ormanda İki Kişi Hayatta Kalma
  6. Defne Samyeli'nin Kızı Deren'in Zor Anları
  7. Minecraft Pe 2 kişi hayatta kalma #1

Bazı insanlar doğuştan şanslı oluyor.Bu insanlar mucizevi şekillerde hayatta kalmayı başarmıştır.Aslında olayın diğer tarafından bakarsanız bu insanların ger... Vahşilerle dolu gizemli adada hayatta kalma mücadelesi veriyoruz.Daha fazla gelsin istiyorsanız videoları beğenmeyi unutmayın. Ormanda İki Kişi Hayatta Kalma ... 3 Hayatta Kalma Bıçağını Test Ettik - Duration: 7:14. OHA diyorum! 1,280,589 views. 7:14. Meteora, Greece in 4K (Ultra HD) ... Mucizevi 10 Hayatta Kalma Öyküsü ... Panama’da üç kişiye mezar olan uçaktan canlı çıkan tek kişi 13 yaşındaki İngiliz Francesca Lewis hayatını üstüne düşen valize borçlu ... Defne Samyeli'nin kızı Deren'in bir kız arkadaşıyla magazin -kameralarına yakalanınca ona çiçek tacı satmaya çalışan satıcı çocuklardan uzaklaşma anlarını sizler için kaydettik. Minecraft Pe 2 kişi hayatta kalma #1 Metehan Hezer. Loading... Unsubscribe from Metehan Hezer? ... Minecraft Hayatta Kalma / ilk gün hayatta kalmak / Bölüm 1 - Duration: 25:42. Issız adada mahsur kalan 2 kişi kurtulmak için çabalıyor. ... Doğada hayatta kalma teknikleri : Ateş Yakma-Magnezyum Çubuğu - Duration: 2:59. Boğaçhan Koşan 274,933 views.