Bir kadın aşk nasıl daha

Aşk Nedir? Aşk, bir başkasına duyulan en değerli sevgidir diyerek kadar basite indirgemek doğru olmayacaktır.Aşk, bir sanattır, var oluş ile yok oluş arasındaki ince bir çizgidir. Bu nedenlerden dolayı olgunluk ve bir duruş gerektirir.. Aşk, bünyesinde mutlaka bir arzu barındırır. Birini arzuladığın için ona aşık olmazsın, ona aşık olduğun için onu arzulama ... Bir erkek bir kadına nasıl aşık olur? ... Hoş bir tavır takının Erkekler neşeli kadın sever. Kimse pesimist, negatif bir insanla vakit geçirmek istemez. Her şeye iyi tarafından bakın. İyi tavır takınan, olumlu ve ılımlı bir insan herkes tarafından ilgi ve sevgiyle karşılanır. ... Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek ... İzmir'de bir kadın cinayeti daha! İzmir’in Bornova ilçesinde bir kadın vücudundaki cam kesileri nedeniyle ölü bulundu. Kadınla birlikte evinde alkol aldığı öne sürülen şüpheli Serkan D. gözaltına alındı. Şüpheli Serkan D'nin emniyette yapılan ilk alkol testinde 400 promil alkollü olduğu belirlendi. Aşk acısını kim nasıl çeker, ne kadar büyük bir yokluk içine girer, en çok aşık olanlar, en çok acıyı mı çeker gibi sorular bir kenarda dursun. Aşık olan ve sonrasında aşk acısı çeken kişilerde yaşananların, tepkilerin kadın ya da erkek olmakla ilgisi var mı, yok mu o da merak ediliyor. Bir kadın nasıl kıskanır, daha doğrusu nasıl kıskandırılabilir, bu konudaki en zayıf yönleri? 11. 4. Görüşünü yaz. En İyi Kız Görüşleri. Gizli Üye +1 yıl. ... Bir Kızın size aşk mektubu yazmasını nasıl karşılarsınız? Var mı böyle bir şey yaşayan falan? Kızlar, hem yetiştirilme tarzlarından dolayı, hem de toplumsal beklentilerin ve yargıların temelinde, kadınların bu tür konularda daha çekimser kalmaları gerektiği yattığından, bir erkekten hoşlandıklarını belli ettiklerinde değersizleştiklerini, hatta yaygın ifadeyle “kolay kadın” olarak görüleceklerini düşünürler. Aşk & İlişkiler Aldatan kadın nasıl ... tahammül edemeyecek seviyeye gelen kadın, sürekli sinirlenen agresif bir hal almıştır. ... eden kadın beyni, erkeğe göre daha ince düşünen ... Son Dakika Flaş Haberler - İstanbul Bahçelievler’de bir kadın cinayeti daha yaşandı. 37 yaşındaki Sevim Sökmensuer erkek arkadaşı tarafından evinde bıçaklanarak öldürüldü. Bir Erkek İçin Nasıl Vazgeçilmez Bir Kadın Haline Gelirsiniz? Bir gerçeği kabul ederek başlayalım; erkekler dış görünüşten çok etkileniyorlar.Hatta karşısındaki kızın makyajla bu kadar güzel olduğunu, 10 cm’lik topuklu ile bu kadar uzun gözüktüğünü, cam mavisi gözlerinin lens olduğunu bilmesine rağmen. Aşk nedir sorusunu belki de yüz kişiye sorsak yüz farklı cevap alırız. herkesin aşk tanımı farklıdır. Bu yüzden aşık olma stili de farklılık gösterecektir. Kimi erkek kadını ilk gördüğünde gözüne güzel geldiği için anında aşık olduğunu belirtir. Kimisi de aşkın varlığına bile inanmaz. Aşk göreceli kavramdır. Ama aşık olmak zamanla olacak şeydir. Bir ...

feromon denen şey zırvalık mı?

2020.09.14 16:45 alwaysiesta feromon denen şey zırvalık mı?

kadın ve erkek arasında kimyasal bir iletişim aracı. evet, en basit hâliyle karşı cinsle etkileşimi sağlayan kokusuz olan bir koku; burun tarafından algılanan kimyasal bir madde.
feromon, bazı insanlara aşık olurken diğerlerine olamamızın nedeni olarak gösterilir. peki, onları diğerlerinden ayıran nedir? neden diğerlerine hiçbir şey hissetmezken aşık olduğumuz insan, gözümüzde tanrılara kafa tutan kuvvetli bir varlığa dönüşür?
benzer fiziksel özelliklere sahip iki kişiden birine aşık olabilirken bir başkasına sadece sevgi, çekim veya ilgi duyuyoruz. birlikte olduğumuz insanları fiziksel özelliklerine, statülerine, meziyetlerine göre sıralasak bile, duyduğumuz aşk hissinin orantılı olduğunu söyleyebilir miyiz? söyleyemeyiz genelde. en zor kimi unuttuğumuza baktığımızda bile, tutarsız bir tablo çıkar ortaya.
feromonların aşk üzerindeki etkisi artık az çok biliniyor. bazen sadece bu bile, bizi aşk denen yoğun hisse götürüyor; koku duyusu ile algılayamadığımız ya da algıladığımızın farkında olmadığımız kimyasal mesajlar (ismini hatırlayamadığım bir filmde, uzaydan gelen bir yaşam formu güzel bir kadın formuna girip bir erkekle yakınlaşıyordu. erkeğin şeker hastası olduğunu hissettiğinde onunla çiftleşmekten vazgeçiyordu)... fakat feromonları algılama biçimimiz bir yana, onu yorumlama biçimimiz aşkın asıl kaynağıdır. başka türlü olsaydı, sadece güzellikte zirve kadın ve erkeklere âşık olurduk. dış görünüşüne âşık olduğumuz insanlarla biraz vakit geçirince neyin değiştiğini düşünmek gerekiyor. veya nasıl oluyor da yüzeysel tanıdığımız kişilere âşık olabiliyoruz. bazen yazılar üzerinden bile birine aşk duyabiliyoruz. sapyoseksüel birinin hissettiği aşkın, kafanın içindeki sinaps sayısını feromonlarla algılayıp öyle âşık olduğunu iddia edebilir miyiz?
aşk, insanın kozmik odası kodlanmış, tanımlanmıştır. oraya bilinç bile giremez. oraya mantık da, duygukar da, güven hissi de giremez. emek o kapıyı açamaz. kozmik odada, algılanan dünya, bizim kendimizi sandığımız şey (bazen bilinçaltı insanı bilinçten daha iyi tanır) ve kendimizi bir yaşam parçası olarak daha ileri atmak için ihtiyaç duyduğumuz beden ve ruh. işte kozmik odanın kodları, gelen verileri izlediğinde (feromonlar, bilinç ve diğer şeyler) “casus belli”yi algıladığı anda aşk başlayabiliyor. ve insan ilkellikten ne kadar uzaklaşırsa aşk anlayışı da aynı şekilde değişim, gelişim gösteriyor.
çünkü aşk, bilincimize iletilebilmiş verilerin değerlendirilmesinden ve bunun sonuçlarını fark etmekten öte, bir bütün olarak algılar ve idrak dahilinde olanlar ve olmayanların, akıl ile birlikte, insanın kendi varlığında bihaber olduğu, bazen de hükmedemediği yönleri tarafından yorumlanmasını tüm hallerde yaşamaktır. bu açıdan bakınca aşkın bilgisini ne vakıf olmaktan ziyade onu deneyimlemenin daha değerli olduğu kanısına da varmak mümkündür. burada düşündürücü olan aşkın yaşattığı haller içinde bulunan insanın bilgisinin ne olduğu, sınırlarının nerede çizildiği gibi sorular ile birlikte deneyimin aslında aşkın paylaşımında mı? yoksa onun çıkardığı yolda mı? olduğu gibi sorulardır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.30 00:26 x375214 Red Pill Zizek 1: Paralaks'a onsoz

TÜRKÇE BASKIYA ÖNSÖZ
Bana sık sık soruyorlar: kitaplarınızda nasıl bir etik savunuyorsunuz? Bütün hepsinde ortak olan bir etik tutum var mı?
İşte yanıtım: evet, var, ahlaktan yoksun bir etik savunuyorum - ama Nietzsche’nin bizi kendimize sadık kalmaya, iyinin ve kötünün ötesindeki seçilmiş yolumuzda ısrar etmeye çağıran ahlaksız etiği değil. Ahlak benim diğer insanlarla olan ilişkilerimin simetrisiyle ilgilidir; onun sıfır seviye kuralı “benim sana yapmamı istemediğin şeyi bana yapma”dır; etikse, tersine, benim kendimle tutarlılığımla, kendi arzuma bağlılığımla ilgilenir. Fakat, etikle ahlakı ayırmak için tümüyle farklı bir yol daha var: Friedrich Schiller’in naifle duy- gusal karşıtlığı çizgisinde bir yol. Ahlak “duygusaldır,” ötekilerini (sadece), ötekilerinin gözüyle kendime baktığımda, iyi olan kendimi sevmem anlamında içerir; etikse, tersine, naiftir - yapmam gereken şeyi yapılması gerektiği için yaparım, iyiliğim yüzünden değil. Bu naiflik düşünümselliği dışlamaz - hatta ona, insanın yaptığı şeye karşı soğuk, katı bir mesafesi olmasına izin verir. Bu türden etik tutumun en iyi örneklerinden biri, Agota Kristofun Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan adlı üçlemesinin ilk cildi olan Defter’de sergileniyor. Kitap ikinci Dünya Savaşı’nm son ve Komünizmin ilk yıllarında, büyükanneleriyle birlikte küçük bir Macar kasabasında yaşayan ikiz iki çocuğun öyküsünü anlatıyor, ikizler tümüyle ahlaksız - yalan söylüyor, şantaj yapıyor, öldürüyorlar... - yine de, en saf haliyle otantik bir etik naifliği cisimlendiriyorlar. Birkaç örnek vermek yeterli olabilir. Bir gün, ormanda aç bir asker kaçağıyla karşılaşırlar ve istediği birtakım şeyleri ona getirirler:
Yemek ve battaniyeyle geri geldiğimiz zaman, bize şöyle dedi: “Çok iyisiniz.”Biz de yanıt verdik: “iyi olmaya çalışmıyoruz. Bunları sana getirdik çünkü kesinlikle ihtiyacın var. Hepsi bu.” (43)
Hıristiyan etik tutumu diye bir şey varsa, bu odur: komşularının talepleri ne kadar tuhaf olursa olsun, ikizler naifçe bu talepleri karşılamaya çalışır. Bir gece, kendilerini eşcinsel mazoşist olan bir Alman subayıyla aynı yatağı paylaşırken bulurlar. Sabahleyin uyanır ve yataktan çıkmak isterler, ama subay onları durdurur:
“Kıpırdamayın. Uyumaya devam edin.” “işemek istiyoruz. Gitmemiz lazım.” “Gitmeyin. Buraya yapın.” Sorduk: “Nereye?” Şöyle dedi: “Benim üzerime. Evet. Korkmayın, işeyin! Suratıma.” Yaptık, sonra da bahçeye çıktık, çünkü yatak sırılsıklam olmuştu. (91)
Aşk eylemi diye bir şey varsa, bu gerçek bir aşk eylemi! İkizlerin en yakın dostu rahibin kahyası, onları ve giysilerini yıkayan genç, şehvetli bir kadındır, onlarla erotik oyunlar oynar. Sonra açlık içindeki bir Yahudi kafilesi kasabadan geçirilip kampa götürülürken bir şey olur:
Hemen önümüzde, zayıf bir kol uzandı kalabalıktan, kirli bir el açıldı ve bir ses duyuldu: “Ekmek.”Kahya gülümsedi ve ekmeğinin kalanını verir gibi yaptı; uzanmış ele uzattı ekmeği, sonra kahkaha atarak ekmeği tekrar ağzına götürdü ve şöyle dedi:“Ben de açım!” (107)
Çocuklar onu cezalandırmaya karar verirler: onun mutfaktaki fırınına biraz barut koyarlar, o yüzden, kadın sabah ateşi yakınca fırın patlar ve kadını yaralar. Kardeşler bu arada rahibe de şantaj yaparlar: rahibi, hayatta kalmak için yardıma muhtaç bir kız olan Tavşandudak’ı nasıl taciz ettiğini herkese söylemekle tehdit eder, ondan haftalık düzenli para isterler. Şaşkın rahip onlara sorar:
“Bu çok canice. Ne yaptığınızın farkında mısınız?” “Evet efendim, Şantaj.” “Hem de sizin yaşınızda.... Çok yazık.” “Evet, bunu yapmak zorunda kalmamıza çok yazık. Ama Tavşandudak ve annesinin paraya kesinlikle ihtiyacı var.” (70)
Bu şantajda kişisel hiçbir şey yoktur: hatta daha sonra rahiple yakın dost olurlar. Tavşandudak ve annesi kendi başlarına yaşayabilecek hale gelince, rahipten daha fazla para almayı reddederler:
“Yeter artık. Yeterince verdin. Kesinlikle gerekliyken para aldık senden. Şimdi biraz Tavşandudak’a verecek kadar para da kazanıyoruz. Hem ona çalışmayı da öğrettik.” (137)
Bu başkalarına karşı soğuk tavırları, gerektiğinde onları öldürmeye de varır: büyükanneleri süt bardağına zehir koymalarını istediği zaman, şöyle derler:
“Ağlama büyükanne. Yapacağız; eğer gerçekten istiyorsan bunu bizden, yapacağız.” (171)
Naif de olsa, bu tür öznel bir yaklaşım hiçbir şekilde canavarca-soğuk düşünümsel bir mesafeye engel olmaz. Bir gün, ikizler yırtık pırtık giyinip dilenmeye gider; gelip geçen kadınlar onlara elma, bisküvi vb. verir, biri de başlarını okşar. Sonra bir başka kadın onlara evine gelip biraz çalışmalarını, karşılığında onlara yemek vermeyi önerir.
Şöyle dedik: “Sizin için çalışmak istemiyoruz hanımefendi. Sizin çorbanızı da ekmeğinizi de yemek istemiyoruz. Aç değiliz.” O da sordu. “O zaman neden dileniyorsunuz?” “Nasıl bir şeymiş görmek ve insanların tepkilerini gözlemek için.” Bağıra çağıra gitti o zaman: “Sefil rezil haydutlar! Üstelik bir de edepsizler!” Eve dönerken elmaları, bisküvileri, çikolatayı ve paraları yolun kıyısındaki otların arasına attık.Baş okşamasını atmaksa olanaksız. (34)
Benim durduğum yer işte bu - böyle olmak isterdim: duygudaşlıktan yoksun etik bir canavar, kör bir kendiliğindenlikle başkalarına yardım etme görevini yerine getiren, ama onların iğrenç yakınlıklarından kaçınan bir canavar. Böyle daha çok insan olsaydı, dünya, içinde duygusallığın yerini soğuk ve katı bir tutkunun alacağı hoş bir yer olurdu.
submitted by x375214 to RadioFreeTurkey [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.29 15:07 griljedi GRRM - 2006 Söyleşileri

- Panelde GRRM, Romeo ve Juliet gibi trajik aşk hikayelerini daha çok tercih ettiğini söylemiş ki ASOIAF’a genel olarak baktığımızda, durum gerçekten böyle. Ayrıca kitaplarındaki cinsel sahnelerin “gereksiz” olduğu iddiasını da alaya almış; sürükleyici bir deneyim yaratmaya çalıştığını, cinselliğin insan hayatının büyük bir parçası olduğunu ve karakterlerinin gelişimi için gerekli olduğunu savunmuş. Cinsel sahneler konusunda ölüm konularından daha çok şikayet mektubu almaya başladığını ifade etmiş.
- Jaime karakterini en başından beri karmaşık bir karakter olmasını mı planladığı yoksa yazım aşamasında mı karar verip vermediği ile ilgili soruya “gri karakterleri keşfetmeyi seviyorum ve en başından beri Jaime’nin karmaşık olmasını planlıyordum” diye cevap vermiş ama bazı detayların yazım aşamasında ortaya çıktığını da eklemiş.
- Gri karakterler yazmayı tercih ettiğini vurgulamış çünkü gerçek hayatta da insanların karmaşık olduğunu ve iyi kötü şeyler yapmaya eğilimliğini ifade etmiş. Kurgularda bir savaş kahramanının ve eve gittiğinde ailesini döven insanları birbirinden ayırma eğilimlinde olduğunu ama gerçekte böyle olmadığını, kendi kitaplarında da böyle yapmadığını ifade ederek; arkadaşlarının hayatını kurtaran bir kahramanın eve gittiğinde ailesini dövdüğünü ama bu yaptığı kötü şeyin yaptığı diğer iyi şeyi ortadan kaldırmadığını ama ikisinin de aynı kişi olduğunu vurgamış; kahraman ve kötü.
- Yeni kitapta Arya ve Asha’yı göreceğimizi ve yeni bir POV karakteri olacağını söylemiş ama bundan sonraki kitaplarda daha fazla yeni POV karakteri olmayacağını umduğunu ve mevcutların da azalacağını ifade etmiş. Ayrıca zaman çizelgesi olarak Ejderhalarla Dans’ın Kargaların Ziyafeti kitabını geçebileceğini ama bunun kitabın uzunluğuna bağlı olduğunu da eklemiş. Ayrıca Castery Kayasını ve Yüksekbahçeyi de kesinlikle göreceğimizi belirtmiş. (Şimdi 2005 senesinde 4. kitap yayımlandı ve 2006’da Dans’ı yazmaya başlamış görünüyor çünkü birkaç bölüm de okumuş panelde yahut zaten elinde önceden yazılı notlar vardı, genelde hep bir sonraki kitap için elinde el yazmaları oluyor. Bahsedilen yeni POV karakteri belli ki Melisandre idi ama Kaya ve Bahçeyi kesinlikle görmedik ve zaman da 4. kitaptan ileride değildi. Burada bir fikir değişimi olmuş, demek ki hikaye çizgisinde farklılık var.)
- GRRM’e neden uyumsuzlar ve dışlanmışlar hakkında bu kadar çok şey yazdığını sormuş. O da “bir seviyede herkesin garip ve uyumsuz olduğunu” ifade etmiş. Bariz uyumsuzlar dışında (Tyrion ve Brienne), Davos soylu olmaması yüzünden uyumsuz iken ki yüksek konumundan hep rahatsızlık duyuyor; Ned, kardeşinin hayatını yaşadığı için – Kışyarı ve Cat ile evlenmek- kendini uyumsuz hissediyor ki istediği ya da seçeceği şey bu değildir.
- Hikayedeki kötü adamların “diğer tarafın kahramanları” olduğunu ve hiçbir kötü adamın uyanıp “hmm bugün ne kötülük yapsam” diye düşünmediğini, kendi motivasyonları olduğunu ifade etmiş.
- Yeni kitapta olacak POV karakteri sorulmuş ve Arya’yı da göreceğimizi söylemiş ve arkasından bir Zeki Müren espirisi patlamış. “Peki, Arya da bizi görecek mi?” diye sormuşlar. “Elbette ki hayır... O bir kurgu karakter, bizi göremez ama o görecek mi....? Bilmiyorum.. herhangi bir şey?” Arya’nın sona yaklaştığını ifade etmiş. Anladığım kadarıyla Braavos macerasını ve eğitimini kast ediyor ki bir zahmet yani, lütfen. Bu durumda ön gördüğümüz gibi 6. kitabın en geç yarısında bizim Dişi Kurt, Westeros’a geri dönüyor.
- Kitabın neden bu kadar uzun sürdüğüyle ilgili soruya “hata yaptığını” itiraf ederek başlamış. Tolkien’in LOTR’u ilk Shire ile başlatıp zamanla diğer coğrafyaları tanıttığını, hikayeyi genişlettiğini ve bunu çok iyi şekilde yaptığını söylemiş ve kendisi de aynı şeyi yapmaya çalışmış; en başından beri dünyasının yeni coğrafyalarını ve karakterlerini tanıtmaya çalışmış ama kendini bir sürü topla havada bulduğunu ve onları orada tutmak zorunda olduğunu yoksa topların kafasına düşeceğini söylemiş. (Özetle işler biraz kontrolünden çıkmış görünmekte.) Bazı okuyucuların Ziyafetteki yeni pov karakterlerinden fazla hoşnut olmadığını ve eskileri istediğini ama coğrafya olarak yeni pov karakterlerine ihtiyacı olduğunu ve tek bir pov karakteri ile - Dorne ve Demir Adaları - anlatmaya çalışsa da bunun işe yaramadığını söylemiş. Bu da fazla gecikmeye neden olmuş.
- Rorge ve Isırık için bilgi verdi, Flea Bottom’da Rorge’un bir barı varmış ve adam sıçan, köpek ve ayı yavru dövüşleri düzenleyerek para kazanmış ve sonra yetim genç Isırık’ı bulmuş, içeri almış ve onu dövüşlere sokmaya başlamış; ayı yavruları vs. ile.
- Eğer kitap bitmeden ölürse ne olacağını sormuş. GRRM “sipariş üzerine kitap yazan yazar bozuntularının kitaplarımı bitirmesini istemiyorum, kitapları bitirene kadar uzun yaşayacağımı ummanız gerekir.” diye cevapladı (ulan hızlı yaz o zaman!).
- İnsanları, karakterlerin isimlerini bebeklerine vermesini hala şaşırtıcı bulduğunu söylemiş. Güzel ve Çirkin (GRRM’in yazdığı, birkaç sezonluk dizi) dönemlerinde, bir kadın karakter öldürüldü ve yeni biri tanıtıldı. Bu olayın üstünde ağlayan öfkeli bir kadından telefon almışlar ve yazarların bebeğini öldürdüklerini söylemiş; kadın, bebeğine J karakterinin ismini vermiş. GRRM “Dikkatli olun,” diyor; “karakteri şimdi seviyorsunuz ama ya üç kitap sonra?” (Özeti yazan arkadaş, sonuç; çocuklarınıza, karakter öldükten sonra isim koyun. Demiş. Aklıma Dany ve Tyrion’ı oynayan Peter’ın açıklaması geldi nedense).
- GRRM’e kitaplarda en hafife alınan karakterleri sordu ama o bu soruya GERÇEK bir cevap vermedi ama okuyucuların hangi karakterleri sevmediğini bildiğini söyledi; Sansa ve Cat ama ikisini de sevdiğini söyleyerek ekledi; Arya, Jon ve Tyrion çoğu okuyucunun favorisi diye ekledi.
- Biri Tywin ve fahişeyi (shea) sordu ama GRRM, buna burada cevap vermeyeceğini sonraki kitaplarda çözüleceğini söyledi.
- George, planlanan 5 yıllık atlama hakkında gerçekten aptal hissettiğini söyledi. Başlangıçta Jon'un Sur’da otururken "Lord Commander olduğumdan bu yana yıllar oldukça sessiz geçti ama bunun şimdi ortadan kalkmaya başlayacağını düşünmeye başladım ..." diye hayal ettiğini ifade etti. (Saçmalığını fark etmiş durumun) Yetişkinler, Arya'nın ergenliğe girmesini bekleyemez.
- Bölümlerin (POV) başlıklarının isminin karakterlerin kendilerini nasıl düşündüklerine – özellikle Sansa’nın- dair bir baş sallama olduğundan bahsetmiş (Bu Sansa ve Aleyne konusunda söylediği bir şey vardı ama ileriki yıllara air bir söyleşiye ait).
- Ned Stark’ın Lord Hastings ve Robert’ın da Edwardu IV ile benzerlikleri olduğu, ikisinin de beklenmedik anda uyarılmaksıızın kafasının kesildiği söylenince GRRM de “Eğer daha dikkatli bakılırsa diğer tarihi figürlerle de benzerlikler görülür; Henry VIII’in Robert’ı ve Richard III de Tyrion’a benzer (yahut tersi işte). Marg’ın işkence gören bir şarkıcı tarafından itirafla ihanete uğrayan Anne Boyne’a benzediğini söylendiğinde GRRM “temelde böyle” diyerek bunu kabul etti. Lakin verdiği cevapların hiçbiri açık değilmiş.
- Seriye başladığınız zamandan beri hikaye konusunda çok sapma var mı ya da tüm hikaye konusu başlangıçtan beri az ya da çok hesaplamış mıydınız? İlk tasarladığınızdan daha fazla karakterler eklediniz mi? Serinin yazım aşamasında ilk planlarınızda hiçbir değişim yaptınız mı?
Hikayede sapma var diyemem ama bir yerden diğer yere varmak ilk tasarladığımdan daha fazla zaman ve sayfa aldı... belki de karşılaştığım yerleri ve karakteri bu kadar ilginç bulduğum içindir. İnsan olduğunda ısrarcı olan mızrak taşıyı ikincil ve üçüncül karakterler bu konuda asıl suçlanacak kişiler; yapmalarını istediğim tek şey orada durmaları, sessizce durmaları ve mızrağı tutmaları. (*Mızrak taşıyıcısı, bir oyunda küçük bir rolü olan, eylemleri az önemli olan karakterleri ifade eder.* ) Evet, bazı başlangıç planlarımda değişim oldu. Eğer olmasaydı ben sadece noktaları birleştirirdim ve bu da beni delirtirdi. Bazı yazarlar mimar, bazıları da bahçıvandır, ben ikincisiyim. Hikaye, yazım sırasında kendine ait bir yaşam sürer (yani hikaye, yol boyunca kendi kendini geliştirir, büyütür ve kendini anlatır demek istiyor. GRRM bu tarz hikayeler yazabiliyor, öbür türlüsünde ilgisini kaybediyor).
- Dünyanızda bilhassa gurur duyduğunuz bir parça var mı?
Sur’u seviyorum. Bildiğim kadarıyla bir fantezi dünyasında eşsiz, benzeri yok.
- GRRM, Cersei ve Dany’nin doğrudan tezat oluşturmayacağından pişmandır...(anlamadım doğrusu) GRRM, zaman çizgisini belirsiz tutmaya çalışıyormuş. Karakterlerini ayrıntıyla anlatmak için fazladan nefes alanlarını seviyor. Bran’ın herhangi bir bölümü yoktu ve Dany’nin sonu farklıydı. Şimdi onun sona erme biçimini seviyor (Yine anlamadım, önü ve arkasında açıklayıcı bir şey yoktu, biraz saçma bir özetleme olmuş olan biteni).
- Krallar, bir kişiyi şövalye ilan edebilir ama Lordlar edemez. Lordun bir kişiyi şövalye yapabilmesi için kendisinin de şövalye olması gerekir, bu yüzden Eddard Stark kimseyi şövalye yapamaz ama Kral Baelor bir kral olarak yapar. Krallar için en önemli şey lordlar ilan etmek, sorun onlara toprak verebilmekte (Böylece Jorah, İnanç’tan olmadığı halde nasıl şövalye ilan edildiğini öğrendik, kral istediğini şövalye yapabilir).
- İkinci Ejderhaların Dansı, Dany’nni istilası manasına gelmesi gerekmez (Bu ilginç işte; kırmızı ringa balığı mı uzattı yoksa GRRM’in aklındaki 2. Dans bizim kafamızdakinden çok mu farklı? )
- Kitapların geri kalanında tüm karakterler olacak mı sorusuna; “Evet, ADWD'den sonra tüm karakterleri aynı kitapta bir araya getirmeyi umduğunu” söyledi. Kahkahalar atarken birazını öldürmesi gerektiğini de ekledi.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.17 13:18 sevgilirehber Cilve nasıl yapılır diyenler

Kendinize iltifat edin
Erkeklerin kadınlara iltifat etmeleri çok alışıldık bir durumdur. Bir kadının kendi kendisine iltifat etmesi ise oldukça ilgi çekicidir. Kadın şaka yollu veya espriyle birlikte güzel özelliklerini öne çıkarabilir. Bunun dozunu iyi ayarlamak gerekir. Fazla kibir kadını itici, hafif kibir kadını çekici yapar.
Kadının başka insanlarla dalga geçmesi kadınlar arasında iyi karşılanmazken bu tavır erkeklerin çok hoşuna gider. Ama kadının kendisini başka kadınlarla karşılaştırma hatasına düşmemesi gerekmektedir.
Kadının ister olumlu olsun ister olumsuz her durumda kendisi hakkında konuşması erkeği müthiş heyecanlandırır. Bir konuşma esnasında kadının kendisinden uzun uzun bahsetmesi yerine farklı konuşmalarda kısa kısa bilgiler vermesi daha etkili olmaktadır.
Erkekle sohbet edildiğinde erkeğin en fazla merak ettiği konularda cevapları geçiştirmek ve bilgi vermemek de cilve yapmanın tesirli yollarından biridir.
Aşk duası nasıl yapılır?
submitted by sevgilirehber to u/sevgilirehber [link] [comments]


2020.07.04 09:36 sevgilirehber Bir Erkeğin Seni Sevdiğini Nasıl Anlarsın 10 Madde

Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 1
Bir erkeğin seni sevdiğini anlamanın ilk yolu son zamanlarda yeni kıyafet giyip giymediğidir. Erkeklerin hayatlarında değişiklikler olduğunda bu ilk önce kıyafetlerine yansır. Bunu kadınlar için söylerler. Fakat kadınalar her zaman şık ve bakımlı olduklarından onların duygusal değişimlerini kıyafetler üzerinden anlamak zordur. Erkekler ise kılık kıyafetlerine genellikle önem vermezler. Son zamanlarda yeni kıyafetler giyen ve üstüne başına dikkat eden erkek mutlaka duygusal bir yoğunluk içindedir. Erkeğin şık giyinmeye başlaması sosyal ortamda çok çabuk fark edilen bir değişikliktir. Erkeğin giyim kuşamında bir değişiklik yoksa kusura bakmayın ama erkeğin hayatında aşk da yoktur.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 2
Kalabalık bir ortamda erkek ile göz göze gelebiliyorsanız erkek kesinlikle sizi seviyordur. Kalabalık bir yemek masasında, bir partide veya bir toplantıda göz ucuyla erkeği takip edin. Eğer erkek de sizi bakışları ile takip ediyorsa seviyor, demektir. Erkeğin kadını bu şekilde gözleriyle takip etmesi, onu korumak istemesindendir. Çünkü kalabalık içinde kadının güvende ve mutlu olduğundan emin olmak istemektedir. Korumak ve sahip çıkma bilindiği gibi sevginin önemli göstergelerindendir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 3
Bir erkek son zamanlarda daha muhalif bir kişiliğe dönmüşse yani sizin yanınızda iken amirine, arkadaşlarına ve ailesine karşı çıkıyorsa bu sizi sevdiği anlamına gelir. Size iktidar sahibi ve güçlü bir karakter olduğunu göstermeye çalışıyordur. Erkekler, sevdikleri kadının yanında müthiş bir özgüvene sahip oluralar. Ne müdürleri ne de babaları onları etkileyebilir. Tam bağımsız bir birey olduğunu gösterme çabası aslında aşıkın kendisini farklı bir yolla ifade etmesidir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 4
Erkeğin ses tonuna dikkat edilirse erkeğin sevip sevmediği hemen anlaşılır. Erkekler, sevdikleri kadınlara karşı daha alçak bir ses tonu ile konuşurlar. Seslerini yumuşatma gayretine girerler. Bazen erkeklerErkek Severse çok heyecanlandıklarında yutkunabilir ve konuşmakta zorlanabilirler. Yine konuşma sırasında erkekler konudan konuya geçerlerse ve konuştukları meseleyi bölük pörçük anlatırlarsa bu heyecanlandıklarını gösterir. Heyecanlanmak aşkın habercisidir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 5
Erkek, bulunduğunuz yeri veya herhangi bir eşyayı “size layık” hale getirmeye çalışıyorsa sizi seviyordur. Hiçbir şeye müdahale etmiyorsa sizi önemsemiyor ve sizi sıradan biri gibi görüyordur. Oturduğunuz masayı düzenliyorsa, daha rahat oturmanıza yardımcı oluyorsa, yemeklerde daha özenli davranıyorsa size layık olmaya çalışıyordur. Özellikle size herhangi bir eşya bıraktığında eşyayı paketleme tarzı ve bırakma üslubu erkeğin kadına karşı duyguları konusunda önemli ipuçları verir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 6
Erkeklerin inançları konusunda çok katı tutumları vardır. Bazı siyasi fikirleri, tutukları futbol takımı, çok yakın arkadaşları onlar için konuşulamaz ve tartışılamaz şeylerdir. Hiç kimse erkeklerin bu özel dünyasını eleştiremez. Bir kişi hariç: “sevdikleri kadın”. Kadın erkeğin bu özel dünyasına hafifçe dokunduğunda erkek kestirip atıyorsa sevmediği sonucu çıkarılabilir. Ama erkek bir uzlaşma yolu arıyorsa ve kırıldığını söylemekle yetiniyorsa kadın da artık erkeğin “ o özel dünya”sının bir parçasıdır.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 7
Erkekler sevdikleri kadınların yanında daha fazla zaman geçirmeye çalışırlar. Bunu çoğu zaman bilmeden yaparlar. Sevdiği kadının yanında beş dakikalık işi olan bir erkek, farkında olmadan orada yarım saat kalabilir. Çok az erkekte aşkın ilk dönemlerinde tersi bir eğilim de olabilir. Yani erkek, kadının bulunduğu ortamı hemen terk etmek isteyebilir. Ancak genel eğilim sevilen kadının yanında zamanın nasıl geçtiğinin bilinmemesi ve beklenenden uzun kalınmasıdır.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 8
Seven erkek, sevdiği kadının yanında eski sevgilisinden bahsedilmesinden hoşlanmaz. Eski sevgili konusu erkekler için yeni sevgilinin yanında asla konuşulmaması gereken bir konudur. Kadınlar erkeklerin bu konudaki hassasiyetlerini gözlemleyerek erkeğin sevip sevmediği konusunda bir fikre ulaşabilirler. Burada yeri gelmişken şunu belirtmeden de geçmeyelim ki erkekler sevdikleri kadınların eski sevgilileri hakkında konuşulmasından da müthiş derecede rahatsız olurlar. İşte bu “eskiye öfke” hali aşkın belirtilerinden biridir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 9
Erkekler, yaptıkları iyi ve başarılı şeyleri genellikle diğer insanlarla paylaşmazlar. Çünkü onlara hayatları boyunca bir erkeğin güçlü ama alçak gönüllü olması gerektiği öğretilmiştir. Erkek son zamanlarda alçak gönüllülüğü elden bırakmışsa ve yaptıklarını bir gösteriş içinde sunma eğilimi içinde ise kadını seviyor demektir. Bir erkek, yaptıkları üzerinden kendisini göstermeye çalışıyorsa bu sevdiğini göstermektedir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 10
Bir erkek sizin nasıl zaman geçirdiğinizi merak ediyorsa bu ciddi bir hoşlanma belirtisidir. “Dün akşamki konsere gittin mi?” “ Hafta sonu festivalde sen de olacak mısın?” gibi sorularla kadının neler yaptığını veya yapacağını soran erkek aslında kadının yaptıklarını değil bizzat kadının kendisini merak etmektedir. Bu merak da aslında hoşlanmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
submitted by sevgilirehber to u/sevgilirehber [link] [comments]


2020.05.21 17:11 ferreisawesome Eniştemin Annemi Sikme Çabaları

Ben Tolga. Sizlerle başımdan geçenleri paylaşmaya devam ediyorum. Teyzem anneme çok yakın davranıyordu. Her seferinde onu kandırıp elliyor ve onun bir erkeğe ihtiyacı olduğunu hatırlatıp bu konuyu sürekli gündemde tutup annemle sevişmeye devam ediyordu. Annemde halinden memnundu ki sesi çıkmıyordu.
Teyzem oturmaya geldiği bir gün ben yine kapı anahtar deliğinde yerimi almıştım. Anneme
— Kız tek başına zor değil mi, diye sordu. Annem biraz sinirliydi ve tersledi.
— Abla hep bu konuyu konuşuyorsun. Ben hayatımdan memnunum. Bırak da hayatımı yaşayayım, dedi.
— Ne bağırıyon kız?! İnsan gibi yardım edelim dedik. Sen bilirsin sulu amcıklı. Şuna bak, iyilik yapıyoruz bide fırça yiyoruz. Git kime verirsen ver o zaman.
— Hayret bir şey ya deyip kalktı annem. Mutfağa gitti.
Anlaşılan tartışma büyüyecekti. Çıkıp çıkmamak arasında tereddütte kaldım. Biraz daha beklemekte yarar var, araları düzelir nasılsa dedim ve dikizlemeye devam ettim. Teyzem kaşar olduğu için annemi yumuşatmasını bilirdi diye düşündüm.
Annem odaya girip
— Abla, affedersin. Sana bağırmamalıydım, dedi. Teyzem de
— Olsun be kızım, sen de haklısın. Yarraksızlık delirtir kadını. Her şeyi yaptırır valla. Kızmadım inan ki, dedi. Annem de
— Tamam canım ablam deyip sarıldı teyzeme. Teyzem yine yapmıştı yapacağını annemi tavlamıştı.
Teyzem anneme bir şeyler anlatmak istiyordu ama ben ne olduğunu çözemiyordum. Hareketlerinden belliydi ama bir türlü söyleyemiyordu. Annem:
— Abla sende bugün bir tuhaflık var. Farklı davranıyorsun. Noldu hayırdır?
— Yok be kızım hep aynı bir şey yok. Ama annem doğru anlamıştı teyzem bir şeyler yumurtlayacaktı.
Teyzem bizde 1 saat kadar oturmuştu o gece aniden eniştem çıka geldi. Şaşırdım. Enişteme yalvarsan tv yi bırakıp gelmezdi. Adam tam bir tv kolik. Annem bile
— Ooo enişte sen bu eve uğrar mıydın, diye takıldı. Eniştem beni sordu. Annem de
— Her zamanki gibi odasında yatıyor, dedi. Eniştem teyzeme bakışlarını yoğunlaştırdı. Annem mutfağa çıktı. Eniştem ellerini ovuşturup
— Konuyu açtın mı, dedi. Teyzem de
— Hayır açamadım. Kızar bu çatlak. Hemen alıştır alıştıra söylicez yavrum, dedi.
Anladım ki teyzem kocasına annemi siktirecekti. Meğer orospunun derdi başkaymış. Ama yinede eğer yaparlarsa izlemesi zevkli olacaktı, her ne kadar sikilen annem olsa da.
Teyzem her zamanki gibi bacakları yaymış bir vaziyette oturuyordu. Annem içeri girdi, yandaki kanepeye geçti. Teyzem de
— Gel kız sen de yanımıza, kalma tek başına orada, dedi. Annem de
— Sıkışmayalım rahat oturalım sıcak zaten, dedi. Eniştem de
— Gel be baldız sıkışmayız, korkma yemem seni, dedi. Annem
— Aman enişte o nasıl söz öyle aşk olsun, dedi ve çaresiz yanlarına oturdu.
Muhabbet'e başladılar teyzem inanılmaz frikikler veriyordu sikim kazık gibi olmuştu. Ama hemen gelmek istemiyordum tadını çıkarmalıydım. Annemin gözü sürekli teyzemdeydi. Çünkü her zamanki gibi orospuluğu ele almış açtıkça açıyordu bunun üzerine annem
— Abla, nasıl oturuş kız öyle, deyince belki de o geceki en talihsiz soruyu sormuş oldu. Çünkü teyzem bu lafın üzerine konuyu açmasını bilecekti.
— Ne var kızım biriniz kocam biriniz kardeşim hanginizden çekineyim, dedi. Annem de
— Olsun kocan da olsa bende olsam güzel otur ben bilmem mi yayıp oturayım deyince teyzem de
— Otur sende kızım rahatına bak, dedi. Annem de
— Abla saçmalama, eniştemin yanında olur mu hiç deyince teyzem
— Kızım rahat ol yemez seni enişten dedi. Gülmeye başladılar. Annem yerinden kalktı ve çay koyayım içeriz diyerek mutfağa gitti. Eniştem teyzeme bakarak
— Kolay olmayacak galiba, dedi. Teyzem de
— Sen bana bırak, yumuşatmasını bilirim ben onu. Ne yapıp edip bugüne kadar az mı elledim sanıyorsun, deyince eniştem
— Nasıl kız güzel mi bari, dedi. Teyzem de
— Güzel ne kelime kalçaları sımsıkı. Yala doymazsın. Amı desen 2 senedir yarrak girmiyor. Sen düşün işte. Daracık göğüsler zaten benim gibi... Daha ne olsun, dedi. Eniştem yine ellerini ovuşturmaya başladı. Keyfi yerine gelmişti anlaşılan.
Annem elinde bardaklarla içeri girdi birazdan çayımızda hazır dedi. Acaba annemi nasıl kandıracaklardı çok merak ediyordum. Annem teyzeme
— Kız sen hala öyle mi oturuyorsun? Topla kendini hayret bişeysin yaa, dedi. Teyzem
— Kızım ne var? Niye utanayım? Biriniz her akşam altına yattığım adam, birinizde ben de olanın ondada olduğu kardeşim, dedi. Annem kızarmıştı.
— Abla sana da bir şey demeye gelmiyor, dedi.
Eniştem de yavaşça teyzeme elini atmıştı. Teyzem durumu hemen karşılığını verdi. Eniştemin göğsüne elini dayayıp okşamaya başladı. Annem durumdan rahatsız olmuştu ve
— Ben bir çaya bakayım, diyip kalkmaya yeltendi. Teyzem de orospuluk yapacak yan oldu.
— Kız canın mı çekti kıskandın mı yoksa, dedi. Annem de
— Ne alakası var? Kocan o senin, tabii ki rahat davranacaksınız ama benim yanımda yapmayın, gidin evinizde yapın ne yapacaksanız, dedi. Teyzem kaşar olduğu için eşine
— Baldızına da sarıl yavrum, gücenmesin, dedi. Eniştem dünden razı zaten elini annemin omzuna attı. Annem uzak durmaya çalıştıkça eniştem çekiyordu kendine.
Annem eniştemin solunda oturmuştu sol eli fazla kıpırdamıyordu. Ama sağ eli teyzemin kalçalarını sıkmaya başlamıştı. Annem yanında oturduğu için fark edemiyordu. Farketse eminim ki kalkar mutfağa giderdi.
Eniştem elini annemin omzunda gezdirmeye başladı. Annem fark edince kendini çekti.
— Ufff çok sıcak, bi' de iç içe oturduk. Dur şöyle rahat oturalım enişte, deyip uzaklaşmak istedi. Teyzem
— Kız ne var, utandın mı? Bana neler yapıyor baksana, dedi. Annem de
— Ne yapıyormuş deyince eniştem hemen teyzemin götüne elini attı. Annem de eniştemin üzerinden eğilip bakacak oldu ama eniştemin yarrak dikilmişti. Annem fark etti ama çaktırmamaya çalıştı. Sonra
— Aaa ne yapıyorsunuz siz? Gidin evinize napıcaksanız yapın be, hayret bişeysiniz, dedi. Eniştem
— Ne var kız? Utanma bu kadar. Zamanında sen yapmıyormuydun sanki, dedi. Teyzemde onaylar şekilde başını sallayıp
— Yani, dedi. Canı çekmiştir zillinin de ondan böyle yapıyor. Yavrum elle azcık şunu da nasiplensin.
Eniştem annemin beline doğru elini kaydırmaya ve sıvazlamaya başladı. Annemde elini tutup
— Enişte yapma, dedi. Ama yapma derken samimi olmadığı ve isterik olduğu her halinden belliydi. Eniştem
— Dur kız yemem seni, korkma. Birazcık elliycez alt tarafı, ne var bunda? Yabancıya gitmesin, deyince annem
— Enişte ablamın yanında yapma bari. Yalnızken gelsen tamam, deyince teyzem
— Kızım, enişten ne zamandır seni soruyor bana, ne yapıyor, diye. Ben de aramızdaki her şeyi anlattım, seninle seviştiğimizi. Sonuçta ben lezbiyen değilim, sen de bana uydun istemeden ama ikimiz de gerçek erkek istiyoruz. Benim zaten var, istediğim zaman sikiyor enişten ama sen elaleme verecek değilsin. O yüzden bu ortamıı hazırlamak için senle seviştim bunca zamandır. Ama keyif de aldım açıkçası, dedi. Şimdi olan biteni hem ben hem de annem daha iyi anlamıştık. Ben teyzemin azgın olduğunu ve eniştemle yetinmediğini düşünürken meğer amaçları annemi sikmekmiş.
Eniştem annemin belinden okşamaya devam ediyordu teyzem de elini kocasının yarrağının üzerinde gezdiriyordu. Bir eliyle de göğsüne küçük çimdikler atıyordu. Ben zevkten çıldırmak üzereydim. Sikim elimde taş gibi zonklamaya başlamıştı. Annem de teyzem gibi bir elini eniştemin aletine atmıştı. Belli ki canına tak etmiş ve bir an önce onu istiyordu. Enişteme doğru iyice yanaştı bacak bacak üztüne attı eniştem annemin sol baldırı açıkta kalınca elini hemen oraya kaydırdı.
Annem frikik veriyor bense 31 çekmeye devam ediyordum. Annem in külodu her zaman ki gibi beyazdı. Eniştem elini biraz daha alta sokarak annemim baldırını iyice eline aldı ve sıkmaya başladı. Annemin nefes alış verişi değişmiş gözleri de bir tuhaf bakıyordu.
Teyzem elini eniştemin eşortmanına sokup yarrağını çıkardı. Ben benimki kalın ve uzun derdim ama eniştemin yarrağını görünce koplekse girdim. O neydi öyle? 20 cm civarı kalın ve damarlıydı sanırım hepimiz böyle bir alete sahip olmak isteriz. Teyzem çok şanslıydı, tabii artık annem de.
Eniştem artık rahatlamıştı. Annemin istekli tavırları sayesinde istediği yerine dokunmaya başladı. Elini arkasından annemin önüne alıp külodunun üzerinden amını okşamaya başladı. Annem bacaklarını sıkıp bırakıyordu. Teyzem de eliyle eniştemin sikini sıvazlayıp 31 çekmeye çalışıyordu. Ama enişteminki gerçekten çok büyüktü teyzem bir ara iki eliyle tuttu yinede eniştemin sikinde tutulacak yer kalmıştı.
Teyzemin tam bir orospu olduğunu söylemiştim. Ağzına almaya başladı ama hepsini alması mümkün değildi. Annem de alttan eniştemiz taşaklarını okşamaya başladı enişte bey iyice mayıştı. Arkaya doğru yaslandı ve eliyle annemin amını okşamaya devam etti.
Annem yarrağa doğru eğildi. Teyzem öyle iştahlı ağzına alıyordu ki kendinden geçmişti. Annem dürterek
— Kız bana da ver! Sen nasılsa her akşam oynarsın bununla, dedi. Teyzem öyle dalmış ki birden sıçradı ve
— Ne dedin anlamadım, dedi. Gülüştüler. Eniştem
— Ulan karı, ben her zaman yanındayım bırak da kız nasiplensin azcık, dedi.
Teyzem yarağı bıraktı ve annem ağzına almaya başladı. Ama o kalın yarağı almak o kadar kolay değildi. Eniştem zevke gelmiş annemi yarrağına doğru bastırmaya başladı. Bir yandan da diğer eliyle kucağına yatan annemin götünü okşuyordu. Annemin götü gerçekten çok güzeldir uyurken çok defalar ellemişimdir. Annemin kalçalatını sıktıkça ben de zevkten kuduruyordum. Eniştem
— Baldız, yeter artık doymadın mı daha, dedi. Annem ağzına almayı bıraktı ve eniştem
— Hadi kalk ayağa, dedi.
Annem ayağa kalktı eniştemin dizleri önünde. Eniştem ellerini kalçalarına attı, eteğini yukarı sıyırmaya başladı. Bu arada annemin göbeğini yalıyordu. Annem o kadar kıvama geldiki nerdeyse ayakta duramıyor eniştem elleriyle ona destek oluyordu. Eniştem önden elini bir soktu ki annemin amı ve götü ellerinin içinde yok oldu. Eliyle sıkıyordu ki annem inlemeye başladı. Teyzem de
— Sus kız, tolga duyacak şimdi dedi. Eniştem bunun üzerine
— Sahi bu çocuk hiç kalkmaz mı ya, dedi. Kalkarsa boku yedik naparız, dedi. Teyzem de
— O da bize katılır. Onun canı yok mu, dedi. Annem de
— Yapma ya! Beni mi sikecek, dedi.
— Kızım ensest değil miyiz? Yapacak elbet! Sadece seni değil, benim karıyı da sikecek. gerçi o kadar büyüdü mü o, dedi. Teyzem de
— Hem de ne büyümek! Bir yarrak var seninkine yakın valla, deyince
— Bak sen! Nerde gördün kız sen, dedi eniştem. O da
— Banyoda bir gün sesler geliyordu. Size gelmiştim. Sen içerdeydin, dedi anneme. Su içmeye kalktım. banyo önünden geçerken sesler duydum eğilip baktığımda 31 çekiyordu seninki, dedi. Eniştem
— Eee çok mu büyüktü bu kadar yahu? Etkilenmiş gibi anlatıyorsun, dedi. Teyzem de
— Valla bir kadını doyuracak kıvamda geldi bana, dedi. Annem de
— Evet, doğru enişte. Bayağı büyüdü tolga, değişti. Ben çok gördüm, dedi. Banyoda, yatarken, uyurken, şortun arasından hep görüyordum dedi.
Içimden bir ses beni de çağırın diye yalvarıyordu ama eniştem
— Durun bakalım daha erken. Hele biraz daha palazlansın ondan sonra bakarız, dedi ve hayallerim suya düşürdü. Bırakın şimdi bunları baldız. Kaynatma muhabbeti de ver artık, dedi. Annem
— Ne acelen var, sabaha kadar vakit var, dedi.
Annem hala ayaktaydı. Eniştem dişleri ile annemin külodunu aşağı indirdi. Sonra da bir çırpıda eteğini çıkardı. Annemin üzerinde sadece tişört ve içinde sütyeni kalmıştı. Eniştem önce tişortü çıkardı. Annemi yanına oturttu ve sütyenin üzerinden göğüslerini sıkmaya başladı. Annemim göğüs uçları dut kadar oldu. Zaten büyük ve dikti. Hepten dimdik olmuştu.
Teyzem ikinci planda kalmıştı ama oda kocasının elleyebildiği yerlerini elliyordu. Eniştem annemin belinden tuttu ve
— Hadi bakalım! Çık üstüne şunun, dedi. Annem
— Nasıl olcak enişte? Hepsini alamam ben. Aşağı yatayım, sen yavaş yavaş gir, dedi. Eniştem annemi kendine doğru bir hışımla çekti.
— Hadi kız nazlanma sen nelerini alırsın bu azgınlıkla, dedi ve annemi bir hışımla bacaklarının üstüne oturttu. Annem
— Dur canımı yakma, yoksa vermem, dedi.
Teyzem de annemi bastırmaya başladı. Zorla tecavüze döndü olay. Annem bağırmaya başladı. Odamdan çıkıp olaya mudahele etmek istedim ama eniştem döver korkusu ile çıkamadım.
Annem ağlıyordu.
— Zorla olmaz ki canım! Ne güzel alıştıra alıştıra yapıyorduk, birden bu şiddet niye? Ben orospu muyum? Orospuya bile böyle yapılmaz, dedi. Eniştem
— Haklısın özür dilerim, dedi ve saçlarını okşamaya başladı. Napıyım kızım ne zamandır bu anı bekliyordum? Çok güzelsin. Seni bulunca bir an önce becermek istiyorum, dedi. Teyzem de
— Kızım azdırdık adamı, artık vereceğiz çaresi yok, dedi. Annemde
— Ben vermiycem demedim ki. Ama her şey güzellikle olsun. Ne o öyle tecavüz eder gibi, dedi. Eniştem
— Neyse, hadi boşverin. Artık işimize bakalım, dedi. Annem bunun üzerine
— Ver bakalım şunu, nasılmış görelim, deyip eniştemin baldırlarına oturdu.
Annem ayaklarını oturdukları kanepeye basıp eniştemin o kalın yarrağının üztüne oturmaya çalıştı. O kadar kalın dı ki annem zorla oturuyordu. daha kafası girmemişti annem
— Off, canım yanıyor. Sırılsıklam oldum ama yine de girmiyor bu, dedi. Eniştem
— Acele etme güzelim. Hepsi senin, sana feda olsun, deyip güldü. Teyzem
— Kızım sen bana sor. Sen bir kere alıyon, ben her gece alıyorum onu, dedi.
Annem yavaşça yukarı aşağı zıplamaya başladı. Eniştemin yarrağının kafasından sonraki bölümü içine almaya başladı. Teyzem
— Kız iyi gidiyorsun, ben bu kadar rahat alamıyorum, deyince eniştem de
— Eee, kaç senedir hasret bırakta olsun o kadar, dedi.
Annem gerçekten azimliyidi ve hepsini almaya kararlı görünüyordu. Bir müddet sonra annem eniştemin baldırlarına kadar oturmaya başladı. İnanılmaz bir görüntüydü! O kocaman yarrak bir çıkıyor, bir kayboluyordu. Annemden bembeyaz sular akmaya başladı. Anlaşılan gelmişti ama almaya devam ediyordu. Eniştemin gelmeye niyeti yoktu. Annem biraz daha zıpladıktan sonra bitkin bir halde "ohhh" diyerek eniştemin üstüne kapaklandı.
Eniştem ellerini annemin kalçalarında gezdirmeye başladı ve parmaklarını annemin göt deliğine sokmaya çalıştı. Annem bitkin olduğu için tepki vermiyordu eniştemin göğsüne kapandığı için. Eniştem teyzeme arkadan yapıcam işareti yapıyordu. Teyzem de sen söyle gibilerinden hareketler yapıyordu. Eniştem
— Baldız önün tadını aldık, bi de arkanın tadına bakalım, dedi. Annem
— Enişte dur, kendime geleyim. Hayatımda ilk defa böyle bir yarrak aldım içime. Böbrek yataklarımda hissettim valla. Abla sen nasıl dayanıyorsun ya, deyince gülmeye başladılar. Eniştem teyzeme
— Kalk kız krem bul, dedi. Annem de
— Ecza dolabında var, al, dedi. Ama ecza dolabı benim odamdaydı. Teyzem de
— Nerede dolap, deyince
— Tolganın odasında. Çaktırmadan gir içeri, al hemen gel, dedi annem.
Teyzem yarı çıplak odama gelicekti. Heyeceanlandım ve hemen yatağıma yattım ama teyzem çıplak değildi. Sadece üzerine elbisesini giymişti. Odaya girdi. Işığı yaktı. Ecza dolabı biraz yüksekteydi. Sandalyeye çıkıp alması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı. Ben de fırsat bu fırsat hemen dikizlemeye başladım.
Teyzemin götünü alttan bakınca hiç görmemiştim. Çok güzel görünüyordu. Ecza dolabında kremi almak bu kadar uzun sürmese diye düşünüyordum. Teyzem sanki bilerek sandalyeden inmiyor, bana frikik veriyordu.
Sonra indi. Benim başımı okşadı. Uyur numarasını her zaman iyi yaparım. Teyzem bana
— Uyu uyu da malın iyice büyüsün, sonra gel teyzeni yarağa doyur, dedi. Duyduklarıma inanamıyordum teyzem beni arzuluyordu.
Elini benim alete attı. Sabahtan beri kalkık olan sikim taş gibiydi. Teyzem sikimi sıvazlamaya başladı. Zaten 1-2 dokunsan gelecek olan sikim öyle bir patladı ki teyzem ne yapacağını şaşırdı.
— Eyvah geldi oğlan, dedi ve alelacele odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Annemlerin yanına oturdu. Kremi açtı. Eliyle annemin göt deliğine sürdü. Sonra da eniştemin yarağına sürmeye başladı. İlginç olan annem yarım saat enişteminkini içine aldı. Boşaldı ama eniştemde hala tık yoktu. Ben olsam şimdiye en az 5 defa gelmiştim diye düşündüm.
Eniştem annemi kanepeye doğru domalttı, eliyle sikinin kafasını sıvazladı ve annemin o daracık göt deliğine dayadı. Girmesi imkansızdı. Teyzem
— Kızım bugüne kadar bana çok denedi ama bir türlü alamadım. Bakalım sen ne yapıcan, dedi. Annem de
— Ben de ilk defa alıyorum. Bilmiyorum. Acırsa bırak deyince bırakırsın enişte, tamam mı, dedi. Eniştem
— Karı sen önden de alamıyorsun ki bunu, deyince teyzemin yüzü düştü. Morali bozulmuştu anlaşılan. Zaten alabilseydi, eniştem anneme göz koyar mıydı? Kimbilir, belki de annem yerine teyzemi almadı diye dert yanıyordur içinden.
Eniştem yarağının kafasını iyice bastırmaya başladı. Annem acının etkisiyle bağırmaya başladı ama eniştem duracak gibi görünmüyordu.
— Kızım dur, bir alışsın gerisi gelecek. Sık azcık dişini. Sen de sabahtan beri alıyorsun şimdi de alırsın, dedi.
— Ama çok acıyor, diye dert yandı annem.
Zavallı annem o yarağı almak gerçekten zordu ve yüzüne bakılırsa gerçekten acı çekiyordu. Ama ben yine de müthiş zevk alıyordum sikilien annem olmasına rağmen.
Eniştem
— İyice alıştı. Bak şimdi, hepsini sokucam hazır mısın baldız, dedi. Annem de
— Sok artık, bitsin bu işkence, dedi.
Eniştem iyice abanmaya başladı. Annem bağırdı. Teyzem de
— Sus kız! Tolga uyanacak şimdi. Zaten az once yanına gidince bir yokladım, siki kazık gibi olmuş. Bir iki zıvazladım, patladı pezevenk, dedi. Gülmeye başladılar. Eniştem
— Ulan karı, senden korkulur. Uyuyan çocukla ne işin var? Boşuna pislendi çocuk, dedi.
Benden konuşmaları hoşuma gitmişti. Eniştem
— Nasıl bari? İyice mi salatalığı, dedi. Teyzem de
— Valla, şimdi çağırıcam. O da beni siksin. Benim yüzüme bakan yok, dedi. Eniştem bunun zerine
— Karı, benim gelmeye niyetim yok. Birazdan seni alıcam altıma dedi.
Eniştemim git gelleri hızlanmıştı. Annem de ilkinde olduğu gibi feryat etmiyordu.
— Getirelim mi kız, ister misin, dedi. Annem başını isterik bi şekilde salladı.
Teyzem annemin amını okşamaya başladı eniştem köklüyor teyzem parmaklıyor annem zevkten çıldırtıyordu. Çok geçmedi ki annem titreyerek boşaldı. "Bu akşamı ömrüm boyunca unutmayacağım" dedi ve kanepeye uzandı.
Belli ki annem bitmişti. Eniştem "Baldız geldi. Sıra sende hatun. Gel bakalım" dedi. Her zaman alışık olduğu vücüda öpücükler kondurmaya başladı. Teyzem inlemeye başladı. Eniştem teyzemi annemin yanına yatırdı ve bacaklarını omzuna aldı. Yarrağını öyle bir kökledi ki teyzem çığlık atarak
— Yavaş, çok canımı yakıyorsun. Her seferine bunu yapmak zorunda mısın be adam, dedi. Eniştem de
— Kızım seni böyle sikmek hoşuma gidiyor dedi. Ama biraz daha bağırın da tolga uyansın ister misiniz dedi. Annemde
— Sakın ha! Uyanırsa ayıp olur. O da isterse naparız sonra dedi.
Bu duyduklarım beni cesaretlendiriyordu. Bir yolunu bulup katılmalıydım onlara. Aklıma bir fikir geldi: gözlerimi ovarak uykulu numarası yapıp odadan çıkmak ve onları görünce olaya katılmak.
Tüm cesaretimi toplamalıydım ama eniştemin teyzemi sikişini seyretmek istiyordum. Çünkü eniştem gerçekten iyi bir sikiciymiş, onu fark ettim.
Teyzem
— Yeter artık! Gel be adam. Siktin belamızı, dedi. Teyzem sarsılarak geldi ama eniştemin hala gelmeye niyeti yoktu. Teyzeme
— Seni de götten sikecem bu akşam. Bak kardeşin nasıl aldı. Sen niye alamayasın, dedi ve teyzemin götünü kendine doğru çevirdi.
Teyzem istekli değildi ve karşı koyuyordu. Eniştem de
— Sus be kadın domal zorluk çıkarma bana, dedi. Teyzem
— Hayır, istemiyorum zorla mı be adam, deyince kapışmaya başladılar. Annem de olaya müdahele etmek istedi.
— Abla ne var bunda? Yavaşça alırsın işte, dedi.
Teyzem inat ediyordu. Eniştem en sonunda "Ehhh yeter ama", dedi ve teyzemin kalçasını iki eliyle kavradı. Teyzem yan yatar pozisyonda iken
— Zorla mı istiyon, al o zaman, dedi teyzem bağırmaya başladı. Eniştem
— Sus! Tolga duyacak, dedi. Annem de
— Evet abla duyacak şimdi, dedi.
Eniştem yarağının kafasını teyzemin göt deliğine dayadı. Krem istedi. Annem de hemen verdi. Eniştem "Sen sür" dedi. Annem de parmaklarına sıkıp teyzemin deliğine sürmeye başladı. Eniştem "Bana da sür. Kurumuş bu yarak" dedi. Annem eniştemin yarrağına da sürdü. Eniştem gerildi ve öyle bir geçirdi ki teyzem feryat figan...
Tam bu sırada çıkmalıyım dedim ve kapıyı açıp çıktım. Onlar bana ben onlara bakıyordum. Gözlerimi ovarak
— Ne oluyor burada ya, dedim. Eniştem
— Gel lan piç kurusu, sen de katıl. Zamanı geldi artık, dedi.
Ben yanlarına doğru yöneldim annem kanepenin örtüsü ile açıkta kalan yerlerinin hiç olmazsa bir kısmını kapatmaya çalışıyordu.
— Anne boşuna uğraşma. O örtüyle yaptığın ayıbı kapatamazsın, dedim. Annem ağlamaya başladı. Hemen yanına gittim.
— Ama sende haklısın. Kaç senedir erkeksiz yaşıyorsun. Kızmıyorum sana ama bana gelebilrdin bu konuda. Ben sana yardımcı olurdum, dedim. Annemin gözlerinin içi parladı sanki bu bakış bundan sonraki günlerde benime beraber olacağını anlatmaya yetmişti.
O akşam bende aralarına katıldım. 4 kişi sabaha kadar sikiştik ve ondan sonraki günlerde bazen yalnızca annemi bazen teyzemi bazen de ikisini birden siktim.
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.01 21:15 bariscsknr Adı Olmayan Bir Kitabın İlk Sayfaları

‘Hadi kalk !’ demişti. Günlerden Pazartesiydi. Soğuk, bu kış gelmemiş, kendini Mart ayında göstermişti. İnanmazsınız belki ama yağmur dahi yağmayan kış mevsiminden sonra, Mart ayında İstanbul’a kar yağmıştı. Bu durum belki sizi çok şaşırtmamış olabilir dostlarım ama beni gerçekten şaşırtmıştı. Mart ayında hala mont giyip, bere, atkı, eldiven üçlüsüyle takılıyordum ki bu durum çok hoşuma gidiyordu. İçime bir huzur veriyordu.
Dün bütün gece aşağılık bir arkadaşın, aşağılık bir evinde pineklemiştim. Hani eskiden sizin için canını vermeye hazırmış gibi davranan ama tek derdi sizi ütmek olan pislikler olur ya, bu da onlardan biriydi. İnsan, böylelerini hiç tanımasa da olurdu ancak bir kere tanımış oldum. Maalesef hepimiz bu tipleri tanımak zorundaydık. Bu, hayatın bize oynadığı bir oyundu. Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde, sen de nereden çıktın diye bana bakışı, başta canımı baya sıkmıştı ancak şimdi düşününce, insanları rahatsız eden bu varlığım, bir an olsun beni keyiflendirmişti.
‘Hadi kalk’ demişti. İşe gitmesi gerekiyordu. İyi bir işte çalışıyordu, dolgun bir maaşı vardı ve hayat standartını da dolgun maaşına göre belirlemişti. Eskiden, yokluğun karizmatik olduğu zamanlarda, paspal hallerimiz ve salaş yaşamlarımız, bizler için bir gurur kaynağıyken, bugün bu aşağılık herif, yaşam standardını yükseltmeyi, yaşamının tam ortasına koymuştu. Dolgun bir maaşı vardı ve ona göre, bir arabası, gözlüğü, kirada oturduğu evi, gömleği, televizyonu, kitaplığı, dergileri, kemeri, parfümü, jölesi, kravatı, donu, çarşafı, yastık kılıfı, tabak takımı veya yemek takımı, mutfak takımı, banyo takımı, yatak takımı, ayakkabı takımı, perde takımı, tıraş takımı ve daha birçok ıvır zıvırı vardı dostlarım. Telefonu vardı ki bu telefon bir aylık maaşına bedel bir telefondu. Eskiler para biriktirip ev alma derdine düşerken, bizim andaval parasını biriktirip bu son model cep telefonunu almıştı ve onu her fırsatta göstermekten çok büyük bir haz duyuyordu. Sigarası Marlboro’ydı ki ben bu yavşağın kaçak sigara içtiği zamanları biliyordum ve şuna da eminim ki dostlarım, bu yavşak o zamanlar halinden baya gurur duyuyordu.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ancak neden kalkayım? Dün işe gideceğini söylerken, istersen kalabilirsin gibi bir teklifte bulunmuştu ve benim rahatsız edici varlığım bu teklifi hemen kabul etmişti. ‘Yarın işe gitmek zorundayım, ondan bu gece fazla takılamayacağım ama istersen burada kal, sabah da kahvaltını yapıp öyle gidersin’ demişti. İnsanlar kendileri evde yokken, misafirlerin evde kalmasını hiç sevmezler ama her zaman bu durumdan rahatsız değillermiş gibi davranırlar. Modern olmanın ahlaki kuralları bunu gerektiriyordu çünkü. Bu andavalın rahatsız oluşunu görüyor olsam, o yokken evde kalmayı, evinin tam orta yerine sıçmayı, her şeyi kırıp dökmeyi ve en çok da tam düzen mutfağının bütün duvarlarına işemeyi çok isterdim dostlarım fakat tahmin edebilirsiniz ki bu evde kalmak bana da çok büyük bir rahatsızlık veriyordu. Bundan dolayı onun, o yalancı teklifini reddettim. ‘Gece neden orada kaldın o zaman?’ diye soracak olursanız da evim çok uzakta ve gecenin o saatinde, o kadar yolu çekebilecek bir insan hiç olamadım kardeşlerim.
‘Hadi kalk’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Yapacak hiçbir işim yoktu. Belki çalıştığım kafeye gidebilirdim. Bu kafede haftanın bazı günleri çalışıyordum ancak bugün o günlerden biri değildi. Aslında bu kafede pek çalıştığım gün de yoktu. Kafama eserse uğrayıp bir iki zehir içiyordum ve o gün para kazanıldıysa kendime harçlık alıyordum. Ancak o kafenin para kazandığını genelde kimse görmemiştir. Evet, bu konuda ciddiyim. Kafeyi işleten gencin mahalledeki herkese borcu vardı. Tam bir üçkâğıtçıydı. Ama hakkını yemeyelim, beni hiçbir zaman keklemedi. En azından iş konusunda. Yoksa kafeye getirdiğim bir-iki kız arkadaşıma asıldığına şahit oldum. Ancak kızlar da ona asılmışlardı. Bu duruma objektif bakarsak dostlarım, her iki tarafın da uygun gördüğü bir davranış beni rahatsız etti diye onları suçlayamayız. Gel gelelim insanların değer yargıları değersizleştirmekten öteye gidemiyorsa, benim de öyle davranmam gerekirdi. Yanımda gelen kızı patronumun düdüklemesine, modern ahlaki kurallar doğrultusunda, her iki tarafı da değersiz görüp, patronumun kız arkadaşımı düdüklemesine ses çıkarmadım, çünkü insani erdem bunu gerektirirdi ve yaptığım da tam olarak buydu sevgili kardeşlerim.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalk dostum uyan. Çekil git başımdan! İnsanlar her gün aynı şeyi yaparlarsa, bunun adı düzen oluyordu. Ve bu bizim aşağılık, tam bir düzen manyağıydı. Sabah olup işe gitmeyi, öğlen takıldığı yerlerden birinde bir şeyler yemeyi ve bir kadeh şarap içmeyi kendinde marifet görüyordu. Akşamları spor, salıları sinema, perşembeleri tiyatro, cumaları dostlarla tek atmak, düzenli seks hayatı, düzenli aşk hayatı, düzenli iş hayatı ve de düzenli düzenli hayatı. Evet, bizim aşağılık için bunlar, hayatın tam karşılığıydı. Eğer her sabah uyanıp işe giderseniz ve her akşam o işten arda kalan zamanınızda hayatınızı yaşarsanız, bu sizin hayatınız oluyordu ve bu iyi bir şeydi. Tüm bu düzen zırvalarını, bir bütün olarak hayatınızın tam merkezine koyduysanız da bu sefer de toplumda bir birey oluyordunuz dostlarım. Diğer türlü başıboş, bir aylak oluyordunuz kardeşlerim ve ben tam olarak buydum. Başıboş bir aylak.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Bir ara işe uğrayabilirim. Şimdi oraya gitsem kimse sen de nerden çıktın demezdi. Çünkü dostlarım hiç kimse bedavaya çalışacak birini reddetmez. Bir çıkayım evden, bir çay falan içerim. Midem de çok kötü, hiçbir şey istemiyor canım. Ama bu aşağılık herife de daha fazla dayanamayacağım. Diğer aşağılığı mı arasam. O salaktan da hiç hazzetmiyorum. Gerçi eminim o da benden çok hoşlanıyor değildir. Senin parfüm kokuna sıçayım. Lanet olsun neden geldim ki buraya. Bu salakla ben ne paylaştım o zamanlar. Bana üç fatura borcu var ancak dün bira ısmarlarken sanki canını istiyormuşum gibi davrandı. Seni bit yeniği, donsuz gezindiğin zamanları bilirim, bir kravat taktın da adam mı oldun. Evet oldun. Ben ise olamadım. Olsun. Bizim de adam olduğumuz yerler var. Mesela çalıştığım kafe, patronum bana kanka der ki kendisi benden yaşça çok büyüktür. Sana patronun ne der. Onu getir, şunu götür der. Ben patronumla oturup zehir içerim. Sen ise patronunun karşısında oturup bir bardak su bile içemezsin. Lanet olsun tüm bunlar yalan biliyorum. Ama seni böyle düşünmek beni mutlu ediyor.
Ah seni gidi düzen soytarısı seni. Sinekkaydı tıraş olursun işte böyle her sabah. Bak bana her tarafım kıllı. O taraflarım bile kıllı. Sabah sabah tıraş olma enerjisini, insan nereden buluyor. Ayrıca uyumaya çalışıyorum ve sen dangalak, yaptığın gürültünün farkında bile değilsin. Bir sigara mı içsem. Midem çok kötü. Kalk hadi. Sesin beynimde çınlıyor. Kalk hadi. Kalkmak veya kalkmamak işte bütün mesele bu kardeşlerim. Boş versene sen kalk, ben uyuyacağım. Kalk hadi seni aşağılık, daha derse yetişmelisin ve mutfakta bekleyen onlarca bulaşık var. Ayrıca müşteriler çoktan gelmiş ve patronun bir haftadan beri senden bir rapor bekliyor ve bu hafta belki de sana nöbet yazacaklar ve dosyalar işte tam olarak masanın üstünde ve öğretmenin ödevi de öylece duruyor. Kalk ve annene yakışır bir evlat ol çocuğum, kalk ve baban seninle gurur duysun. Kalk hadi sevgilin bekler, kalk ekmek al, kalk çay demle, kalk çamaşırları yıka, kalk faturaları öde, kalk hadi kalk, aşağılık pislik seni, kalk. Kalktım işte aşağılık piç kuruları, lanet olasıcalar, bakın işte kalktım.
Kaktım ve o aşağılığı, düzenli evinde rahat rahat hazırlanabilmesi için rahat bırakarak evden çıktım. İstanbul’da gün daha yeni başlıyordu. Karlı sokaklar arasında ne yapacağımı düşünerek yürüdüm. Hasanpaşa’dan Rıhtıma doğru bir yol uzanıyordu ve romanlarda geçen romantik yollara hiç benzemiyordu. Araba gürültüleri arasından ve bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasından ve dükkânlarını yeni açan ve tek dertleri para kazanmak olan esnafların arasından ve trafik ışıklarının arasından ve kardan eser kalmayıp çamurlaşmış yolların arasından ve lanet olan bu düzenin arasından yürüyerek, düşünmeye çalıştım. Ne yapabilirim? Günlerden Pazartesiydi ve herkes tam takır hayatına devam ederken ben, tüm hayatım boyunca sorup ve cevap bulamadığım o soruyu yine kendime sormaktaydım. Ne yapabilirim? İnsan hayatının, bir şeyler yapabilmek için oldukça kısa olduğunu düşündüm. Her şeyi değiştirmek için, insan ömrünün çok kısa olduğunu düşündüm. Peki, bunca insan ne için bu kadar çabalıyordu, neyi düzeltmeye çalışıyorlardı, bunları düşündüm. Bütün amellerimiz neydi, düşündüm. Düşünmek de benim amelim olmalıydı. Bunu da düşündüm.
Çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, lüks arabalı, canti adamlar, çıtır karılar gördüm ve onların tohumu olan çocuklarını gördüm. Çok çok eskiden, paspallığımın hoş görüldüğü zamanlarda bir kız arkadaşım vardı ve bana çocuk yapmak istediğini söylemişti. Ben ise bu isteğine gülmüştüm. Şimdi düşününce o kızdan çok iyi bir ebeveyn olurdu. Ben olur muydum, bilmiyorum fakat düşündüm ki o kızdan bir çocuğum olsaydı güzel olurdu gibi hissettim. Ancak tahmin ediyorum, evliliğimiz çok uzun sürmezdi ki şu düzen denilen saçmalık, maalesef bana hiç gitmiyordu kardeşlerim. O, çocuğa çok iyi bakardı buna eminim. Ancak çocuk herhalde en sonunda it, kopuk bir şey olurdu ki bundan gurur duyardım sanırım. Tüm bu düşünceler arasında rıhtıma geldim. Saat 7’e yaklaşmıştı. Vapurla karşıya geçip, Eminönü’nden Galata’ya, oradan da Tünel’e doğru yol alırım diye düşündüm. En mantıklı olanı buydu. Vapur birazdan yanaşır diye düşündüm. Vapur yanaştı. İtişe kakışa vapura bindik, toplum olarak. Aşağılık olma durumu, toplumda içselleşmişti kardeşlerim. Bunu düşündüm. Bir afetten kaçan insanlar gibi birbirimizi ezerek, ittirerek, sona kalan dona kalır çocukluğuyla ki yaptığımız davranış, içinde çocukça bir neşe barındırmıyordu, tam tersine hayvanca bir içgüdüyle vapura bindik. Açıklığa oturdum ve bir sigara sardım. Marlboro içen aşağılığın tam tersine, ben hala kaçak sigara içmekteydim. Vapur hareket etti. Vapurla beraber martılar da ilk rızklarını almak için harekete geçtiler. Soğuk bir İstanbul günüydü ve rüzgâr kardeşlerim gerçekten suratımı kesiyordu. Toplum bütün sıradanlığıyla ve heyecandan uzak bir şekilde vapurun kapalı alanında yolculuğu sürdürmeyi tercih etmişti. Evet, bir tek salak bendim kardeşlerim. Martılar için bu durum çok üzücüydü ki bende onların işini görebilecek en ufak bir katık yoktu. Sigaramı yakmak bu rüzgârda baya zor olsa da bunu başardım. Deniz, efsanelerde anlatılanlar gibi gürlüyordu ve ben de o efsanelerdeki tanrılar gibi bir duruş sergileyip, içerde, sıcakta oturan topluma, rolümü tam takır oynuyordum. Bir martı olmak ister miydim onu düşündüm. Sonra martıların çok vahşi hayvanlar olduğunu düşündüm. En sonunda kararımı kargada kıldım. Bir karga olarak yola devam ettim. Sigaramı tüttürmeye çalışırken fark ettim ki rüzgar sigaramın yarısını benden önce içip bitirmişti. O soğuk, yüzü kesen aşağılık rüzgar tüm bedenime yaşadığımı hissettiriyordu. Tam her şey güzel derken birden etrafta dolaşan o aptal statüko, ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımda durdu ve efsanevi repliği söyledi ‘burada sigara içmek yasak’. Canım sıkılmıştı. Ona sigaramın birazdan biteceğini, böyle bir havada sigara içmenin çok zor olduğunu ve sigara içmek için gösterdiğim çabayı taktir etmesini, ayrıca sigaramın yarısını da rüzgarın içtiğini ve tüm bunları söylerken sigaramdan bir fırt çekmek için ağzıma götürdüğümde, sigaramın yanan kısmını, alçak rüzgarın uçurduğunu fark ettim ve statüko mutlu ve ukala bir şekilde yanımdan ayrıldı.
Vapur karaya yaklaşmıştı. Martılar ise benden umudunu çoktan kesmişti. Dünü düşündüm. Yine böyle aylak aylak gezinirken ve ne yapmak istediğimi ararken, o aşağılık aklıma geldi. Elimi takozuma götürdüm ve onu aradım. Akşam müsait olabileceğini söyledi ancak dışarıda olamazmış, çünkü yarın işi varmış, çok uzun takılamayacağını da söyledi ama yine de sen bilirsin dedi, gelmek istiyorsan gel dedi. Evet kardeşlerim, bu aşağılık benimle buluşmak için çok can atar bir halde değildi, bunu ben de anladım. Ancak onu rahatsız etme fırsatını kaçıramazdım. En son, bir yıl önce gördüğüm bu aşağılık, üniversite zamanlarında ev arkadaşımdı. Çok yokluklar çektiğimiz zamanlarda, babalarımız, aslında sadece benim babam bize destek olmuştu ve bu aşağılık bu destekleme faaliyetinden sonuna kadar yararlanıyordu. Yanımda kaldı, kira ödemedi, fatura ödemedi, alışveriş yapmadı, bir tas yemek ısıtmadı ve börekler açmadı bana kardeşlerim. Buna rağmen her ay yatan kredisiyle de Taksimlerde takılmaktan geri de durmadı kardeşlerim. Evet, kahramanınız bir tavuk, kardeşlerim. Yolmak için birebir kardeşlerim. Dün evine gittiğimde beni gördüğüne sevinmiş gibi yaptı, hâlbuki rahatsız olduğu, biber gibi kızaran yanaklarından belli oluyordu.
Vapur karaya yanaşmıştı. İnsanlar aynı hayvansal içgüdülerle vapurdan indi, arkalarından ben indim. Çok acelesi olan bu toplum parçası, hep birlikte yavaş yavaş dağılarak kalabalığa karıştılar. Ben ise tek başıma yürüdüm ve kalabalık, ancak dışarıdan bakabildiğim, benden uzakta bir yerlerdeydi. Kabataş’tan Galata’ya çıkan yokuşa vurdum kendimi. ‘Aç mısın?’ diye sordu. ‘Dışarıda yemiştim, teşekkürler’ diye cevapladım soruyu. ‘Eee ne yapıyorsun, nasıl gidiyor hayat?’ Bir anlamsız soru daha diye düşünmüştüm o an. ‘Ne olsun, hiçbir şey yapmıyorum. Bildiğin gibi, hala aynı devam ediyorum’ dedim ve ekledim ‘Ama gördüğüme göre sen baya değişmişsin’. Son söylediğimden rahatsız olmuştu. Fakat kardeşlerim bu çok uzun sürmedi. Bu tipler kendilerini sorgulamaktan kaçarlar ve doğruya ulaştıklarında, o doğrunun doğruluğunu kendi iç dünyalarında çürütüp yerlerine yeni doğrular koyarlar ve buna derler ki hayat. Evet kardeşlerim, bu hayat. Bir ton zırva şeyler anlattı, işinden bahsetti, hayatından bahsetti, hayatın zorluklarından, paranın azlığından, her şeyin pahalılığından, -en samimiyetsiz şekilde- geçmişten, gelecekten, şimdiden bahsetti kardeşlerim. Hep kendinden bahsetti. Ben ise sadece dinledim. Çünkü bahsedeceğim hiçbir şey yoktu. Oturdum ve ilgimi çekiyormuş gibi yaparak ama bunda pek de başarılı olmayarak –anlattığı şeylerin ilgimi çekmediğini anlamasını istedim- oturdum, dinledim. Aşağılığın, dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sandığını görerek dinledim. Hep anlattı, anlattıkça rahatsız oldu, rahatsız oldukça anlattı. Tüm sohbet boyunca haklı olmak istedi, bir yerden beni yakalamak istedi ama başaramadı kardeşlerim. Anlattığı zırvalar insanın dert etmemesi gereken şeylerdi. Nitekim her insan, aynı sorunları yaşıyordu ve bu sorunlar benim için özel, konuşulmaya değer şeyler değildi. Havanın soğukluğundan şikâyet etmek, soğuğun güzelliklerini görmezden gelmekti. Ayrıca soğuk anca birileri dışarıda donuyorsa konuşulmaya değerdi. Aşırı derece kombinin yandığı evden çıkıp, işe giderken üşümek, bu modern çağın aptalca dert zırvalarından biriydi. Durumlarımız iyiydi kardeşlerim. Hepimiz çok iyidik. Ama kötü olan bir şey vardı ki o şey her şeyi kötü yapıyordu. İşte bu çocuğu da o şey kötü yaptı diye düşündüm.
Yürüdüm. Bir hatun iniyordu sarmaşık merdivenden. Bu merdivenin adı ne acaba diye düşündüm. Çünkü bu merdivenin tarihi bir yanı olduğu apaçık ortadaydı. Bir ismi olmalıydı ama ben bilmiyordum. Bundan dolayı sarmaşık merdiven diyordum. Bu merdiveni ben yapsaydım adını sarmaşık koyardım diye düşündüm. Merdivene yaklaştım sağa doğru, hatun sola geçti. Lanet olsun sana da güzel kadın. Ne olur merdivenlerde karşılaşsaydık. Ah insanlar diye düşündüm. Bütün olasılıklar mümkünken, sadece olmaması için olasılıkları düzenliyoruz diye düşündüm. Halbuki olmak üzerine bir olasılık yapsak, ulaşmak istediğimiz bütün olasılıklar, mümkün olabilirdi.
Dün bahsini kapattım kafamda. Kediler gördüm artık. Miyavlayan, mırlayan kediler. Onu mu arasam diye düşündüm, korktum o an. Daha erken dedim, umut doğdu içime. Lanet olsun bana da, onu arayacağım belli oldu. Yürümeye devam ettim ve tekrar düşündüm korkarak. Korku büyüdü ve büyüdü.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2019.11.03 15:40 masalokucomtr Şiirler

Şiirler
https://preview.redd.it/j6f2wy5tghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=524d74db0dc2afc52f417821489f4aad9419ee87

Şiirler

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Anlamaz halimi menzilsiz yolcular
Duyamazlar boyayla kapattığım çürüyen demirlerimin acı çığlıklarını
Göremezler geçen her yolcuda belki sana benziyordur diye umutla açılan gözlerimi
Fark edemezler kışın ortasında açıp renksiz kalan çiçeklerimi
Hissedemezler hasretinden gün be gün eriyip tükendiğimi
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Gözbebeklerim çoktan küstü gün ışığına
Yokluğunun ipiyle asıldı ruhum boş duvarlara
Bekliyorum yıkılacağım günü
Bekliyorum sana kavuşacağım günü
Yazar: İLKER BİLGİÇKonu: Şiirler

Eylül’E

Ipıssız Çöllerde açan çiçeksin,Serab-ı ömrümde asıl gerçeksin,Karanlık anıma doğan güneşsin,Eylül Erva Huzur oldun, yağdın ömrüme.
O güzel gözlerin kalbime akar,Her derdin içine neşeyi katar,Şu fakir ömrümde zenginlik saçarEylül Erva huzur oldun, yağdın ömrüme
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Düşümde Sen

Hüzne hakim tepeden bakıyorum hayata,Sessiz sedasız yudumluyorum çayımı,Dalıyorum yine hayaline…Yalnız hayallerde gülmek varmış garip ömrümde.Mısralar dökülüyor dilimden usul usul…Düşümde sen,Dilimde sen,Şiirimde sen varsın.Seni haykırıyorum herkese dize dize,Seni anlatıyorum bilene bilmeyene.Ve seni yaşıyorum sensiz her saniyede.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Sustum

Canımı yaktın ya sen,Sustum.Beni ağlattın yaYine sustum.Unut dedin umarsızcaSadece sustumGittin benden …Bir an bile düşünmeden Sustum.
Şimdi sen sus !Ben konuşuyorum artıkSeni bütünüyle siliyorum!Tıpkı sen gibi
Sen sevmeyi bilmezsin!Ağlamaya değmezsin!Bırak böyle bitsinUnutmak mı?Sen de kimsin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NİHAL KIZIL
Konu: Şiirler

Sensiz

Hayat o kadar anlamsız ki,Sen yanımda yoksun diye.Anılarım sensiz kaldı, ben yarım kaldımSen yanımda yoksun diye.
Geçmişe dönük hatırlıyorum her şeyi,Tek başıma yaşıyorum sessizce,Susuyorum sensizlikte, sessizce ağlıyorum,Sen yanımda yoksun diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

Yürüyorum

Nereye gideceğimi,Ne yapacağımı bilmeden,Yürüyorum adım adım…
Seviyorum…Hunharca, usanmadanBıkmadan, usanmadanSeviyorum adamım…
BiliyorumOlmayacağını, öleceğimi,Dayanamayacağımı,AğlayacağımıYarım kalanım.
Gidiyorum.Sensizlik ağır geldi bu kalbeBu hüznü bu derdi kaldıramadım!Gidiyorum artık, gidiyorum ben.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler
Gününe ışık, geceye yıldız olmak istedim.Sen ise gündüzümü geceye gecemi zifiri karanlığa çevirdin.Bu muydu sana verdiğim aşkın değeri, karşılığı?Bu kadar mıydı sevgime vereceğin karşılık?Keşke hiç tanımasaydım be adam.Yaktın yüreğimi kül ettin benliğimi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCI
Konu: Şiirler

Beni Bana Anlat

Gözlerimle her şeyi anlatmak istiyorum:Seni ne kadar çok sevdiğimi,Seninle olurken hayatın durduğunu anlatmak istiyorum.Gözlerin gözlerimi hapsetti, biliyorum.
Hayata senle de devam edemiyorum sensizken de,Umut ediyorum bir an sahilde,Sözlerim tutuklu kalbim kafeste,Gözlerin gözlerimi hapsetti yine.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Baba Hasreti

Gece gözlerim kapılarda,Bir gün gelecek diye bekliyorum orada.Gecenin ardında yine sensiz geceler var.Yine gözlerim kapılarda,Senin o kapıdan girmeni bekliyorum baba!
Herkesin babası çocuklarını seviyorken,Herkesin babası çocuklarını öpüp kokluyorken,Ben yine senin yokluğunu hissediyorum.Bir gün var olup bir ömür yok olma baba!
Gencecik yaşında yükledin bütün yükleri anneme,Senin yokluğunda annem kol kanat gerdi bize,Hem anne oldu hem baba bizeBir gün olsun dahi çekip gitmedi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Yeni Yıl

Zaman su gibi akıp gitse de ruhunda;Hiç yaşanmamış gibi olsa da hayatın, acımasız olsa da takvimler, aylar, yıllar sanaHep boğul o mutlu anılarınla.
Mutluluklar sende hayatı bulsun,Tüm yüreğin umutla huzura doysun,Zaman acımasız olursa olsun,Hep su gibi akıp giden bir hayatın olsun.
Nice benli senelerle dolsun hayatın,Hiç bitmesin ruhundaki on yedinci yaşın,Seni bana getiren yüreğin olsun,Benli dakikaların hep umutla dolsun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Kıymetsizim

Karar verdim artık;Sen yoksun içimde…Varlığın etkisiHiç olmadı kalbimde…
Sevginin değerini bilmeyenlerdensin sen!Benim hakkım helaldir de!Vicdanın affetsin yeterÜzülen bendim yineVicdanın affetsin yeter.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevdalanan Şiiri

Seni bilmem ama ben kararlıyım,Sen sevmesen de ben sevdalıyım,Bu aşkta senden çok ben zararlıyım,Seni bilmem ama ben kararlıyım.
Kalbimden geçen ses “Terk et!” diyor,“Olmayan duaya amin deme, ümit etme!” Diyor.Kaderimiz yazılmışsa böyle hüzünle,“Sen yoluna ben yoluma devam et.” Diyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sana Bir Şey Olmasın

Benim hayatımda olmasan bile,En mutlu anlarım kalsa mazide,Sensiz nefes aldığım yok bir saniye,Aşkıma aşkı kattı her bir zerrenle
Sana olan aşkımı haykırdım durdum,Sense bu sevdaya hep karşı durdun,Bitmeyen yarama neşteri vurdun,Bu masum gönlümün celladı oldun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Öğrendim Ki

Öğrendim ki ben asla kendim olamamışım,Hayat bana açılmamış derde çare olamamışım.Öğrendim ki bu dünyada kimseyi sevmeyeceksin kendini sevdiğin kadar,Kiseye, bağlanmayacaksın: Dostuna, hayallerine bağlandığın kadar.
Öğrendim ki içini herkese dökmemek gerek,Ne her şeyi duymak ne de her şeyi anlamak…Vurdumduymaz olmak gerek.Öğrendim ki hayat bana ayak uydurmyor, benim ayak uymam gerek.Öğrendim ki bir gün daha geçti ömrümden.
Öğrendim ki hayat hep zıtlıklardan oluşmuş: Acısı, tatlısı, hayali, gerçeği gibi.Bir insan birçok sıfat sığdırmış şu kısa hayatına:Anne, baba, abi abla ve kardeş olurmuş sırayla,Öğrendim ki bu mahzun can hayallere yürümüş,Durmaksızın her an her zerresiyle.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Her Şeyde Aradım Seni

Yağmur damlalarında aradım seni,Üstüme düşüp de kalırsın diye,Bir umutla bekledim damla, damla bana gelişini,Sen ise beklemişsin benden kayıp gidişini.
Seher vaktinde ruhumu aydınlatmanı istedim,Sabahın güneşi gibi hayatıma doğmanı…Baharın en taze saatlerinde gelmeni istedim.Sen ise çekip gitmeyi istemişsin.
Gece yıldızlarda aradım seni,Parlayan her yıldız da seni hissettim,Kalbimde ısınmanı bekledim,Kalbimde kayıp gidişini değil.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Dön Artık

Bırakıp gittin ellerimi,Yapayalnız kaldım bu yabancı elde,Sensizlik ne kadar zor ne kadar acı,İçimi yakıyor sensiz aldığım her nefes.
Yaşayan bir ölü olmuş bedenim,Şu tatsız tuzsuz hayatta bitmez kaderim.Bir zamanlar hep seninle yaşayan benim,Sensizlik kokuyor artık her nefes.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Senin Yokluğunda Ben

Senin yokluğunda ben,Gece gündüz ağladım.Sen yanımda olmayınca,Ne yapacağım?Anlayamadım.
Senin yokluğunda ben,Ağladıkça ağladım.Kokunu özlediğimde ben,Yokluğunu anladım.
Senin yokluğunda ben,Umutsuzluğu anladımYokluğunla kalırken,Sessizce, usul usul ağladım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NESLİHAN BAYRAM
Konu: Şiirler

Yakalayamadığım Sen

Sen öyle çözülmez;Öyle karmaşık bir bulmacasın ki,Çözemedim seni sevgili.Sorunca görünmez,Araştırınca ounmaz bir şeysin.
Sen öyle anlatırmaz bir şeysin ki,Görünce dilim tutulur,Anlatılınca aklım karışır.
Sen öyle tatlı bir şeysin ki,Her anı kalbime huzur,Dünyama sevgi aşıklar.
Sen bana verilen en güzel hediye.Anlamsız gönlüme en güzel manaSen yaşama hevesimi arttıran doruk sevdamsın.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Annem Şiiri

Hayallerim vardı Anne onunla olan,Onunla başlayıp onunla biten.Çok mu şey istedi kızın anne?Sadece bir avuç mutluluk, bir avuç huzurdu oysa.
Öyle bir gülüşü var ki her derde dermanO gitti gideli kalmadı derman.Günş açmaz oldu sabahlar olmaz,Bak kızım karanlıkta boğuldu annem.
İki şey aklımdan hiç çıkmıyor;Üzülme,ağlama kızım diyişin…Ve onun gülüşü…Gülüşü hiç aklımdan hiç çıkmıyor annem,Seviyorum dedikçe sevme dedilerOnları dinlemedim affetsen annem.Varım yoğum,nefsim,yaşam sebebimben senin kızınım seninle varımSen benden hiç gitme bırakma annem.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Sensizken Zaman Geçmiyor

Severken geçen vakit özlerken geçmiyor,Onsuz’ken zaman hiç geçmek bilmiyor,Bu canım bu tende onsuz olmuyor,Severken geçen vakit özlerken geçmiyor.
Severken güneş batmaya. Yıldızlar kaymaya utanacak.Sonbahar da yapraklar sararmayacak,Ve sen ay yüzlü sevdam!Sevdan hep kalbimde yaşayacak.
Severken yağmur olup yağmak istedim üzerine,Kuş olmak istedim kalbinin kafesine,Severken bakışın olmak istedim bir kare,Mutluluğa uyanan kalbin olmak istedim bin kere.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Seni Çok Sevdim

Seni çok özledim, muhtacım sana.Işık oldun, şu karanlık dünyama.Gökyüzümü karanlık bulutlar sarsa,Seni bekliyorum muhtacım sana.
Bitmeyen şarkımsın sen sevdiğim,Ve her zaman da öyle kalacak böyle bilirim.Olur da bu candan vazgeçersen bir gün,Bil ki sonsuza kadar bende kalacak bu sen.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Fani Dünyadaki Hislerim

Ben Yaşayan Ölürlerden miydim?Yoksa ölüp de yaşayan mıydım?Ben her umutlandığımda sevmek geldi aklıma,Sen gece karanlığımın aydınlatan yüzü;Sen beni benden alıp götüren kalbin umudu,Bazen sensiz kalmaktan oldum kördüğüm.Bazen de aklıma gelince durup güldüğüm…Kollarım güçsüz gözlerim, karanlık kör kuyu,Bu kalp var ya bu kalp sensiz bulamaz yolu,Sen var ya sen benim sonsuzluğumun umudu.Baktıkça beni içine çeken;Ben hep bir umut, bir aşk, bir sevgi ile hayata eken.Sen var ya sen…Umudum, huzurum her şeyimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler

Gidişlerin

Öyle bir geldin ki,Gitmezsin sandım.Meğer yanılmışım,Gittiğinde anladım.
Beni çok sever,Hiç üzmez derdim.En büyük ihanetiBen sende öğrendim.
Kapadım kapılarımıSana ve aşka.Yokluğunda güzelleşen kalbimAtıyor bir başka.
Kabul olacak duam olsan,Amin demezdim sana.Yolun hep açık olsun!Emanet ol Allah’a.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Babalar Da Ağlar

Bak kızım!Babalarda ağlar.Senin tırnağın kırılsa bile,Benim içim yanar.Hastalanınca,Başucunda dururum.İyi olman için,Gece gündüz duayla olurum.Sizi büyütmek,Her zorluğa göğüs germek,Koruyup kollamak için,Her zorla savaşır dururum.Babalık denirbuna,Ben sizin için varım,Sizin sevginiz için,Ben her şeye hazırım.Tüm çabam budur:“İyi bit baba olmak.”Bütün yük üstümde,Bundandır ağarır saçlarım;Bundandır yarım kalmış sözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE NUR SÜT
Konu: Şiirler

Hoşçakal

Sormasın artık kimseSeni bana, eni hayata!Yokum artık buralarda…İstemiyorum kimseyi etrafımda!
Alıştım ben yalnızlığa…Sen beni alıştırdın be adam!Tüm yarım bırakılmışlıklaraHer şey kaldı dilimin ucunda…
Ne git diyebildim ne de kal.Her şeyim yarım bu canımı da al…Ben yokum artık!Bari sen Hoşçakal!!!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler

Bilir Misin

Yüreğime sor geceler şahit.Şu dünyamı varlığıyla mutlu edensin,Senle hülyalara dalmak ne güzel!Bilir misin?Şu alnıma yazılan en güzel kaderimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Bu şehrin Bıraktıkları Şiiri

Bu şehir bana sevmeyi öğrettin,Bu şehir bana seninle mutlu olmayı öğretti;Şimdi yaşadığım bu şehirde güneş doğmuyor,Şimdi yaşadığım bu şehirde yağmur yağıyor.
Seninle yaşadığım bu şehir yabancı geliyor artık,Başımı alıp gidesim geliyor buralardan,Her köşe başında hatıralarımız var,Biz diye bir şey kalmadı buralarda.
Belki bir gün pişman olup gelirsin,Tüm dertlerim son bulacak gelirsen,Belki o zaman yokluğun sızıları son bulur.Hadi gel, gecikme artık umudum.Bir elvada seni götürdüğü uzaklara,Bir deniz dalgası her şeyi silip süpürdü,Seni son bir kez görmek istiyorum,Sana son bir kez sarılmak istiyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

YALAN DÜNYA ŞİİRİ

Doğrular her zaman acıdır bilirim,Ama yalanlara kurulmaz ki dünya.Hani her zaman doğru diye bildiklerinGün gelir yalan olur yaBin bir yalan üzerine kurulu dünyaSonra geceler bir dönmüş üzerineYalan rüzgarına dönmüş dünyama denizDoğruyu,doğru olanlara hasretYıkılsın yalandan dünya
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

GÖZLERİNE DALIYORUM

O kuytu yerdeki güzel gözlerin,O kadar güzel bakıyordu ki,O kadar samimi o kadar senden,Baktığın her yerde varlığın içten
Beni benden alan güzel gözlerin,Başa bela oldu bitirdi beni,Bakmaya korkuyorum aşkla gözüne,Başa bela oldu bitirdi beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

HAYALİMSİN

İnadına hep hayır diyorsun bana,Elimde hiçbir şey gelmiyor ne çare?Sadece hayırlısı deyip de umutsuzca,Çekiliyorum sessizce köşeme.
Bekliyorum bazen kocaman hayallerimle,Bazen küçücük umutlarımla,Bıkmadan usanmadan bekliyorum senigelirsin, gülersin diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

NASIL UNUTURUM SENİ

Ne kadar zormuş beklemek,Ne kadar zormuş özlemek.Korkuyorum artık yüzünü unutmaktan,Korkuyorum kulağımdaki çınlamalar…Bitecek diye korkuyorum!
Bazen o kadar zamansız geliyorsun ki aklıma,Aklım şaşıyor nereye bakacağımı bilemiyorum.O an acıyorum kendi kendime.Ama elim gitmiyor isteksizce hiçbir şeye.
Söyle şimdi nasıl unutabilirim seni;Nasıl atacağım, aklımdan sesini.Gülüşünü, o masmavi gözlerini nasıl unutacağım?Kendime keke bile diyemiyorum yine.
Gün gelip kendimi unuturum da,Bir türlü seni unutamıyorum.O kadar uzaksın ki bana sevdiğim,Uzanıyorum ama bir türlü tutamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sen: deli gibi seven bir aşık,Sen: Meyvesi olmayan bir aşk bahçesi,Sen: Hayal peşinde koşan genç,Sen:Kalbinin sesini dinleyen bir deli,Ben umutsuz aşka serseri…
Sen:Aklına estiği gibi davranan duran,Sen: Bir gün seven bir gün sevmeyen,Sen: Bir varmış bir yokmuşum gibi davranan,Sen: Hayatı bir masal gibi yaşayan,Ben aşkına gir yan..
Sen: Gönlü aklına uymayan bir serseri,Sen: Düşünmeden karar veren deli,Sen: Beni ben diye sevmeyen biri,Sen: Her an kendinden bezdiren biri,Ben sessiz sedasız küskün biri…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Yalnız düşünmek istemiyorum şu sıralar seni,Kafamda yine onlarca soru birikti.Adın diyorum unutulması ne mümkün?Bir yağmura bakıyor bütün hatıralar.
İnsan ne kadar umutsuz olabilior bazen,Ne kadar yenik kalbine ve nefsine,AŞK olmaz senden kadın!Adın gibi SEVİNÇ’li olsun,Akar gidersin.
Senin damlaların ne beni temizler,Ne seni masum kılar,Olduğun yerde olduğun gibi yeniden severim seni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler
Nisan Yağmuru Şiiri
Nisan Yağmuru gibi bedenime akıyorsun,Seher rüzgarı gibi yüzüme esiyorsun,Gelmediğin yolları ezberlettim kalbime,Kaybolmuş sayfalarım seni anlatıyor.
Sen romanlarımda biriken hüzündün,Sen yollarıma çizilmiş bir eyvallahtın,Sahte yalnızlıklar içinde yaşıyorum neredesin?Emanetinle yaşıyorum neredesin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Askere Sözler

Ey Afrinin aslanları!Sizin kükrediğiniz gecede,Dağlar bayırlar korkar sizden,Dalgalanır al bayrağım.
Sen ağlama güzel annem!Bu ülke hiç bitmeyecek.Hamzanın aslanları olduğu sürece,Bu ezan hiç dinmeyecek.Mehmedin yüreği attığı sürece,Sen dalgalanmaya devam et şanlı bayrağım!Mehmedim sana selam duracakMehmedim yine hakka koşacak.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Kalbimin en derininden saklıyorum sevgini,En huzurlu yerindesin mahzun kalbimin.En masum yerindesin senle çarpan kalbimin.Hayal kırıklığım da olsan,En özel yerindesin.
Sen benim tek hayalimken,Buna elveda demek neden?Ağır geliyor bana sensizlik derde neden?Elimden gelmez bir şey, yıkılıp gitti benden.
Çaresizlik içinde yalnızca izliyorum,En güzel hisleri maziye gömüyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: REMZİYE PERİ
Konu: Şiirler
Ne Kadar Masum Muşum Şiiri
Düşündüm de… Ne kadar da masum muşum?Kalbimin en güzel yerini sana ayırmışım,En yoğun meşguliyetim sen olmuşsun,Farkında değilmişim.Sen geliyorsun aklıma, biz geliyoruz.Her zerremdesin her anımdasın.Söylesene şimdi nasıl unuturum seni?bak işte bu kadar çaresizim.Sahi sen bilmezsin çaresizliği,Tıpkı beni bıraktığın günkü gibi.Unutamadım biliyor musun o gözlerindeki parıltıyı?Ama acı olanı da neymiş biliyor musun?Bana bakarken değil başkasını düşünürken parlıyormuş o gözler.Ama anlayamıyorum işte sen bu kadar vicdansızken,Ben nasıl bu kadar masum kalabilmişim.Ve ben anlam veremiyorum kendime,Pişmanım bile diyemiyorum kıyamıyorum gamsızım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

On Beş Temmuz

Yerde kan revan abilerimiz,Gözleri yaş dolu annelerimiz,Kaldı boğazımızda hevesimiz,Dolu gözlerimiz.
Kimi başa baş kaldı bu silahlarla,Kimi güldü buna kahkahalarla,Allah yardım etsin bu evlatlara,Suçlusu bu hainler olduktan sonra.
Bu vatan için verdiğimiz canlara,Nasıl kıydı bu hainler analara.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU DURSUN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Hayat Bazen yalnızlık dolu.Ne yapacağını bilemezsin, nasıl unutacağını,“Kalbinin sesini dinle.” dersin kendine.
Şu kalbinden çıkarabilmek, atabilmek, yaşayabilmek…Çünkü hayat devam ediyor.Yalnız olmak belki de olması gereken.Hayat devam ediyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: PINAR TOSUN
Konu: Şiirler
Neredeyim Bilmiyorum Şiiri
Neredeyim bilmiyorum.Belki yıldızların arasında,Belki de daha tanınmamış şiirlerin ortasında…
Neredeyim bilmiyorumO bentleri aşan çizgide mi,Yoksa kilitli kapıların arkasında mı?
Neredeyim bilmiyorum.Esmeyen rüzgarlarda mı,Durgun bana bakan adamlar da mı?Hadi söyle bana, neredeyim ben?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: RUKİYE DURAN
Konu: Şiirler

Şiir

Senin sevgi dolu yüreğine hasretim,Ezgi gibi sözlerine hasretim,Sensizlik ateşi yakar bilirim,Hiç kimse anlayamaz ben hep böyleyim.
Kalbimdeki yarayı kimse bilemez,Dermansız derdime çare olamaz,Bu beden bir an dahi sensiz yaşamaz,Dayanamaz koşarsın gönül bağıma,Şu fani alemde beni bırakma.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KÖSE
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Ben seni senden kıskandım sevgili,Sesindeki huzurundan kıskandım,Şimdi senin yokluğun içerisinde kıvranıyorum,Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum.
Sen benim ezberim oldun.Uyurken, uyanıkken, müzik dinlerkenSen benim her zerremde oldun.
Nereye baksam oradasın.Yokluğumda da sen varsın, kalbimde de.Niye böyle olduk biz?Acı her yerde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin bende bıraktığın iz vardı ya hani,Hala kalbimi delik deşik eder.Hatırlar mısın? Bir söz vermiştin biz ayrılamayız diye.Niçin bu kalbi öksüz başına bırakıp gider?Bırakıp gidişini anlatırken gönlüme.O mutsuzluk dolu günler gelir aklıma.Gözyaşına boğulunca üzgün yüreğim,Hayallerle dalar gider gözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Özünde varsa bir yaşanmışlık,Kalbinde hep kaladurur yarası,onu unutmak için denersin yolları,Ama ne çare? Unutamazsın…
Zamanla öğrenirsin onsuz olmayı,Unutmak zor kim bilir gelir belki.Mecbursun unutmaya,Onsuz yarım kalsan bile.Dik durmaya çalışırsın.Kalbin yarım kalsa bile.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TÜLAY TOSUN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sensiz kaldığım günden beri,Kader benimle oyun oynuyor.Özlüyorum seni, özlüyorum o günleri.Hadi dön. dön gel sevgilim.
Saçlarımı okşardın,Ellerimi tutup kalbinde saklardın,Seni seviyorum derken parlardı gözlerin.Hadi dön, gel sevgilim.
Bana o günlerin mazide kaldı diyorlar.Unut artık unut diyorlar.Hayırsızın biriydi bırak deyip,Unut artık unut diyorlar.Hadi dön, dön gel sevgilim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Tanırım Şiiri

Ben seni tanırım,Ben gibi içim gibi
Ben seni duyarım,Özlediğim şarkılar gibi.
Ben seni söylerim,Şairin sevdası gibi.
Ben seni severim,Sen gibi, Senin gibi.
Ben sende benim,Hayal gibi hayat gibi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler
Beni Geçti Şiiri
Ayaklarımın taşıyacağı bir bedenim yok artık,Beni geçtim beni.Gözlerimin gözlerine değmesi hayalim,Gözlerin cennet gibi lakin ben yanmaya mahkumum.
Yalan sanıyorsun ya bunları, en çok sana acizim.Karanlığın içindeki beyaz nokta gibiydim.Korkma söyle ne zaman unuttuğunu,Bak hala her satırda yine ve yine seni yazıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Şiir Oku

İçimdeki en büyük güzellik sevgidir.Sevgi rengarenk havai fişeğe benzer.Bırakın yüreğinizdeki havai fişekleri göklere yükselsin,Gökyüzünü rengarenk boyasın dursun.Sevmektir korkma! Ek rengarenk güzellikleri hayata.Yaşa baştan ayağa sevdanın en güzelini,Yaşat sevgiye muhtaç tüm gönülleri.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Bazen rüyalarımda seni görüyorumSöylemek istiyorum ama söyleyemiyorumKırık bir aşkın sakat kalmış bir oyuncusu gibiÇünkü sana olan sevgimi anlatamıyorumHuzurum, umudum, zorum…Sevdiğim…Sensiz olamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ZİŞAN ERDEM
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Unutamadıklarımızla ufuklara yelken açarız.Yelkenlerimizi savururken rüzgar bizi,Hayatın derinliklerine sürüklerken,Güzel günlerin hışırtısına kapılır yüreğimiz.Hayatı hep böyle anmak isteriz, hep böyle.Nefes almak ister düşlerimiz.Sonsuzluğa açıp hiçbir rüzgara yenilmeyenYelkenlerimizi dalgalandırırız.Hayat dedikleri neydi acaba?Mutluluk, varlk, güzellik içinde yaşamak mı?Yoksa yoksulluk yokluk içinde yaşamak mı?Ya da hayat bize sunulacak en değerli varlık mıdır?Hayat sonu olan bir yokuş mudur?Çıkması zor inmesi kolay bir yokuşHepimizin bir çıkmazı var;Anlaması ve anlatması zor olan bir çıkmaz.Bazen gidip çıkmazlardan kurtulmak,Nefes almak isteriz.Bir şeyi hesaba katmamışız:Hayatın çıkmazlardan dolu bir serüven olduğunu…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.İnsanın kalbi, aklı hep yeniyor,Bile bile uykusuz gecelere dalıyor.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.
Neyin inadı bu diye sormayın, sebebi gurur.Ne kadar yenilse de kapısında durur,Terk ediyorum yine dalıyorum acılara.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Şiir

Bir garip yolcuyuz bu ıssız dünyada,Gelip geçici hevesler uğruna harcıyoruz ömrümüzü.Kimilerimizden bir şeyler alır.Bir garip diyarda umutsuz yolculuktaKimi üzgün, kimi sessiz, kimi yorgun…Yolculuk.. Sonsuzluk…Mutluluk….Kimin ne aldığı ve kimin ne alacağı Anlamsız diyarda.Mısralarımdaki son heceler, nağmelerimdeki eceler,Sensiz geçen bu ıssız geceler,Umut kokusu seçerler.Hepsi uçup gidiyor bir anda.Bazen bütün kanatlarımızı kırarlar,Hayatta bakışımızı karalarlar,Bizi yıkmak isterler,Zayıf noktalarımızdan vururlar.Bize kara kara geceleri yaşatmak,Bizi yaşarken öldürmek isterler.Neredesin ey nazlı güzel,Sözün bittiği yerde misin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Aşk öyle bir şey ki;Dokunmaya kıyamazsın,Yaşamaya doyamazsın,Anlat deseler anlatamazsın.
Hem derdine derman olur,Hem de derdine dert daha katar.İnsan aşık olunca neden hiç yapmadığı şeyleri yapar?Çünkü aşk seni sen olmaktan alır, yakar.
Hayallerin olur, umutların olur,Hem derdin olur, hem de dermanın olur.Bir anda o kara gecelerin aydınlanır.Ve bir o kadar da senin canını yakar.Bir o kadar da bütün gecelerin cehenneme dönüşürGurur mu? Umurunda olmaz.İşte aşk öyle bir şey ki:Seni hem mutluluğaHem de mutsuzluğa götürür.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sokaklarda bir başıma durmuşum, Elimde resmin gözlerine vurulmuşum,Nasıl da bağlandım bir bilsen?İçim kan ağlıyor bir sana tutulmuşum.Çağırsam seni bana gelir misin?Korkuyorum yine sensizlikten.Sensizlik nedir bilir misin?Ellerimi açıyorum her yerdeAşkım gözüme inmiş bir perde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Bu fani evrende,Kelebeğin bir günlük ömrü gibi sevdim.Bitmeyecekmiş gibi,Sana anlatmak isterdim.Gözlerimi her kapadığımdaNefesinin içimden çıkışını,Sana anlatmak isterdim.Bende olup da, sende olmayanı,Bu kalbimdeki pembe devrimi,Anlatmak isterdimBir ömür boyunca.Dinlemek yeter mi sevdiğim?Gözlerimin sana karşı olan umudunu görmek isterdim.Tükenmeyen bir kağıt parçasıyla,Tükenmez denen umudunu yitirmeyen kalemlerle,Gözlerindeki bana bakan umut ışığıyla,Mahşere kadar yanar kalbim sana.Gülmek isterken ağlamak;Ağlamak isterken gülmek nedir?Anlatmak isterdim son nefesime kadar sevdiğim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE ALPER
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Yağmur Damlaları gibi düştüler toprağa,Hiç yıkılmadan kalktılar ayağa,Tanklar, toplar meydandaOnlar sahip çıktılar vatanlarına.Kimi baş başa kaldı silahlarla,Kimi bunlara baktı güldü kahkahalarla.
Vatan için, ülke için, bayrak için,Canlarını feda ettiler millet için.Kahramanlar sahip çıktılar ülkelerine,Kurşunlara göğüs gerdiler.
Tüm dünyaya gösterdiler halkının gücünü.Yılmadılar, yıkılmadılar bu millet için,Haykırdılar durmadılar hiçbir saniye,Bu ülke için, bu millet için.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Soğuk bir gecenin ayazında,Gürültü var sokaklarda.Silah, tank, top sesleri…Önce kesti nefesleri.
Tüm millet kalktı ayağa,Hainlere karşı durmaya,Kan kokan bitkin sokaklara,Hadi deyip geçtiler tankların karşısına.
Türkü, Kürdü,Çerkez’iEzdi geçti herkesi.Bayrağın yüreği gibi dimdik.Dikilip biz yılmadık, yıkılmadık.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin kapattığın kapılar ardında,Doğan ıssız karanlık gecelerde,Dilime kilitler vuruldu o gece.Kalbimin anahtarı da seninle geldi o gece,Nefesim kesildi, bitti her gece,Yokluğunla biran avunsam bile,Beni yıkıp geçti gözlerin.Nefesimi kesen o sözlerin.Hiçbir kış yokluğun kadar üşütmedi,Hiçbir yaz varlığın kadar da ısıtmadı beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Masalların doğru olmadığı, Asıl gerçeğin ölüm olduğunu,Aşk acısının ise ölümden beter olduğunu,anlatmayacak mıydın bana?
Bir kere baksaydın yüzüme,Bir eylül sabahı düştün kalbime,Kalbime düştüğün yerde,Alıverdin beni kendi kalbine.
Ne unutacak kadar nefrettin bana,Ne hatırlayacak kadar özlemdin,Ne de bırakıp beni benden gittin,Ne de ben senden gidebildim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

ANNEM

Çok özledim annem!Kokunu sesini, kızım deyişini…Nereye baksam seni görüyorum,Alışamadım sensizliğe ölüyorum.Benim dertlerimle dertlenen annem,Şimdi toprağa veriliyor!Hastalandığımda başucumda bekleyen annemBenim için canını feda eden,Şimdi beni yapayalnız bırakıyor.
Ben şimdi kimsesizliğe sarılıyorum.Kimsesizliğe sorularımı soruyorum.Şimdi kim beni uyandıracak annem,Haydi, kalk anne gel yanıma!
Ben sensiz nasıl yaşayabilirim,Sensiz nasıl ayakta durabilirim,Ben şimdi sensiz ne yapacağım annem?Haydi, haydi geri gel annem!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU ERTAŞ
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

BİR KÖYÜM VARDI
Bir köyüm vardı,Toprağım diye bastığım yer.Bir evim vardı,İçinde büyüdüğüm yer.
Bir de güzeller güzeli bir annem vardı,Bana hiç kıyamayan…Ve belki biraz da hayallerim vardı,Gerçekleşmesine inandığım,Olur diye umuda daldığım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA ERDİNÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Çünkü Aşk:

Düşlerinden vazgeçememektir. Öyle bir şey ki ömrüne sığdırıp hafızana sığdırmamaktadır. Bir cebinde çakmağı olmayıp da Gömleğine siğara kokusu sinmiş bir adam olmaktır.

Çünkü Aşk:

Biraz nem koklamaktı gözlerde, biraz da hıçkırıktı bedende Her konuyu sana getirmekti. Gitmen gerektiğini hissettiğinde gitmekti.

Çünkü Aşk:

Benim seni sevdiğimi bilerek yaşarken, Senin beni neden sevmediğini bilmemekti. Gerçekten sen beni neden sevmiyorsun?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler
Yazan: R. BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler
Kaynak: https://masaloku.com.tsiirler
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.02.09 11:31 fragmanlife 8 Subat 2019 tv dizileri ve tanitim ozetleri cuma

8 Subat 2019 tv dizileri ve tanitim ozetleri cuma Arka Sokaklar 505.Bölüm Fragmanı sesli 15 şubat cuma Arka Sokaklar 505.Bölüm tanıtımı izle Arka Sokaklar Son Bölüm Fragmanı kanald
Arka Sokaklar 504.Bölüm özeti
Mesut ve Ekrem, Serborana giderler. Karakol komutanı Ahmet binbaşı onları karşılar. Mesut ve Ekrem arama çalışmalarına başlarlar. Derman, Mesutların geldiğinin haberini alır. Mesutlar mezralarda arama yaparlar. Ahmet komutan da yanlarındadır. İsmailin kızı Hüma da örgüttendir. Hüma ve Baki erzak almaya gönderilmiştir. Derman’dan gizli Yıldızı ararlar ve para isterler. Yıldız durumu Rıza’ya anlatır. Mesut, Yıldızın telefonunu arar ve istedikleri parayı alamayacaklarını söyler. Derman arkasından iş çevrildiğini öğrenir. Mesutlar, İHA’dan aldıkları bilgiyle kamp noktasına yaklaşırlar.
Mesut ve Ekrem, kırsaldaki görevlerinde kötü bir sürprizle karşı karşıya kalıyorlar Aylin bebeğini kaybettiği için sinirleri bozulmuştur. Hakan ve Nesrin’e de tartışır. Aylin bebek odasına girdiği zaman sinir krizi geçirerek bebeğin bütün eşyalarını dağıtır.
Yol kenarında Reyhan isimli kadının cesedi bulunur. Reyhan, hastanede hayatını kaybeder. Saldırgan kişi, eşi Ufuk’tur. Ufuk, Reyhan’ın erkek kardeşinin kapısına dayanır ve bebeğini ister. Zorla bebeği alıp kaçar. Ekibimiz durumdan haberdar olmuştur ve Ufuk’un peşine düşerler. Hakan, Ufukun bebekle kaçtığından habersizdir ve çatışmaya hazır şekilde adamın peşine düşer. Bebeğin zarar görmesi an meselesidir.
Hüsnü, Meziyet’in ailesiyle tanışmak için yemek düzenler. Meziyet ve Zeliha kavgaya tutuşur. Meziyet eline geçen bardağı Zeliha’ya fırlatacakken, bardak Meryeme isabet eder. İki ailenin arası tekrar açılır. Hüsnü ve Meryem çareyi onlardan kaçmakta bulur. Meziyet polise kızının kaçırıldığına dair suç duyurusunda bulunur.
Payitaht Abdülhamid 74.Bölüm Fragmanı sesli 15 şubat cuma Payitaht Abdülhamid 74.Bölüm tanıtımı izle Payitaht Abdülhamid Son Bölüm Fragmanı trt1
Payitaht Abdülhamid 73.Bölüm özeti
Rothshild aldığı yenilginin hırsıyla şer ittifakını toplar. Hepsine tek tek görevlerini dağıtır. Abdülhamidi yenmek ve Osmanlıyı bölmek için harekete geçerler. Payitahtın sokaklarında yakıp yıkan bir dalga oluşur. Rothshild Abdülhamidin en zayıf yerini hedef alır. Payitahtı da Abdülhamidi de zor günler beklemektedir.
Halil Halid ve ekibi sonunda Camgözün intikamını almak için ellerine bir koz geçirir. Ama Jorisin elinde daha büyük bir koz vardır.
Şivenaz, Victoryanın itirafı ile hapsedilir. Bunun karşılığında, kendini bir fare gibi kapana kıstıran Bidara hayatının en büyük acısını yaşatmak için plan yapar. Şivenazın ölümcül planı gerçekleştiğinde Bidar bu acıya nasıl dayanacak?
Abdülhamid ve Halil Halid Düşmanın tertiplerini etmeyi başarabilecek mi? Hak yerini bulacak mı?
Gülperi 20.Bölüm Fragmanı sesli 15 şubat cuma Gülperi 20.Bölüm tanıtımı izle Gülperi Son Bölüm Fragmanı show tv
Gülperi 19.Bölüm özeti
Artemisin kaçırıldığını öğrenen Kadir Hasanla birlikte onu kurtarmak için elinden geleni yapar.
Kadir bir yandan işlemediği bir suç yüzünden cezalandırılmış olmasını hazmetmeye çalışırken bir yandan Gülperi’nin cevabının ne olacağına dair büyük bir heyecan duymaktadır. Gülperinin kararı ikisinin de hayatını değiştirecektir.
Artemisin kaçırıldığını öğrenen Kadir Hasanla birlikte onu kurtarmak için elinden geleni yapar. Hasan Artemisin kendisi için ne ifade ettiğini daha iyi anlarken Bedriye ise Eyüpün tarafını tutarak Gülperiyle yine karşı karşıya gelir.
Gülperi Kadire yardım etmeye çalışırken karşısına hiç beklemediği bir engel çıkar. Hasan ise Kadirden aldığı yardımla Artemis için canını tehlikeye atmaktan çekinmez.
Kızım 19.Bölüm Fragmanı sesli 15 şubat cuma Kızım 19.Bölüm tanıtımı izle Kızım Son Bölüm Fragmanı tv8
Kızım 18.Bölüm özeti
Kızım dizisi ekrana gelen 18. bölümde Demir ve Uğur üzerine oyun oynayan Cemali beklenmedik bir anda yaptıkları hamle ile saf dışında bırakmaya çalışır. Candana çok fazla yalan söyleyen Demir evlilik kararının ardından Candana hislerini açar. Kızım dizisi yeni bölümde Candan, Demire ne cevap verecek.
Kızım dizisi 18. bölümü ile dün akşam ekrana geldi. Sevilen dizi Kızımda bu hafta Demir, kızı Öyküden Candanın Murat ile evleneceğini duyar duymaz harekete geçer. Candana olan hislerini bir çırpıda ona söyleyen Demir nasıl bir cevap alacaktır.
Cuma akşamları ekrana gelen sevilen dizi Kızımda bu hafta Demir ve Uğur içine düştükleri çıkmazdan kurtulmak için planlarını sürdürürken Öyküyü okuldan göndertmek için imza toplayan velilere kadın kılığına giren Uğur sert tepki gösteriyor.
Öyküden Candanın Murat ile evleneceğini öğrenen Demir aşkını itiraf etmeye karar verir. Demir, Candanın beklemediği bir anda dükkana girer ve ona ilan-ı aşk eder. Söylediği sözler karşısında şaşkına dönen Candan Demire ne cevap verecektir?
Demir, taşlardan ve Cemalden kurtulmak için plan yaparken, Cemalde Öyküyü kaçırıyor!
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.02.06 20:44 webdvpv The Sims Anıları (Özledik be)

The Sims çıkalı 19 sene olmuş. Bu güne kadar The Sims dünyasında neler yaptığımızı bir hatırlayalım istedim.

Oyundan zevk almaya, karakterimizi yaratırken başlıyoruz. Giydiriyoruz, süsleyip süsleyip makyajlar bilmem neler yapıyoruz, takılarla donatıyoruz, kısacası karakterimizde bir nevi kendimizi bulduğumuzu söyleyebilirim. Sonuçta her türlü çılgınlığı yapabilecek imkana sahibiz. Bazen karakterimizin bize benzemesi için uğraşırız (elinde ayna ile yüz hatlarını oluşturmaya çalışanlar burada mı?), bazen bir uzaylı olmasını isteriz yeşile boyarız falan, bazen de karşı cins olmak, belki de onu yaşamak isteriz (evet itiraf ediyorum ben bunu yaptım).

Oyunun belki de en zevkli yanıdır kendi evimizi dizayn etmek. Hatta The Sims 4'e sonradan gelen dünya düzenleme aracı ile evimizin bulunduğu alanı daha da genişletiriz ki daha çok şey ekleyip kullanabilelim. Bazı insanlar var ki bir zamanlar Kanal D'de yayınlanan Evim Şahane'nin Mimar Selim'i gibi yaratıcı oluyorlar. Ev ev değil, malikâne, şato. En ince detaylarına girip sanat eserleri yaratan bu arkadaşları saygıyla anıyoruz. Neyse evimiz bize 1+1 olarak geliyor. Ev yapmak için neye ihtiyaç var? Tabiki paraya. Konsolu açılır, Motherlode yazılır, yazı kopyalanır yapıştırılır enter'a basılır ve bu süreç, para miktarı birkaç milyon olana kadar devam eder (dürüst olalım hangimiz yapmadı?). Paramızı aldık ve iş başına! Holler, bahçeler, şamdanlar gümüşler bilmem neler. Evin içi ayrı bir olay. Odalar ayrılır, mobilyalar yerleştirilir, sonra mobilya rengine göre duvar rengi belirlenir. Ortama uygun olarak bir de parke, halı ya da özel kesim mermer seçilir. Mükemmel ambiyansı yakalarız ve tatmin seviyemizin doruklarına ulaşırız.

Eee evi yaptık da aşk muhabbetlerine geldik şimdi (Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi). Oyunun en güzel hatunu ya sarışın ya da kızıldır (zevkler ve renkler). İtina ile park park, parti parti, gerekirse kapı kapı dolaşır, tüm komşularımızı itina ile inceleriz. İşte orada! Ela gözlüm bana bakıyor. Nasıl yaklaşsam acaba? Hemen koşa koşa gideriz vakit kaybetmeden (karakter sokakta hiç yürümüyor ki arkadaş). Güzel bir giriş yapalım.

-(Erkek), +(Kadın):
-Selam :)
+ Selam :)
- Hava ne güzel değil mi?
+ Evet. Böyle havaları severim.
- Hobilerin nedir?
+ Oje sürmek, makyaj yapmak, ip atlamak, bowling, vs. vs.
- Öğlen sıcağında birlikte yıldızları seyredelim mi?
+ Tamam olur.

Bir süre böyle kaynaşılır, ertesi gün, hatun eve çağrılır ki daha sonra yabancılık çekmesin. Güzel sözler söylenir, kurlar yapılır, ilişki barımız kıvamına gelince de "Sevgilim olur musun?" diye sorulur. Hayır demez çünkü arayı iyi ısıttık. Oldu bitti derken işi ilerletme sahfasına geçeriz. Ortam ısınır, taraflar heyecandan ne yapacaklarını şaşırırlar. Hafif erotizme kayan bir muhabbet, ve... Sonunda olanlar olur işte söyletmeyin.

Günün sonunda çok güzel bir anımız olur Kimilerinin tek gecelik ilişkidir mottosu, kimileri yuva kurmayı sever. Bazı sapıklar vardır ki kendilerine harem kurmaya çalışırlar. Değişik fantazilere girişirler. Hizmetçiye sarkanlar, yoldan geçene asılanlar, parktaki kadına hallenenler, heheeey... Aramızdaki Coşkun'ları alalım zira burada su yerine vodka içilir 😎. Bu yüzden burayı hiç uzatmıyorum.

Zamanla birçok yeni özellik getirildi. Hayvan beslemek, iş hayatı, gece hayatı, kasaba hayatı, vs. Anlatılacak daha çok şey var ama uzatırsam roman olur arkadaşlar. Üşenmezsem yeni bir yazı daha yazabilirim.

The Sims'te evlenenlere mutluluklar dilerim, ilk ilişkisini yaşamış arkadaşları da tebrik ederim.

Sevgiyle kalın.
submitted by webdvpv to TurkiyeGamerCommunity [link] [comments]


2019.01.17 20:55 fragmanlife Aci Ask Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Aci Ask Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Acı Aşk, mutluluk ve masumiyetle başlayan bir aşkın darmadağın ettiği hayatları konu alıyor. Bir yandan Melek (Sezgi Sena Akay) ve Bulut’un (Seçkin Özdemir) rüya gibi yaşadığı imkansız aşkları, diğer yandan sevgiye aç bir kadın olan Sude’nin (Selin Şekerci) çırpınışı ve bütün bu gönül tutulmalarının arasında aşkın fedakarlık ve cesaretten ibaret olduğunu hatırlatan Ali (Alperen Duymaz)… Bu kördüğüm nasıl çözülecek, yolları nasıl kesişecektir...
Yapımını TMC, yapımcılığını Erol AVCI’nın üstlendiği, senaryosunu Sema Ali Erol, Figen Şakacı ve Mahir Erol’un kaleme aldığı, müziklerini Kıraç’ın yaptığı; Acı Aşk'ın Yönetmen koltuğu ise M. Çağatay Tosun'un..
Oyuncu kadrosunda; Selin Şekerci, Seçkin Özdemir, Sezgi Sena Akay, Alperen Duymaz, Hüseyin Avni Danyal, Neriman Uğur ve Erkan Can,’ın da kadrosunda bulunduğu ,Mutlu Güney, Sırma Gülen, Tolga Mendi, Nazan Diper, Çağla Özavcı, Umur Yiğit Vanlı, Burak Yamantürk ve Asuman Dabak yer alıyor.
Seçkin Özdemir SEÇKİN ÖZDEMİR (ALPER BOZTEPE) Derin’in kocası;İstanbul’un orta halli mahallelerinden birinde annesi ve ablası tarafından büyütülmüş, yakışıklı bir genç adamdır. Hayatı boyunca kadınlardan destek almaya alıştığı için kendi ayakları üzerinde durmakta zorlanır.Bir yanda kontrol düşkünü karısı, diğer yanda onu geri dönülmez hatalara sürükleyen sevgilisi arasında kalır. Seçkin Özdemir Kimdir, Kaç Yaşında? 1981 yılında İstanbul’da doğan Seçkin Özdemir, Kocaeli İktisat Fakültesinden mezun olduktan sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümünde oyunculuk eğitimini tamamladı. 2011 yılında ‘Leo’ karakterini canlandırdığı ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi ile tanınan Özdemir, 2011-2012 yılları arasında Özge Özpirinçci’ ile başrollerini paylaştığı ‘Al Yazmalım’ dizisinde rol aldı. Daha Sonra Bir Aşk Hikayesi, Günahkar, Racon Ailem İçin, Acı Aşk adlı dizilerinde rol alan Oyuncu, 2016 yılında Kiralık Aşk dizisinde ‘Pamir’ ve 2017 yılında Ateşböceği dizisinde ‘Barış’ karakterini canlandırmıştır. 2017 yılında da ‘ Bir Nefes Yeter’ filmi ilk sinema filmi deneyimini yaşamıştır. Seçkin Özdemir'in Oynadığı Diziler Acı Aşk/Bulut/2015 Yaban Gülü/Burak/2008 Al Yazmalım/İlyas/2011 Muhteşem Yüzyıl/Leo/2011 Bir Aşk Hikayesi/Korkut Ali/2013 GünahkaAli Yusuf/2014 Racon/Adnan/2015 Kiralık Aşk/Pami2015 Ateş Böceği/Barış/2017 Seçkin Özdemir'in Oynadığı Filmler Bir Nefes YeteYaman/2017
Selin Şekerci Selin Şekerci Kimdir, Kaç Yaşında? 1 Haziran 1989 tarihinde İzmir, Karşıyaka'da dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarından itibaren oyunculuğa meraklı olan Şekerci, profesyonel olarak İzmir Devlet Tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda yer alarak kariyerine başladı. Televizyonda çeşitli reklam projeleriyle boy gösteren oyuncunun yer aldığı ilk dizi projesi ise 2007 yılında Kavak Yelleri olmuştur. 2009 yılında Melekler Korusun dizisindeki Özgür rolüyle adından söz ettiren oyuncu, 2015 yılında Show TV'de yayınlanan Acı Aşk isimli dizide başrol karakteri Sude'yi canlandırmıştır. Selin Şekerci'nin Oynadığı Diziler Acı Aşk/Sude/2015 Kavak Yelleri/Feyza/2007 Melekler Korusun/Özgü2009 Leyla İle Mecnun/Şekerpare/2011 İzmir Çetesi/Mira/2011 Benim İçin Üzülme/Irmak/2012 Kaçak GelinleŞebnem/2014 Rengarenk/Renk/2016 Çoban Yıldızı/Zühre/2017 Selin Şekerci'nin Oynadığı Filmler Ay Büyürken Uyuyamam/Leyla/2011
Alperen Duymaz KEREM KORKMAZ (ALPEREN DUYMAZ) Babasını bıçakla yaralamaktan 5 yıl yatmıştır. Onu hapisten çıkmaya motive eden yegane şey, dışarıdaki sevgilisi Meral’dir. Evlenmek, çalışmak ve zamanı geldiğinde çoluk çocuğa karışmak gibi bir isteği vardır. 25 yaşında biri için fazla olgun gelen bu hayal onun aile yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Kendine bir aile yaratmak ve özlemini duyduğu bütün duyguları bu ailede yaşamak istemektedir. Bu hayali gerçekleştirmiş Kadir ağabeyi onun hem mahalledeki, hem de tribündeki idolüdür. Hapishanede geçen süreçte Kerem, başta aile olmak üzere her şeye karşı olan inancını yitirmiştir. Bir şey hariç: Meral.
Alperen Duymaz Kimdir, Kaç Yaşında? Alperen Duymaz, yetenekli bir genç oyuncudur. Lise yıllarında müzik ve modellikle ilgilenen oyuncu, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde eğitimini tamamlamıştır. İlk dizisi, Tatlı Küçük Yalancılar ile oyunculuğa adım atmıştır. Acı Aşk ve Bodrum Masalı dizilerinde gösterdiği yeteneği ile Çukur dizisinde önemli bir rol almıştır. Kariyerinde sağlam adımlarla ilerleyen oyuncu, Direniş Karatay filminde de rol aldı. Alperen Duymaz şimdilerde ise 'Çarpışma' dizisinde Kerem Korkmaz karakterine hayat veriyor.
Acı Aşk, mutluluk ve masumiyetle başlayan bir aşkın darmadağın ettiği hayatları konu alıyor. Bir yandan Melek (Sezgi Sena Akay) ve Bulut’un (Seçkin Özdemir) rüya gibi yaşadığı imkansız aşkları, diğer yandan sevgiye aç bir kadın olan Sude’nin (Selin Şekerci) çırpınışı ve bütün bu gönül tutulmalarının arasında aşkın fedakarlık ve cesaretten ibaret olduğunu hatırlatan Ali (Alperen Duymaz)… Bu kördüğüm nasıl çözülecek, yolları nasıl kesişecektir.
Yapımını TMC, yapımcılığını Erol AVCI’nın üstlendiği, senaryosunu Sema Ali Erol, Figen Şakacı ve Mahir Erol’un kaleme aldığı, müziklerini Kıraç’ın yaptığı; Acı Aşk'ın Yönetmen koltuğu ise M. Çağatay Tosun'un.
Oyuncu kadrosunda; Selin Şekerci, Seçkin Özdemir, Sezgi Sena Akay, Alperen Duymaz, Hüseyin Avni Danyal, Neriman Uğur ve Erkan Can,’ın da kadrosunda bulunduğu ,Mutlu Güney, Sırma Gülen, Tolga Mendi, Nazan Diper, Çağla Özavcı, Umur Yiğit Vanlı yer alıyor.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:24 fragmanlife Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
Yönetmenliği ve senaryosu Tayfun Güneyer’e ait olan Ezra’nın oyuncu kadrosunda; Rüveyda Öksüz, Yusuf Çim, İsmail Filiz, Nurana Bagieva, Serkan Şenalp, Zeynep Koltuk, Gökhan Bekletenler, Doğukan Polat, Umut Özkan, Abdurrahman Yunusoğlu ve Asuman Dabak yer alıyor.
Rüveyda Öksüz Cesur Yürek / Berrin(Rüveyda Öksüz) Genç ve idealist bir avukat olan Berrin, hayatını hukuk mücadelesine adamıştır. Adaletin ancak hukuk devleti ilkeleriyle sağlanabileceğine inanır. Hukuk sistemi dışında kalan hak arayışlarının zorbalığa ve adaletsizliğe yol açacağına bütün kalbiyle inanan Berrin için, aşık olduğu adamın adaleti kendi elleriyle dağıtmaya karar vermiş bir kabadayı olması yaşayacağı en büyük ikilemdir.
Rüveyda Öksüz Kimdir, Kaç Yaşında? Miss Turkey 2013 birincisi olan Ruveyda Öksüz 24 Mayıs 1994 İstanbul doğumludur. Aslen Rizeli olan Ruveyda Öksüz, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay bilimleri öğrencisidir. Türkiye'yi Miss World 2013'te Endenozya'nın Bali Adası'nda yapılan yarışmada temsil etti. 2014 yılında Tayfun Güneyer'in yazıp yönettiği, Yusuf Çim ve İsmail Filiz ile birlikte başrolü paylaştığı Ezra dizisinde Gazzeli tıp öğrencisi Ezra karakterini canlandırmıştır.
Rüveyda Öksüz’ün Oynadığı Diziler Ezra / Ezra / 2014
Sen Benimsin / Nağme / 2015
Cesur Yürek / Berrin / 2016
Yusuf Çim YUSUF ÇİM (CAN YİĞİT) Kudret Fettah’ın evladı gibi büyütüp şirketini emanet ettiği, adil ve güvenilir biridir. Fettah ailesine sarsılmaz bir sadakatle bağlı olan Can, ailenin biricik kızı Hande’yle evlilik yolunda ilerlerken, Ferah’ın hayatına girmesiyle gerçek aşkla tanışır.
Yusuf Çim Kimdir, Kaç Yaşında? Akademi 35.5 Sanat Evinde oyunculuk eğitimi almıştır. 2009 yılından itibaren birçok markanın ve derginin katalog çekimlerinde yer almıştır. 2011 Best Model of Turkey öncesi ve sonrası birçok defile de boy göstermiştir. Müzik kariyeri 2013 Ağustos'da çıkardığı "Olsun Bi Kere" EP Albümüyle başlamıştır. Yer aldığı bazı diziler: Çilek Kokusu, Hanım Köylü, İçimdeki Fırtına, Seven Ne Yapmaz’dır.
izinin senaryosunda seyirci adeta yeni bir serüvenin içerisine sürüklenecek. Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
2013 Miss Turkey birincisi Rüveyda Öksüz, çekimleri devam eden ve yakında SHOW TV ekranında izleyicilerle buluşacak olan 'Ezra' dizisi için iddialı konuştu. Yarışmadan sonra bir çok oyunculuk teklifi aldığını söyleyen Öksüz, 'Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim. Uzun soluklu bir dizi olacağına inanıyorum' dedi
RÖPORTAJ: Neziha KARTAL
SHOW TV'nin fragmanı yayınlandığından beri merakla beklenen yeni dizisi 'Ezra'nın çekimleri sürüyor. Yakında izleyicilerle buluşacak dizide Ezra karakterini, 2013 Miss Turkey birincisi olan Rüveyda Öksüz canlandırıyor. İlk oyunculuk deneyimi olan deneyimini yaşayacak olan Öksüz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hem kendisini çok heyecanlandıran diziyi hem de hakkında merak edilenleri konuştuk...
2013 Miss Turkey birincisi, seçildikten sonra hayatınız değişti. Yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Benim çocukluk hayalim Türkiye güzeli olmaktı. Yarışmaya hayallerimi gerçekleştirmek için girdim ve ikinci hayalim gerçek oldu.
Birinci hayaliniz neydi?
Üniveristeyi kazanmaktı. Onu da başarmıştım. Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde okuyorum.
Okula devam ediyor musunuz yoksa bitti mi?
Üçüncü sınıfım ama not ortalamam düşmesin diye bu yıl okulu dondurdum. Sonrasında devam edeceğim. Okulum benim için ayrı bir kültür. Bundan sonra oyunculuk yapacağım. Okulu zaten kültür için okuyordum.
Oyuncu olmak var mıydı aklınızda?
Yarışmaya girerken böyle bir düşüncem yoktu, yarışmadan sonra teklifler gelmeye başlayınca oluştu. Bundan sonra mesleğim oyunculuk. Şu an olmak istediğim yerdeyim. Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim.
Daha önce oyunculuk eğitimi aldınız mı?
Önceden aldığım bir eğitim yoktu ancak dizi öncesinde Betül Alganatay'dan kısa bir oyunculuk eğitimi aldım.
'Ezra' sizin ilk oyunculuk deneyiminiz. Kabul etme sebebiniz nedir?
Birçok teklif geldi ancak bu projeyi kaçırmak istemedik. "Tamamdır" dedik ve girdik.
Çok uzun ömürlü olacağına inıyorum. Benim için hem oyunculuk adına önemli bir adım hem de gerçekten inandığım bir proje. 'Ezra' geldiğinde "Ben Ezra olmalıyım" dedim.
Ezra nasıl biri, dizide ne anlatacaksınız?
Ezra Filistinli bir tıp öğrencisi. Bütün ailesini İsrail saldırılarında kaybediyor. Küçük kız kardeşiyle yetimhanede büyüyorlar. Ancak kızkardeşi başka bir aileye satılıyor. Kaçmaya karşı ancak sırf kardeşini bulabilmek için Gazze'den arkadaşlarıyle birlikte İstanbul'a geliyor.
Gazzeli bir kızı canlandıracaksınız, rolünüze nasıl hazılanıyorsunuz?
Bu konuda yönetmenimizin çok büyük yardımları oluyor. Çekimler başlamadan önce konuşuyoruz, ne yapmam gerektiğini nasıl hissetmem gerektiğini anlatıyor.
Filistin konusunu daha önce hiç araştırmış mıydınız?
Çok güncel bir olay olduğu için haberleri takip eden herkes bilir. Herkes kadar konuyla ilgli bilgim vardı ancak detaylı bir araştırma yapmamıştım. 'Ezra' sayesinde araştırma ve okuma fırsatı buldum.
Ezra karakterinin tepki almasından korkuyor musunuz?
Dizimizin konusu İsrail-Gazze konusu değil. Ezra Gazzeli bir kız ancak hikâye İstanbul'da geçiyor. Dizinin içinde çok farklı konular var. Komedi de var, aşk da var. Sadece Gazzey'i konu alan bir dizi olmayacak. Bu dizinin uzun ömürlü olacağına inanıyorum.
Siz gibi başrolü paylaştığınız Yusuf Çim'in de ilk oyunculuk deneyimi. Kimyanız tuttu mu?
Yusuf'la olan çekimlerim henüz başlamadı. 1-2 tane tanıtım çektik o kadar. Çekimler yeni başladığı için şuan Ezra'nın Gazze'deki hayatıyla ilgili çekimler yaptık. Ama iyi anlaştık, güzel bir uyum yakalayacağımıza inanıyorum.
Oyunculukla ilgili hayalleriniz neler?
Ben hayallerimi gerçekleştirerek ilerliyorum. Okulu kazandım, Türkiye güzeli oldum şimdide harika bir dizide, birbirinden değerli oyuncularla başrol oynuyorum. Başarısız olmak istemem.
Miss Turkey 2014 güzeli Amine Gülşe'ye tacınızı devrettiniz. Amine Gülşe'yi beğeniyor musunuz?
Tabii ki beğeniyorum. Zaten Miss Turkey'in çirkin kız çıkarttığı olmamıştur. Geçmişten günümüze kadar olan bütün Miss Turkey birincilerini çok beğeniyorum. Türkiye'de çok göz önünde olan insanlar da var aralarında ve hepsi çok güzel. Genel olarak Türk kadınlarını beğeniyorum.
Türkiye güzelisiniz ve birçok erkeğin hayal ettiği kişisiniz. Peki, sizin hayalindeki erkek nasıl biri?
Dürüst olması çok önemli. Hayatta en değer verdiğim şey dürüstlüktür.. Güçlü olmalı, ayakları yere sağlam basmalı. Aslında her kızın istediği şeyleri istiyorum diyebilirm. Tabiki duygu daha ön planda ama dış görünüş de önemli. Erkeğin yapılı olmasını tercih ederim. Her kadın, göbekli bir erkek yerine spor yapan, formda olan bir erkek ister.
Beğendiğiniz bir erkek var mı?
Biraz klişe olacak belki ama David Beckham'ı çok beğeniyorum.
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Okulumdan dolayı uzay gözlemini çok seviyorum ve yüzmeye bayılıyorum. Suyun beni rahatlattığına inanıyorum.
Formunuzu korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?
Dürüst olmak gerekirse sadece geceleri yemek yemiyorum. Kilo aldığım zamanlar dışında diyet yapmıyorum ve gün içinde canım ne isterse yiyorum. Zaten gece yemek yemediğim için pek fazla kilo almıyorum.
En sevdiğiniz ve sizi anlattığına inandığınız renk nedir?
İkizler burcu olduğum için ruh halim çok değişkendir. Bir gün en sevdiğim renk siyahken diğer gün beni pembenin anlattığını düşünebilirim. O yüzden kesin bir şey söyleyemem. Her rengi içimde barındırıyorum.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:11 fragmanlife İliski Durumu Karisik Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

İliski Durumu Karisik Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Show TV’nin ekrana damgasını vuran projelerinden “İlişki Durumu: Karışık”; Aşk, kıskançlık, gurur, dostluk ve yanlış anlamaların el ele gideceği bir aşk oyunu hikayesi. Dizide neşe, duygusallık ve heyecan da hiç eksik olmuyor!!
Başrollerinde Seren Şirince, Berk Oktay, Pamir Pekin ve Eda Ece’nin yer aldığı dizinin yapımcılığını MF Yapım-Faruk Bayhan’ın üstleniyor.
Yönetmen koltuğunda Bülent İşbilen'in oturduğu dizinin senaryosunu Banu Kiremitçi Bozkurt kaleme alıyor!
Seren Şirince Seren Şirince Kimdir, Kaç Yaşında? 1 Ocak 1988 tarihinde İzmir'de dünyaya gelen Şirince, küçüklüğünden beri tiyatroya meraklıydı. Çocuk yaşta başladığı oyunculuk kariyerinde basamak basamak ilerledi. 2012 yılında "Araf Zamanı" dizisiyle ilk televizyon deneyimini yaşadı. Asıl çıkışınıysa 2015 yılında Show TV'de yayınlanmaya başlayan "İlişki Durumu: Karışık" dizisinde Ayşegül karakteriyle yaptı. Seren Şirince, 2016 yılında yine Show TV'de yayınlanan "İlişki Durumu: Evli" dizisinde de rol almıştır. Seren Şirince'nin Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Ayşegül/2015 İlişki Durumu: Evli/Ayşegül/2016 Araf Zamanı/2012 Aşk Emek İsteNazlı/2013 Seven Ne Yapmaz/Nazlı/2017
Berk Oktay Berk Oktay Kimdir, Kaç Yaşında? 28 Ekim 1982'de Ankara'da dünyaya gelen Oktay, profesyonel kariyerine manken olarak başladı. 2007 yılında "Tatlı Bela Fadime" dizisiyle oyunculukla tanıştı. Ardından "Akasya Durağı" ve "Arka Sokaklar" dizileriyle adını duyurdu. Show TV'de yayınlanan romantik komedi "İlişki Durumu: Karışık" ve "İlişki Durumu: Evli" dizilerinde rol aldı. Berk Oktay'ın Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Can Tekin/2015 İlişki Durumu: Evli/Can Tekin/2016 Tatlı Bela Fadime/Levent/2007 Akasya Durağı/Murat/2008 Arka SokaklaSinan/2009 Alev Alev/Murat/2012 Benim Hala Umudum VaHakan/2013 Aşktan Kaçılmaz/Berzan/2014 Savaşçı/Kaan/2017
Nurseli İdiz Nurseli İdiz Kimdir, Kaç Yaşında? 6 Ekim 1960 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen İdiz, ressam Faruk Nafiz Çamlıbel'in kızıdır. Oyunculuk eğitimini Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde almıştır. 1981 yılında Ankara'da çeşitli tiyatro oyunlarında oynayarak oyunculuğa adım atmıştır. Nurseli İdiz'in Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Mediha/2015 İlişki Durumu: Evli/Mediha/2016 Geçmiş Bahar Mimozaları/Canan/1989 Varsayalım İsmail/Sektirmez Hanım/1991 Baykuşların Sanatı/2000 Benim İçin Ağlama/Nevra/2001 Kınalı KaSüreyya/2002 Şeytan Sofrası/Kesibe/2004 Şöhret/Müberra/2005 Kartallar Yüksek UçaHanımağa/2007 Ömre Bedel/Seniha/2009 Yalan Dünya/Nursel/2013 Nurseli İdiz'in Oynadığı Filmler Gece Yolculuğu/1987 Karartma Geceleri/Şükran/1990 Asansö1999 Kahpe Bizans/Helena/1999 Şarkıcı/Samiye/2000 O Şimdi Mahkum/Kade2005 Güneşi Gördüm/Müdü2009 Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu/2012 Bensiz/Seda/2013 Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda/Ende2013
Serenay Aktaş Serenay Aktaş Kimdir, Kaç Yaşında? 1 Ekim 1993 tarihinde İstanbul, Bakırköy'de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren futbola ilgi duyan Aktaş, ZeytinburnuSpor ile profesyonel olmuştur. Halen Beşiktaş'ın futbolcusu olmasının yanı sıra iyi de bir oyuncudur. Televizyon kariyeri 2011 yılında rol aldığı Kanıt dizisiyle başlamıştır. Ardından çeşitli reklam ve dizi projelerinde yer alan oyuncu, 2016 yılında Show TV'de yayınlanan İlişki Durumu: Evli dizisinde rol almıştır. Serenay Aktaş'ın Rol Aldığı Diziler İlişki Durumu: Evli/Ceyda/2016 Kanıt/2011 Türk Malı/2011 Yahşi Cazibe/Çalkara/2012 Kalbim Seni Seçti/Esra/2012 Arka SıradakileGülüm/2012 Muhteşem Yüzyıl/Ayşe Hatun/2013 Kaçak GelinlePına2014 Acil Aşk AranıyoZeynep/2015 Gülümse YeteMelis/2016 Meryem/Burcu/2017 Serenay Aktaş'ın Rol Aldığı Filmler Çılgın Dersane 3/merve/2014 Figüran/Pelin/2014 Yıldızlarda Kayar Das Borak/Zümray/2016
Seren Şirince ve Berk Oktay ‘İlişki Durumu: Karışık’la başladıkları serüvene ‘İlişki Durumu: Evli’yle devam ediyor. Oktay, bu akşam SHOW TV’de ekrana gelecek dizi için “İnsanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler. Biz de güldürmeye devam edeceğiz” diyor. Şirince’yse “Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz” diye konuşuyor
"Seren Şirince ve Berk Oktay ‘İlişki Durumu: Karışık’la başladıkları serüvene ‘İlişki Durumu: Evli’yle devam ediyor. Oktay, bu akşam SHOW TV’de ekrana gelecek dizi için “İnsanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler. Biz de güldürmeye devam edeceğiz” diyor. Şirince’yse “Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz” diye konuşuyor
‘İlişki Durumu: Karışık’ reytinglerde zirvedeydi. Neden final yaptı?
Berk Oktay: ‘İlişki Durumu: Karışık’ geçen yıl gerçekten çok sevildi ve beğenildi. Biz de bütün ekip olarak yaşayarak, hissederek çektik her bölümü. Bu yüzden de çok doğal bir hikâye çıktı ortaya. Tabii her hikâyenin olduğu gibi bu hikâyenin de senaryo anlamında tükendiğini fark ettik. Bir romantik komediyi çok uzatarak seyirciyi sıkmanın, sırf devam edelim diye uzatmanın, bunu yaparken de saçmalamanın lüzumu yoktu. Hep beraber çok cesur bir karar aldık. 40 haftanın 23’ünde her grupta birinci olan ve hâlâ ilk 3’te yer alan bir işi bitirmek radikal bir karardı.
‘BİR SERÜVEN OLABİLİR DİYORDUK’
Peki bu süreçte ‘İlişki Durumu: Evli’nin çekileceği belli miydi?
B.O.: Aramızda “Bu bir serü- ven olabilir. ‘İlişki Durumu: Evli’, ‘İlişki Durumu: Çocuklu’, ‘İlişki Durumu: Boşanmış’ çekeriz artık” diye espri yapıyorduk. Kanal yöneticileri ve yapımcımız da aynı fikirde olunca ‘İlişki Durumu: Evli’yi çekme kararı aldık.
Dramı ve entrikayı artırarak daha uzun süre de devam edebilirdiniz...
B.O.: Evet, bunu da yapabilirdik fakat seyircimiz bizi gülerek sevdi. İnsanların suratında tebessüm uyandırdık. Bu demek olmuyor ki ‘İlişki Durumu: Evli’de hiçbir zaman dram olmayacak. İnsanları yeri geldiğinde ağlatacağız çünkü bu hayatın ger- çeği. Zaten çok fazla iç karartıcı şey yaşıyoruz, zaten insanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler, biz de güldürmeye devam edeceğiz.
‘YEPYENİ BİR HİKÂYEYLE GELİYORUZ’
‘İlişki Durumu: Karışık’ta bir türlü aşklarını yaşayamayan bir çifttiniz. Şimdi evli bir çiftsiniz. Bunun ne gibi farkları var?
B.O.: Duygusal karışıklıkları olan karakterlerimiz bu sene artık duygularından eminler. Evlendiler ve bir beraberlik içinde olmak istiyorlar. Fakat evliliğin getirmiş olduğu çatışmalar muhakkak var. Evlilik çok tatlı, hoş bir şey ama evliliğin devamında hayatta bir sürü çetrefilli yol olacaktır. Seren Şirince: Ayşegül’de çok büyük bir farklılık olmayacak, hep bildiğimiz gibi. Evlendikten sonra Ayşegül gibi birinin oturmasının, kalkmasının deği- şeceğini kimse beklemez. Evlilik hayatlarında yeni bir yol olacak. Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz.
‘YENİ KARAKTERLER EKLENDİ’
Yeni dizide ne gibi değişiklikler var?
S.Ş.: Serenay Aktaş ve Anıl İlter’le birkaç yeni karakterimiz daha eklendi. Onların da işe çok iyi geleceklerini düşü- nüyorum.
B.O.: Senaryoyu Gani Müjde yazıyor ve kendisi komedi dozu çok yüksek bir yazar. Biz çekerken gülüyoruz, seyirci de seyrederken gülecektir. Ayşegül aynı Ayşegül, Can da aynı ama artık sabitlenmiş bir Can var. Biliyorsunuz çok gelgitli bir adamdı. Hayatının merkezine bir kadını koyduğunda şapşallaşabiliyor ve artık hayatının merkezinde Ayşegül var. Birtakım sendelemeler göreceğiz, evlilik zor bir şey çünkü. Ayrıca Can’ın karakteriyle alakalı bazı olaylar da olacak çünkü Can bir stardı.
‘Evlenen kadın kendini daha güvende hisseder’
Can ve Ayşegül oturttuğunuz karakterlerdi ama yeni evli çifti oluştururken nelere dikkat ettiniz?
Seren Şirince: Tabii empati yapmaya çalışıyorum. Kafamda Ayşegül’ü daha rahatlamış düşündüm. Bir türlü olamayan, hep araya bir şeylerin girdiği bir durum vardı. Bir çok şey yaşandı. Artık daha rahatlamış bir Ayşegül var. Kadınlar evlenince kendilerini daha kadın hissediyor. Ayşegül sonunda muradına erdi. Yüzük bende.
Berk Oktay: “Daha güvende hissediyorlar çünkü yüzük bende” diyor Seren. Bu bile gerçek bir his. Erkek için de geçerli tabii ama ilişkinin sonunda evlenen kadın kendini daha güvende hisseder. Doğal hayatın doğal akışına göre davranıp herkesin hayatında olan şeyleri canlandırıyoruz. Can hem oyuncu hem yeni evli ama Can Tekin, Berk Oktay değil. Ben de çok tecrübeli bir adam değilim. Can’ın hayatında bir kadının olması bütün duygularının ve hayatının değişme sebebi olacak.
S.Ş.: Seyircimiz de diziyi rahatlamış bir şekilde izleyecek çünkü daha önce birlikte olacaklar olamadılar ve araya birileri girdi diye onlar da yorulmuştu. Şimdi Can ve Ayşegül evli. Evlilikle bitmez, tabii sorunlar olacaktır. Ben hiç evlenmedim ama evlilik böyle bir şey herhalde.
'BU SEZON OLGUNLUK DÖNEMİMİZ'
Ayşegül karakteriyle farklı bir fenomen yarattınız ve birçok insandaki kadın algısını değiştirdiniz. Bununla ilgili nelere dikkat ettiniz?
Seren Şirince: Aldığım yorumlar beni çok mutlu etti. Duymak istediklerim bunlardı. “Ay canım ekranda çok güzel gözüküyorsun” diye bir yorumdansa ‘Burayı çok doğal oynamışsın’ yorumları beni çok mutlu ediyor. Diziler de hayattan geliyor. Ekrana inandırmayan bir şey koyduğunda gerçek olmuyor. Bizim ilişkimizin bu kadar sevilmesinin en önemli sebebi insanlara gerçek gelmesi. Bizdeki karakterlerin hepsi insanların içinde, özellikle Türkiye’de bol miktarda var.
Komedi yapan kadın oyuncuya ülkemizde az rastlanıyor. Komediye mi devam etmek istiyorsunuz yoksa başka türleri de denemek ister misiniz?
S.Ş.: Dram komediden, komedi dramdan geliyor. İlk işimin komedi olmasını ben de istiyordum. Bir başarı bekliyorduk ama bu beklentimizin üstünde bir başarı olunca çok mutlu oldum. Komedi yaparken mutlu oluyorum. Dram konusunda çekincelerim var. Mesela “Dizi süresi çok uzun olduğu için aklımı üşü- tür müydüm?”, “Çok içinde yaşadığımdan karakter bana iyi gelmez miydi?” gibi...
İlişki durumu seriye bağlanırsa ve mesela 6 sezon Can’ı oynarsanız ne olur?
Berk Oktay: Onu hissettiğim anda keserim. Bütün oyuncuların yapması gereken şey de budur. “Arka Sokaklar’dan ayrılıyorum” dediğim zaman insanlar bana “Deli misin?” demişti. Seyirci bizi seyrettiği, bizim onlara sıkıcı bir şey sunmadığımız sürece işimiz devam etsin.
S.Ş.: Bu sezon bizim olgunluk dönemimiz.
Can karakterinin o çocuksu halleri ve komedi oynamanız pek sizden beklenmiyordu. Bu kararı alırken tereddüt yaşadınız mı?
B.O.: Daha önceki projelerim genellikle dram ağırlıklıydı. Bizde birtakım kalıplaşmış yargılar vardır. Jön adam poz keser ve daha ağır durur. Tabii ki projesine göre böyle olması gerekiyor. İnsanların da benden beklentisi bu yönde bir iş olduğu için bu projede yer aldım. Farklı bir şey yapmak benim için de keyifli oldu. Komedi benden beklenen bir şey değildi ama insanları güldürmek keyifli bir şeydi.
‘ÂŞIK OLMAK APTALLAŞMAKTIR'
Can ve Ayşegül’ün evliliği nasıl bir evlilik olur?
Berk Oktay: Can ve Ayşegül’ün evliliği tam bir delilik. Gerçekten çok zıt 2 karakterler fakat deli gibi seviyorlar birbirlerini. İkisinin beklentileri bir yerde buluşsa da hayata bakış açıları çok farklı. O yüzden ikisinin evliliği delilik diyorum. Zaten evimiz de deliler evi oldu.
Seren Şirince: Bir araya geldiklerinde ikisi de çocuklaşıyor. Aşkın en güzel hali o çocukça halleri. İnsanlar da onu izlemek istiyor.
B.O.: Can dediğiniz adam tıp fakültesi mezunu ve star ama Ayşegül’ün yanında IQ seviyesi sıfırın altına düşüyor.
S.Ş.: Âşık olunca da öyle oluyorsun ya... Âşık olmak aptallaşmaktır. Can ve Ayşegül de aşkın en saf ve en eğlenceli halini yaşıyorlar.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 19:53 fragmanlife Carpisma Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Carpisma Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Kadir Adalı (Kıvanç Tatlıtuğ) İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi’nde görevli bir başkomiserdir. Ailesiyle mutlu bir hayat sürerken karısını ve kızını bir terör eyleminde kaybeder. Olanlar yüzünden büyük bir suçluluk duymakta ve çok acı çekmektedir. Acıdan yaşamdan vazgeçme noktasına gelen Kadir, sebep olduğu araba kazasıyla farkında olmadan hayatının bütün akışını değiştirecektir. Kazaya dört araba, dört hayat, dört insan karışır…
Kadir, Zeynep (Elçin Sangu), Cemre (Melisa Aslı Pamuk) ve Kerem (Alperen Duymaz). Kadir’in, ‘Çarpışan aslında biz değildik, kaderlerimizdi!’ dediği bu kaza, onların hayatlarını da birbirlerine bağlayacaktır.
Yapımcılığını Kerem Çatay-PelinDiştaş’ın, idari yapımcılığını İsmail İçen’in üstlendiği, Uluç Bayraktar’ın yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu Ali Aydın’ın kaleme aldığı Çarpışma'nın başrollerinde; Kıvanç Tatlıtuğ, Elçin Sangu, Onur Saylak, Melisa Aslı Pamuk, Alperen Duymaz gibi birbirinden önemli isimler yer alıyor.
Kıvanç Tatlıtuğ KADİR ADALI (KIVANÇ TATLITUĞ) İstanbul Organize Şube’de başkomiserdir. Evlidir, bir kızı vardır. İşkolik biridir, herkes onun bir gün emniyet müdürü olacağını bilmektedir. Sarıyer Sporun amigosudur, tribünde platformun üzerine çıktığı an mutludur. Tribünündekileri ve mahallesindekileri sahiplenir. Kardeşi, ağabeyi ya da bir ailesi olmadığı için sevdiklerine ağabeylik, kardeşlik yapar. Kaderini değiştiren, yaşadığı acı olay olacaktır.
Kıvanç Tatlıtuğ Kimdir, Kaç Yaşında? Kıvanç Tatlıtuğ, mesleki yaşamına 2002 yılında modellikle başladı. 2005 yılında oyunculuk kariyerine “Gümüş” dizisinde canlandırdığı “Mehmet” karakteri ile giriş yaptı. Rol aldığı “Gümüş” dizisi Ortadoğu’ya satılan ilk Türk dizisi oldu ve Kıvanç Tatlıtuğ; Kahire, Abu Dhabi, Muskat gibi birçok film festivaline “Onur Konuğu” olarak katıldı ve “Onur Ödülleri” aldı. 2005 yılından beri Ortadoğu, Balkanlar, Türkî Cumhuriyetleri ve Kuzey Afrika’da en çok bilinen ve en popüler Türk Aktör oldu. “Gümüş” dizisinin ardından sırasıyla; “Menekşe ile Halil” dizisinde “Halil”, “Amerikalılar Karadeniz’de” filminde “Muzaffer”, “Aşk-ı Memnu” dizisinde “Behlül”, “Ezel” dizisinde konuk oyuncu olarak “Sekiz”, “Kuzey Güney” dizisinde “Kuzey”, “Kelebeğin Rüyası” filminde “Muzaffer Tayyip Uslu“, “Kurt Seyit ve Şura” dizisinde “Kurt Seyit” ve 2016 yılında “Cesur ve Güzel” dizisinde “Cesur” karakterini canlandırarak devam etmiştir. Kıvanç Tatlıtuğ son olarak 2018 Şubat ayında vizyona giren “Hadi Be Oğlum” filminde “Ali” karakterini canlandırmıştır. Bu zamana kadar 36. Altın Kelebek Ödülleri (2009), 17. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri (2012), 39. Altın Kelebek Ödülleri (2012), 18. Altın Objektif Ödülleri (2012) ve 46. Siyad Ödülleri (2014)’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünün sahibi oldu. 2017 yılında 44.Altın Kelebek Ödülleri’nde ise "Kendi Mucizesini Yaratanlar” ödülünü kazandı. Kıvanç Tatlıtuğ ayrıca pek çok üniversite, eğitim ve kamu kurumları tarafından da “En iyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görülmüştür. Kıvanç Tatlıtuğ son olarak Ocak 2019’da vizyona girecek olan “Organize İşler 2: Sazan Sarmalı” filminde “Saruhan” karakterini canlandırmaktadır. Kıvanç Tatlıtuğ, UNICEF’in tüm dünyadaki en genç “İyi Niyet Elçisi”dir. Kıvanç Tatlıtuğ şimdilerde ise 'Çarpışma' dizisinde Kadir Adalı karakterine hayat veriyor.
Elçin Sangu ZEYNEP TUNÇ (ELÇİN SANGU) Banka müdiresidir. Rakamlarla nasıl başa çıkacağını bilse de hayatla başa çıkabilme yetenekleri sınırlıdır. Zeynep’in içindeki en baskın duygu korkudur. Eve girdiğinde ilk iş olarak kapıyı kilitler, arabaya bindiğinde hemen merkezi kilit düğmesine basar. Bu alışkanlıkların çoğu yetimhaneden gelmektedir. Elindekileri kaybetme korkusu vardır. Kızı haricindeki her şeye, tehlike unsuru olarak yaklaşır. Eşi Galip’le olan evliliği bitme noktasındadır, ancak Zeynep yalnızlıktan korkmaktadır.
Elçin Sangu Kimdir, Kaç Yaşında? Elçin Sangu 13 Ağustos 1985’te İzmir’de doğdu. Mersin Üniversitesi Opera bölümünden mezun oldu. Sahne Tozu Tiyatrosu'nda ki oyunculuk eğitiminin ardından, 2011 yılında "Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisi ile giriş yaptığı oyunculuk kariyeri boyunca, "Aşk Kaç Beden Giyer”, "Bir Aşk Hikayesi", "Kurt Seyit ve Şura", "Sevdam Alabora" dizilerinde yer aldı. Elçin Sangu 2015 - 2016 yıllarında Kiralık Aşk dizisinde canlandırdığı Defne karakteriyle; "Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Medya Oscarları Ödülleri", "Ayaklı Gazete TV Yıldızları Ödülleri", "MGD 22. Altın Objektif Ödülleri" ile birlikte pek çok Üniversiteden, eğitim ve kamu kurumlarından "En iyi Kadın Oyuncu" ödülü ve “43. Pantene Altın Kelebek Ödülleri”nden “En İyi Kadın Komedi Oyuncusu” ödülü almıştır. 2017 yılında “Mutluluk Zamanı” filminin başrolünü paylaşan Elçin Sangu son olarak Blu Tv'de yayınlanan "Yaşamayanlar" projesinde "Mia" karakterini canlandırdı. Elçin Sangu şimdilerde ise 'Çarpışma' dizisinde Zeynep Tunç karakterine hayat veriyor.
Onur Saylak VELİ CEVHER (ONUR SAYLAK) Karanlık dünyanın büyük işler çeviren bir aktörüdür. Kimse izini bulamaz, hiçbir kameraya görüntü vermez, dinlemelere takılma ihtimaline karşın sürekli hat değiştirir. Herkese ve her şeye karşı büyük bir güven sorunu vardır. Acımasız ve merhametsiz biridir. Çarpışmanın kilit noktasındaki isimdir.
Onur Saylak Kimdir, Kaç Yaşında? Onur Saylak, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm’lerinde kısa süre eğitim aldıktan sonra, Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü kazandı ve mezun oldu. Okul dönemi boyunca Ankara Devlet Tiyatroları’nda çeşitli oyunlarda rol alarak, sahneye adım attı.
Pek çok dizi projesinde yer alan Onur Saylak, Yabancı Damat, Kod Adı Kaos, Asi, Nefes, Gönülçelen, Sensiz Olmaz, Ağır Roman, Hayat Ağacı, Hatırlı Gönül ve son olarak Vatanım Sensin dizilerinde, başarılı performanslar sergilemiştir. Onur Saylak, Arzu Tramvayı, Getto ve Üç Kuruşluk Opera tiyatro oyunlarının yanı sıra, Sonbahar, Denizden Gelen, Mavi Dalga, Rüzgarın Hatıraları filmlerinde rol almıştır. Onur Saylak, Şahsiyet dizisinin ve Daha sinema filminin yönetmenlik koltuğunda oturmuş ve Daha filmi ile pek çok ödül kazanmıştır.
Melisa Aslı Pamuk CEMRE GÜR (MELİSA ASLI PAMUK) Adını bilmediği, anlamlandıramadığı bir duygunun yokluğundan muzdariptir. Bu duygu sevgidir. Sevginin sıcaklığını aramaktadır. Sevgilisi Demir’de bulduğunu düşünmüş fakat yanılmıştır. Ona aşık değildir ve bu ilişkiyi sürdürmemesi gerektiğini kendine itiraf edememektedir. Rol yapmaktadır ve bu durum onu fazlasıyla hırpalamaktadır. Sevgi yoksunluğunun nedeni ise annesizliktir. Hayatındaki en büyük boşluk budur. Sürekli bir kaçış halindedir. Amerika’ya gidip yüksek yapmak istemesinin nedeni de budur.
Melisa Aslı Pamuk Kimdir, Kaç Yaşında? 2011 yılında düzenlenen Miss Turkey yarışmasında birinci olmuştur. İyi seviyede İngilizce, Felemenkçe, Almanca ve orta seviyede Fransızca konuşabilen Pamuk, Hollanda’da Amsterdam Üniversitesi’nde Psikoloji eğitimi görmüştür. Pamuk, 2004 yılında onüç yaşında iken, Hollanda’da yayınlanan Dat zit wel snor adlı kısa filmde başrolde Hayal adlı karakteri canlandırmıştır. Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde “Temel Oyunculuk” dersleri almıştır. Türkiye’deki oyunculuk kariyeri ise “Her Sevda Bir Veda, adlı dizi ile başlamıştır. Ardından YerGök Aşk, Kurt Seyit ve Şura ile devam etmiş ve Kara Sevda dizisindeki başarılı performansıyla aranan oyuncular arasındaki yerini almıştır. Melisa Aslı Pamuk şimdilerde ise 'Çarpışma' dizisinde Cemre Gür karakterine hayat veriyor.
Alperen Duymaz KEREM KORKMAZ (ALPEREN DUYMAZ) Babasını bıçakla yaralamaktan 5 yıl yatmıştır. Onu hapisten çıkmaya motive eden yegane şey, dışarıdaki sevgilisi Meral’dir. Evlenmek, çalışmak ve zamanı geldiğinde çoluk çocuğa karışmak gibi bir isteği vardır. 25 yaşında biri için fazla olgun gelen bu hayal onun aile yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Kendine bir aile yaratmak ve özlemini duyduğu bütün duyguları bu ailede yaşamak istemektedir. Bu hayali gerçekleştirmiş Kadir ağabeyi onun hem mahalledeki, hem de tribündeki idolüdür. Hapishanede geçen süreçte Kerem, başta aile olmak üzere her şeye karşı olan inancını yitirmiştir. Bir şey hariç: Meral.
Alperen Duymaz Kimdir, Kaç Yaşında? Alperen Duymaz, yetenekli bir genç oyuncudur. Lise yıllarında müzik ve modellikle ilgilenen oyuncu, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde eğitimini tamamlamıştır. İlk dizisi, Tatlı Küçük Yalancılar ile oyunculuğa adım atmıştır. Acı Aşk ve Bodrum Masalı dizilerinde gösterdiği yeteneği ile Çukur dizisinde önemli bir rol almıştır. Kariyerinde sağlam adımlarla ilerleyen oyuncu, Direniş Karatay filminde de rol aldı. Alperen Duymaz şimdilerde ise 'Çarpışma' dizisinde Kerem Korkmaz karakterine hayat veriyor.
Mustafa Uğurlu SELİM (MUSTAFA UĞURLU) Çok tanınmış biridir. Çevresi bir hayli geniştir. Siyasiler, bürokratlar, iş insanları… Avukat ve eski kulüp başkanı olması onun vitrindeki görünümüdür. Servetinin çoğunu danışmanlık adı altında, büyük isimlerin paralarını aklayarak kazanır. Bu paralar Selim’in elinden çıktığında, sütten çıkmış ak kaşık kadar temiz olur. Bu nedenle yer altında da saygı duyulan ve değer verilen bir adamdır. Bir nevi kara kutudur. Belayı ve şiddeti sevmez. Çok sakin, sabırlı ve soğukkanlı bir adamdır. Sesini çok nadir yükseltir. Cemre onun hayatının merkezidir. Karısını, Cemre çok küçükken kaybetmiştir. Belma ona ikinci baharı yaşatmaktadır.
Mustafa Uğurlu Kimdir, Kaç Yaşında? 1955 yılında doğan Mustafa Uğurlu oyunculuk kariyerine birçok televizyon ve sinema dizisi sığdırmıştır. 1998 yılında Ağır Roman sinema filmindeki performansıyla Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülen Uğurlu aynı zamanda Devlet Tiyatrosu’nda birçok oyunda oyuncu ve yönetmen olarak görev almıştır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 21:10 fragmanlife Bir Deli Ruzgar dizisi konusu ve oyunculari

Bir Deli Ruzgar dizisi konusu ve oyunculari Melike Candan, ağır bedeller ödeyerek en dipten en zirveye tırmanmış, 70’lerde ve 80’lerde assolistlik mertebesine ulaşmış bir yıldızdır. Melike’nin bugünkü yaşamı ise bambaşkadır. Bir gün tuvaletçi olarak çalıştığı barda tıpkı kendisinin ilk günlerindeki gibi gözünü en yükseğe dikmiş Gökçe Yücel ile karşılaşır. O zirvenin nasıl bir yer olduğunu bilen Melike’nin amacı Gökçe’yi uyarmaktır. Ancak zirvenin ihtişamı Gökçe’nin kulaklarını tıkarken hayat Melike’nin karşısına geçmişini çıkarmaya devam edecektir.
Hatice Aslan kimdir? Melike Candan Hatice Aslan Hatice Aslan Melike Candan Eskinin büyük yıldızı, şimdi Etiler mekânlarından birinde tuvaletçilik yapıyor… Tıpkı gençliğindeki gibi, dik başlı, doğru bildiğinden şaşmayan, ama vicdanlı ve dürüst bir kadın. Sadece affedilmeyi istiyor… Gökçe’de kendi gençliğini görüyor… Tam da bu yüzden korkuyor ya Gökçe için…
Hatice Aslan Kimdir?
Hatice Aslan, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan 1983’de mezun oldu. Aynı sene Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. 1986 yılında İzmir Devlet Tiyatrosu’na geçen oyuncu 1992’ye dek buradaki görevini sürdürdü. Çocuk oyunlarından müzikallere uzanan geniş bir yelpazede sürdürdüğü tiyatro kariyerinin devamında Ankara Devlet Tiyatrosu’na geri döndü ve yedi yıl boyunca ekrana gelen Ferhunde Hanımlar’da canlandırdığı Nejla karakteriyle televizyon izleyicisi tarafından da tanındı. 2000’lerin başında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda görev alan oyuncu, Ölümsüzler, Küçük Adam Ne Oldu Sana oyunlarındaki performansıyla da tiyatro severlerden tam not aldı. Aralarında Dot ve Craft Tiyatro’nun da olduğu özel tiyatrolarda da oyunlar sergiledi. Nuri Bilgi Ceylan’ın Üç Maymun filmindeki performansıyla 2009 yılında en iyi kadın oyuncu ödüllerine layık görülen Hatice Aslan, iki yıl sonra Mustafa Nuri’nin çektiği Vücut filmiyle de ulusal ve uluslararası film festivallerinden ödülle döndü. Dizi çalışmalarına hız kesmeden devam eden Aslan’ın oynadığı diziler arasında Adı Zehra, İçimdeki Fırtına, Lale Devri, Düğün Şarkıcısı, En Son Babalar Duyar, Bugünün Saraylısı, Mayıs Kraliçesi ve İçimdeki Fırtına bulunmaktadır.
Hatice Aslan'ın Oynadığı Diziler Bir Deli Rüzgar / Melike / 2018 Adı Zehra / Şule / 2018 içimdeki Fırtına / Perihan / 2017 Ayrılsak Da Beraberiz / 2015 Mayıs Kraliçesi / Asu / 2015 Lale Devri / Zümrüt / 2010 Samanyolu / 2009 Masumlar / 2009 Düğün Şarkıcısı / 2008 Hürrem Sultan / Mahidevran / 2003 Hırçın Menekşe / Pelin / 2003 A.G.A / 2003 En Son Babalar Duyar / Hülya / 2002 Kınalı Kar / Leyla / 2002 Ferhunde Hanımlar / Nejla / 1993 Deli Balta / 1993 Elif'in Rüyaları / 1992
Hatice Aslan'ın Oynadığı Filmler Kot Farkı (Kısa Film) / 2016 Dr. Dilara / 2016 9on / Nermin / 2014 Vücut / Leyla / 2011 Şark Oyunları / 2009 Üç Maymun / Hacer / 2009 Kıskanmak / Feriha / 2009 Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım / 2007
Pınar Deniz kimdir? Gökçe Yücel Pınar Deniz Pınar Deniz Gökçe Yücel Çarpıcı güzelliğiyle çok havalı, hırslı ve hırçın bir genç kız… Gökçe’nin tutkusu ünlü olmak… Bu uğurda dünyayı yakabilir ve hep burnunun dikine gider. Şöhret tutkusu onun belki en güçlü, belki en zayıf yanı… Bu zaafına yenildiğinde kolayca hatalar yapabilir… Onu gören belki kendini beğenmiş der, ama bu onun sadece kabuğu… Gökçe aslında dünya üzerinde yapayalnız hisseden savunmasız, kırılgan küçücük bir kız. Tek amacı şöhret mi dedik? Eksik söyledik. Şöhret, onu hiç tanımadığı, adını bile bilmediği BABASINA kavuşturacak bir köprü sadece… Sevgisini, özlemini, nefretini, çaresizliğini haykırdığı yüzlerce mektup yazmış babasına, biriktiriyor Gökçe…
Pınar Deniz Kimdir ?
10 Kasım 1993 yılında İstanbul’da doğan Pınar Deniz, İstanbul Üniversitesi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümünden mezun oldu. İlk oyunculuk deneyimini 2014 yılında yayınlanan Sil Baştan adlı dizisin de gerçekleştirdi. Sonra sırasıyla; Beyaz Yalan ve Günebakan dizisin de yer aldı. Craft Oyunculuk atölyesinden 1 yıl boyunca Tiyatro eğitimi aldı ve izlenme rekorları kıran Vatanım Sensin adlı dizide Yıldız karakterini canlandırdı. Kardeşim Benim 2 filminde rol aldı. Aynı zaman da TEGV gönüllüsüdür.
Pınar Deniz’in Oynadığı Diziler Vatanım Sensin/2016 Günebakan / 2015 Beyaz Yalan /2015 Sil Baştan /2014
Pınar Deniz’in Oynadığı Filmler Kardeşim Benim 2 /2017
Berk Cankat kimdir? Uğur Berk Cankat Berk Cankat Uğur Red Road adlı gece kulübünün sahibi, 35 yaşlarında, yarı-karanlık bir tip… Az konuşuyor, gizemli… Biraz ürkütücü bir sessizliği ve bazen psikopat bakışları / davranışları var. Ama çok yakışıklı ve karizmatik… Gökçe, sahne hayatına onun kulübünde adım atacak. Niyeti, amacı nedir, kolay çözülemeyen biri Uğur… İyilikle kötülük arasındaki ince çizgide sıkışmaktan, kaybolmaya yüz tutan bir ruh…
Berk Cankat Kimdir? Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun olan Berk Cankat, oyunculuğa 1999 yılında oynadığı “Ay Işığı’nda Şamata” isimli tiyatro oyunuyla başladı. Sana Bir Sır Vereceğim ve Güzel Köylü gibi dizilerle adından bahsettiren Berk Cankat, TV dizileri ve sinema filmlerinde roller almaya devam ediyor.
Berk Cankat'ın Oynadığı Diziler Gülizar / 2018 Yıldızlar Şahidim / 2017 Muhteşem Yüzyıl Kösem / 2015 Güzel Köylü / 2014 Medcezir / 2014
Almila Ada kimdir? Genç Melike Candan Almila Ada Almila Ada Genç Melike Candan Allah vergisi, şiir gibi sesiyle, doğuştan bir yıldız… Tez canlı, biraz fevri… Gözlerinden fışkıran ateşiyle, kurban olmayı reddedecek kadar gözü kara ve dik başlı… Tutkusunun peşinden kararlılıkla giderken her yeri, herkesi tutuşturur da yine dönmez yolundan… Ailesini, özellikle de çok sevdiği babasını kaybetme pahasına Hicran Gazinosuna en alt kademeden adımını attı… Ve gözünü en zirveye dikti Melike… Ne olursa olsun, bu dünyanın çarklarında ezilmemeye yeminli... Aşk mı? Şöyle diyelim: istisnasız bütün erkekler Melike’ye âşık olurlar… Ama ona “sahip” olamazlar...
Almila Ada Kimdir?
1994 yılında İstanbul'da doğan Almila Ada, eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale Bölümü’nde tamamlamıştır. Londra’da yüksek lisans yapmıştır. Yurt dışında bir çok dergi için modellik yapan güzel oyuncu, 2015 yılında Kaderimin Yazıldığı Gün dizisinde ilk oyunculuk deneyimini yaşamış daha sonra Kırgın Çiçekler dizisinde rol almıştır.
Almila Ada’nın Oynadığı Diziler Bir Deli Rüzgar / 2018 Cennetin Gözyaşları / 2017-18 Adı Efsane /2017 Kırgın Çiçekler / 2016 Kaderimin Yazıldığı Gün / 2015
Almila Ada’nın Oynadığı Filmler Avengers; Age Of Ultron / 2015
Kanbolat Görkem Arslan kimdir? Reşat Batur Kanbolat Görkem Arslan Kanbolat Görkem Arslan Reşat Batur Hicran Gazinosunun ikinci patronu. Girift ilişkilere sahip olan ağabeyi Ahmet Batur’un sağ kolu… Sakin, soğukkanlı ama gözü döndüğünde önünde durmak istemeyeceğiniz adamlardan… Gece âleminde namı var… Ağabeyi Ahmet Batur’un gölgesinde kalmaktan bir parça rahatsız olsa da saygısından asla taviz vermez… Karısı ve üç yaşında bir kızı olan Reşat Batur, gece âleminde bulunmasına rağmen her zaman karısına bir koca ve iyi bir baba olagelmiştir… Ta ki Melike’nin gözlerinde kaybolana kadar…
Kanbolat Görkem Arslan Kimdir?
4 Kasım 1980 tarihinde Düzce'de doğan Kanbolat Görkem Arslan, oyunculuk eğitimine 1997 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi TİYATRO ATÖLYESİ’nde başladı ardından Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı TİYATRO BÖLÜMÜ’ne girdi ve 2006 yılında mezun oldu. 1998 yılından bu yana Tiyatro sahnelerinde yer alan oyuncu ABB Tiyatro Atölye’sinde Muhammet Uzuner’in yönettiği “Asiye Nasıl Kurtulur” adlı oyunla profesyonel oyunculuğa adım attı. “Deli Dumrul”, “Antigone”, “Tatyana”, “Köpeklerin İsyan Günü”, “Öküz” oynadığı oyunlardan bazıları. 2009 yılında yönetmen Murat Düzgünoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi “Hayatın Tuzu”nda Harun karakterini oynayarak sinemaya adım attı. Sonra sırasıyla, Emre Yalgın’ın “Teslimiyet (2009)”, Muzaffer Özdemir’in “Yurt (2011)” ve Atıl İnaç’ın “Daire (2013)” adlı filmlerinde oynadı. Televizyon ekranlarındaki kariyerine 2004 yılında “Çemberimde Gül Oya” ile başladı ardından “Hatırla Sevgili”de Mahir Çayan karakteri ile dikkatleri çekti ve bu güne değin bir çok dizide yer aldı. Ekran yolculuğuna “Bir Deli Rüzgar” adlı dizi ile devam ediyor.
Kanbolat Görkem Arslan’ın Oynadığı Diziler Bir Deli Rüzgar / 2018 Servet / 2018 Hayat Bazen Tatlıdır / 2016 Poyraz Karayel / 2014 Tatar Ramazan / 2013 Yer Gök Aşk / 2010 Asi / 2007 Hatırla Sevgili / 2006 Kırık Kanatlar / 2005 Çemberimde Gül Oya / 2004
Kanbolat Görkem Arslan’ın Oynadığı Filmler Daire / 2013 Yurt / 2011 Teslimiyet / 2009 Hayatın Tuzu / 2009
Kanbolat Görkem Arslan’ın Oynadığı Tiyatro Oyunları Öküz / 2017 Köpeklerin İsyan Günü / 2015 Tatyana / 2013 Antigone / 2005 Cehennemde Bir Mevsim / 2002 Deli Dumrul / 2000 Özgürlük Oyunu / 1999 Asiye Nasıl kurtulur / 1998
Pelin Uluksar kimdir? Melis Rengin Pelin Uluksar Pelin Uluksar Melis Rengin Ünlü bir popçu, Uğur’un mekânında çıkıyor. Gökçe ile ilk andan itibaren uğraşacak, Gökçe’yi ezmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacaktır.
Pelin Uluksar Kimdir?
20 Nisan 1994'de İstanbul'da doğan Pelin Uluksar küçük yaşlardan itibaren bale ve resim dersleri ardından İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda şan eğitimi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde tiyatro ve diksiyon eğitimleri aldı. Şu anda Yeditepe Üniversitesi'nde burslu olarak tiyatro eğitimine devam ediyor. Daha önce 2016 yılında başlayan ve iki sezon devam eden No:309 dizisinde 65 bölüm rol almıştır.
Pelin Uluksar'ın Oynadığı Diziler Bir Deli Rüzgar / 2018 No: 309 /2016
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 20:42 fragmanlife Adi Zehra dizisi konusu ve oyunculari

Adi Zehra dizisi konusu ve oyunculari Berlin’de; tutucu bir Türk ailesinin kızı olarak dünyaya gelen 23 yaşındaki Zehra Şimşek’in yaşadıkları ne planlanabilir ne de yeryüzündeki herhangi biri, onun yaşadıklarını hayal edebilirdir! Dizi, Göçmen Türk kızı Zehra’nın Berlin’deki yoksul ve bağnaz ailesinin evinde başlayıp, İstanbullu zengin bir ailenin sırlarla ve korkunç bir suçla gölgelenmiş konağında devam eden inanılmaz öyküsünü anlatır.
Ailesinin namusunu kirlettiği gerekçesiyle bir otobanda ölüme terk edilen ve bir kimliği bile olmayan genç Zehra, ardı ardına gelen olaylar sonucunda yedi yıldır kayıp olan Hande adlı bir kızın yerine geçer. Üstelik kayıp kızın annesi de Almanya’ya, Türk konsolosluğuna davet edilmiş ve Zehra’yı kızı olarak teşhis etmiştir! Kızını bulduğu için sevinç içinde olan anne, Zehra’yı alıp, İstanbul’a götürür.
Zehra, başına daha büyük dertler açılacağını bilmeden İstanbul’a gider. Ama aklında binlerce soru vardır. Bir anne öz kızını nasıl olup da tanıyamamıştır? Sahiden Zehra’yı kızına mı benzetmiştir? Her şeyden önemlisi, gerçek Hande’ye ne olmuştur? Bu aile neyi gizlemektedir?
Bir yandan peşindeki babası ve ağabeyinden kaçan, bir yandan da öz annesini merak eden Zehra, yeni ailesi hakkındaki sırları öğrendikçe, hem kendi hayatı giderek daha da tehlikeye girecek, hem de aşkı yeniden keşfedecektir.
Zeynep Çamcı kimdir? Zehra Şimşek - Hande Kurdoğlu Zeynep Çamcı Zeynep Çamcı Zehra Şimşek - Hande Kurdoğlu Zehra: Zeki ve merhametli bir genç kız olan Zehra, Frankfurt’ta bağnaz bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Lakin kaderin bir oyunu, onu İstanbul’da bir ailenin kaybolan kızı Hande’nin yerine geçmeye zorlamıştır. Uysal bir yapısı olsa da, başkaldırmasını bilir. Annesi onun için her şey demektir, o da annesi için dünyalara bedeldir. Hayata var gücüyle tutunmak ve sevdiklerini korumaktır tek gayesi.
Hande: Şule’nin kızı, Serkan’ın kardeşi. İçine kapanık, duygusal, hassas bir genç kızdır. Küçüklüğünde babası, sonrasında ise abisi tarafından baskı altına alınmıştır. Tüm kırılganlığının yanında ne olursa olsun hayata tutunacak kadar da güçlüdür aslında. Yıllar önce kaybolmuştur ve ailesi senelerce onu aramıştır, bugüne dek.
Zeynep Çamcı Kimdir?
11 Aralık 1986'ta Bodrum'da doğan, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema bölümü mezunu olan Zeynep Çamcı İstanbul Üniversitesi'nde Sinema üzerine yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Meryem filmiyle Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görülmüştür. Seviyor Sevmiyor dizisiyle de Güney Kore'de Asia Pasific Actors Networks ödülü olan APAN Star Awards Ödülleri - APAN Special Award'la ödüllendirilmiştir. Recep İvedik 2'de Barista/Kasiyer, Recep İvedik 3'te Zeynep rolleriyle tanınmıştır. Altın Portakal kazandığı Meryem sinema filminde Meryem, Deliha sinema filminde Havva karakterlerini canlandırmıştır. Başrollerini üstlendiği dizilerinden Leyla İle Mecnun dizisinde "Sedef - Leyla", Emir'in Yolu adlı dizisinde "Can", Beni Böyle Sev dizisinde de "Ayşem", Seviyor Sevmiyor dizisinde "Deniz Aslan" ve Kara Yazı dizisinde Yaren karakterleriyle televizyon izleyicilerinin kalbinde oldukça önemli bir yer edinmiş, en sevilen kadın oyunculardan biri haline gelmiştir. Başrolünü üstlendiği Adı Zehra dizisinde Zehra karakterine hayat vermektedir.
Zeynep Çamcı'nın Oynadığı Diziler Adı Zehra / Zehra-Hande / 2018 Kara Yazı / Yaren / 2017 Seviyor Sevmiyor / Deniz / 2016-2017 Canımın İçi / 2012 Beni Böyle Sev / Ayşem / 2012 Adını Feriha Koydum Emir'in Yolu / 2011 Leyla ile Mecnun / Sedef / 2011 Gece Gündüz / Aslı / 2008
Zeynep Çamcı'nın Oynadığı Filmler Deliha / Meryem / 2014 Meryem / 2013 Recep İvedik 3 / Zeynep / 2010 Güneşin Karanlığı (Kısa Film) / 2009 Recep İvedik 2 / 2008
Alican Yücesoy kimdir? Serkan Kurdoğlu Alican Yücesoy Alican Yücesoy Serkan Kurdoğlu Şule’nin oğlu, Hande’nin ağabeyi. Kurdoğlu Ailesi’nin doğal lideri. İşadamıdır. Sosyopat olarak tanımlanabilir. Otoriteye inancı yoktur. Yaptığı her şeyden şeytani zekası ile sıyrılabileceğini sanıyordur. Egoisttir. Genellikle az, öz konuşur. Herkese karşı duygusuz, sert bir tavrı vardır. Şiddete meyillidir. Ancak serinkanlı bir katil de değildir.
Alican Yücesoy Kimdir?
1982 Yılında İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Bursa'da tamamladı. 2001 yılında girdiği Haliç Üniversitesi Konservatuvar Tiyatro Bölümü'nden 2005 yılında mezun oldu. Eğitim gördüğü yıllarda ve sonrasında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda oyuncu olarak çalıştı. Bakırköy Belediye Tiyatroları dışında özel tiyatrolar ve topluluklarla çalıştı. Rol aldığı "Hayvan Çiftliği" Oyunu ile 20. Sadri Alışık Ödülleri Komedi, Müzikli Oyun ya da Müzikal Dalında 'Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu' ödülüne aday gösterildi. 2017 Yılında Üstün Dökmen Tiyatro Ödülleri tarafından “Yılın Erkek Oyuncusu” seçildi. 2015 yılı itibariyle oyuncu ve Genel Sanat Yönetmeni olarak çalıştığı Bakırköy Belediye Tiyatroları, 2017 Yılında “Gülünç Karanlık” oyunu ile 21. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’in de “Yılın En Başarılı Prodüksiyonu Ödülü’nü ve 22. Sadri Alışık Ödülleri’in de “Seçici Kurul Özel Ödülü” nü aldı.
Alican Yücesoy'un Oynadığı Diziler Adı Zehra / Serkan / 2018 Kördüğüm / Umut / 2016 Serçe Sarayı / Ali Rıza / 2015 Bana Artık Hicran De / Murat / 2014 İntikam / 2013-2014 Şubat / 2012 Suskunlar / Cebrail / 2012 Sen de Gitme / 2011 Adanalı / Timur / 2008-2010 Zoraki Koca / Tarık / 2007 Akümülatörlü Radyo / Murat / 2006 Gurbet Yolcuları / Hüseyin / 2006 Sessiz Gece / Işık / 2005 Pilli Bebek / Ertuğrul / 2003
Alican Yücesoy'un Oynadığı Filmler Sofra Sırları / 2016 Ertuğrul 1890 / 2015 Benimle Var Mısın? / 2014 Eyvah Eyvah 2 / İbrahim / 2011 Prensesin Uykusu / Neşet / 2010 Eyvah Eyvah / 2010 Dinle Neyden / Halil Tabip / 2008 Son Osmanlı Yandım Ali / 2007 2 Eylül / 2004
Hatice Aslan kimdir? Şule Kurdoğlu Hatice Aslan Hatice Aslan Şule Kurdoğlu Hırslı, zeki, güçlü bir kadındır. Serkan ve Hande’nin annesidir. Dışarıdan anaç, sevgi dolu ve uyumlu görünür ancak ikili oynamayı iyi becerir. Duygu sömürüsü yapmakta üstüne yoktur. İnsanların onun ve ailesinin hakkında ne düşündüğüne çok önem verir. Ucu ailesine ve oğluna dokunabilecek her şeye karşı en sert, en acımasız çözümü bulurken vicdanını dinlemez.
Hatice Aslan Kimdir?
Hatice Aslan, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan 1983 yılında mezun oldu. Aynı sene Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. 1986 yılında İzmir Devlet Tiyatrosu’na geçen oyuncu 1992’ye dek buradaki görevini sürdürdü. Çocuk oyunlarından müzikallere uzanan geniş bir yelpazede sürdürdüğü tiyatro kariyerinin devamında, Ankara Devlet Tiyatrosu’na dönüşünün ardından Ankara’da çekilen ve yedi yıl boyunca ekrana gelen Ferhunde Hanımlar’da canlandırdığı Nejla karakteriyle tanındı. 2000’lerin başında İstanbul Devlet Tiyatrosu’na tayini çıkan oyuncu, Ölümsüzler, Küçük Adam Ne Oldu Sana oyunlarındaki performansıyla da tiyatro severlerden tam not aldı. Aralarında Dot ve Craft Tiyatro’nun da olduğu özel tiyatrolarda da sahneye çıktı. Nuri Bilgi Ceylan’ın Üç Maymun filmindeki performansıyla 2009 yılında en iyi kadın oyuncu ödüllerine layık görülen Hatice Aslan, iki yıl sonra Mustafa Nuri’nin çektiği Vücut filmiyle de ulusal ve uluslararası film festivallerinden ödülle döndü. Dizi çalışmalarına hız kesmeden devam eden Aslan’ın oynadığı diziler arasında Hırçın Menekşe, Düğün Şarkıcısı, Lale Devri, En Son Babalar Duyar, Bugünün Saraylısı, Mayıs Kraliçesi ve İçimdeki Fırtına bulunmaktadır.
Hatice Aslan'ın Oynadığı Diziler Adı Zehra / Şule / 2018 içimdeki Fırtına / Perihan / 2017 Ayrılsak Da Beraberiz / 2015 Mayıs Kraliçesi / Asu / 2015 Lale Devri / Zümrüt / 2010 Samanyolu / 2009 Masumlar / 2009 Düğün Şarkıcısı / 2008 Hürrem Sultan / Mahidevran / 2003 Hırçın Menekşe / Pelin / 2003 A.G.A / 2003 En Son Babalar Duyar / Hülya / 2002 Kınalı Kar / Leyla / 2002 Ferhunde Hanımlar / Nejla / 1993 Deli Balta / 1993 Elif'in Rüyaları / 1992
Hatice Aslan'ın Oynadığı Filmler Kot Farkı (Kısa Film) / 2016 Dr. Dilara / 2016 9on / Nermin / 2014 Vücut / Leyla / 2011 Şark Oyunları / 2009 Üç Maymun / Hacer / 2009 Kıskanmak / Feriha / 2009 Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım / 2007
Seda Güven kimdir? Ceren Kurdoğlu Seda Güven Seda Güven Ceren Kurdoğlu Serkan’ın karısı ve Kurdoğlu Ailesi’nin gelini. Mine’nin de analığıdır. Orta halli bir aileden gelir. Kendisini çok zeki zannetse de ortalama bir zekaya sahiptir. Şüpheci ve meraklıdır. Biraz patavatsız ve işgüzardır. Ciddiye alınmak için çaba sarf eder. Aklına koyduğunu, herkesten gizli olarak da olsa yapmaktan, kendince entrika çevirmekten geri kalmaz.
Seda Güven Kimdir?
28 Ağustos 1984 tarihinde Balıkesir, Bandırma’da doğmuştur. Marmara Üniversitesi Tekstil Tasarım bölümünden mezun oldu. Profesyonel çalışma hayatına 2004 yılında Başak Gürsoy “BG Ajans” ile başladı. 2005 yılında ATV’de ekranlara gelen “Ekmek Teknesi” adlı diziyle oyunculuğa başlayan “Seda Güven” çıkışını 2010 Kanal D’de yayınlanan “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizide canlandırdığı “Meltem” rolüyle yapmıştır. 9 Ekim 2012 tarihinde “Merhaba Hayat” adlı dizide Vahide Gördüm, Yetkin Dikinciler, Keremcem ile beraber rol almıştır. 2014'ün Şubat ayında Nermin Bezmen’in romanından uyarlanan “ Kurt Seyit ve Şura” adlı dizi filmde Seda Güven, Farah Zeynep Abdullah’ın ablası rolünde (Valentina Verjenskaya) karakterini canlandırdı. 16 Mayıs 2014 tarihinde vizyona giren “İksir: Dedemin Sırrı” adlı sinema filminde, 2015 senesinde “Git Başımdan” komedi filminde rol alan güzel oyuncu 2016’da ise Yavuz Seçkin’li “Oldu Mu Şimdi?” ve Ata Demirer’li 20 Ocak 2017’de vizyona giren “Olanlar Oldu”da rol aldı. 2017 yılı içerisinde çekimleri tamamlanan ”Kaç Kaça Bilirsen” adlı psikolojik komedi türündeki sinema filminde Önder Açıkbaş, Enis Arıkan, Tuğçe Karabacak ve Cezmi Baskın ile başrolleri paylaştı. 2017 yılı içerisinde yayınlanan “Ateş Böceği” dizisinde Seçkin Özdemir, Nilay Deniz, Durul Bazan, Derya Alabora, Şebnem Dilligil ve Gözde Çığacı ile birlikte rol aldı.
Seda Güven'in Oynadığı Diziler Adı Zehra / Ceren / 2018 Ateşböceği / İlayda / 2017 Aşk Yalanı Sever / 2016 Kurt Seyit ve Şura / Valentina / 2014 Merhaba Hayat / 2012 Fatmagül'ün Suçu Ne? / Meltem / 2010-2012 Hepimiz Birimiz İçin / Zeynep / 2008 Elveda Derken / Eda / 2007 Ateşli Topraklar / Alev / 2005 Ekmek Teknesi / Şale / 2002
Seda Güven'in Oynadığı Filmler Kaç Kaçabilirsen / 2017 Oldu Mu Şimdi? / Lara / 2016 Olanlar Oldu / Mehtap / 2016 Git Başımdan / Reyhan / 2015
Hakkı Ergök kimdir? Nadir Yaman Hakkı Ergök Hakkı Ergök Nadir Yaman Genco’ nun babası, büyük bir iş adamı. Otoriter, lider ruhlu, soğukkanlı, mesafeli bir adamdır. Özellikle iş hayatında sert ve acımasızdır. Başarıya ve güce tutkundur. Aptallığa ve hataya tahammülü yoktur. Tüm bu görünüşünün altında herkesten gizlediği, ahlaksız ve karanlık bir tarafı vardır.
Hakkı Ergök Kimdir?
Hakkı Ergök 18 Ağustos 1960 Kastamonu doğumludur. Ankara Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi Çankaya Lisesinde ilk eğitimlerini tamamladıktan sonra Ankara iktisadi ticari ilimler Akademisi Bankacılık ve Sigortacılık Yüksek Okulu'nda okumuştur. 1981 yılında Ankara Devlet Konservatuarı'nı kazanarak öğrenciliği boyunca Ziraat Bankası ve Halk Bankası çocuk gençlik tiyatrolarında çalışmıştır staj hizmetini ise İzmirDevlet Tiyatrolarında yapan Ergök; 5 yıl sonra Ankara Devlet Tiyatrosu'na tayin olmuştur.1997 yılında İstanbul'a gelen ve halen İstanbul'da ikamet eden Hakkı Ergök Devlet Tiyatrosu sanatçısıdır. 36 projede yer alan ve bunların otuzunda başrol oynayan Ertuğrul Ergök Sanat Kurumu Rotary Club ve Halk jürisinden en iyi erkek oyuncu ödüllerini almıştır. Yine Devlet Tiyatrosu'nda 2 oyun sahneye koymuştur. 1986 yılında İspanya ve İsviçre'de bulunmuştur. Çeşitli tiyatro okullarında beden dili ve eğitim çalışmalarına katılan Ergök Ege Üniversitesi'nde tiyatro dersleri de vermiştir. Konservatuar dönemlerinde dublaj sanatçılığı da yapan Ergök; birçok önemli filmde ve dizide karakter seslendirmiştir. TRT kanallarında özel muhtelif dizilerde oynayan ve yarışma programı sunan Ergök; ayrıca bir reklam filminde oynamıştır. Ayrıca birçok şiirde yazan Hakkı Ergök Devlet Tiyatroları için yapılanma ve özerklik konusunda çeşitli araştırmalarda da bulunmuştur.
Hakkı Ergök'ün Oynadığı Diziler Adı: Zehra / Nadir Yaman / 2018 Bu Sayılmaz / Cenap / 2017 Yüksek Sosyete / Metin / 2016 Günebakan / 2015 Diğer Yarım / Sedat / 2014 Benim Hala Umudum Var / 2013 Bulutların Ötesi / Cüneyt / 2012 Mazi Kalbimde Yaradır / 2011 Samanyolu / Ali / 2010 Küçük Sırlar / Emre / 2010 Annem / Uğur / 2007 Mahşer / 2007 Geniş Zamanlar / Erol / 2006 Şöhret / Cihan / 2005 Haziran Gecesi / Semih / 2004 Cennet Mahallesi / 2004 Kurtlar Vadisi / Savcı / 2003 Üzgünüm Leyla / 2002 Akşam Güneşi / 2001 Tatlı Hayat / 2001 Kuzgun / 2000 Ayşecik / 1998 Eltiler / İlhan / 1997 Kara Melek / Ayhan / 1996-1999 Yalnız Efe / 1987 Kuruntu Ailesi / 1983
Hakkı Ergök'ün Oynadığı Filmler Bir Nefes Yeter / 2017 Her Şey Aşktan / 2016 Terkedilmiş / 2015 Yaralı Kurt / 2000 Artık Sevmeyeceğim (TV Filmi) / 2000 Babamın Günahı (TV Filmi) / 1998
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:16 fragmanlife Erkenci Kus Dizisi Konusu ve oyunculari

Erkenci Kuş Konusu; Sanem sabahları birkaç saat babasının bakkalında çalıştıktan sonra bütün gününü hayal kurarak ve kitabı üzerinde çalışarak geçirmektedir ve hayatından son derece mutludur. Ta ki anne babası kendisine doğru düzgün bir iş bulmazsa evlenmek zorunda olduğunu söyleyene kadar! Sanem bunun üzerine mecburen ablasının iş yerinde çalışmaya başlar. Hayallerini süsleyen büyük aşkının kendisini orada beklediğinden habersizdir henüz, üstelik bilmeden Cana ve şirkete kurulan bir tuzağın parçası olur… Yalanlar üzerine kurulan bir aşk olabilir mi? Ya Sanem? Nefret ettiği Cana kalbini kaptırabilir mi?
Erkenci Kuş Oyuncuları;
Sanem Aydın (Demet Özdemir) Can Divit (Can Yaman) Leyla Aydın (Öznur Serçeler) Mevkibe Aydın (Özlem Tokaslan) Nihat Aydın (Berat Yenilmez) Emre Divit (Birand Tunca) Aylin Yüksel (Sevcan Yaşar) Ayhan Işık (Ceren Taşçı) Muzaffer Kaya (Zebercet) (Cihan Ercan) Deren Keskin (Tuğçe Kumral) Cengiz Özdemir (Ceycey) (Anıl Çelik) Güliz Yıldırım (Sibel Şişman) Osman Işık (Ali Yağcı)
Yapım: Gold Film Yapımcı: Farut Turgut Yönetmen: Çağrı Bayrak Senarist: Aslı Zengin – Banu Zengin Tak
Erkenci Kuş Konusu; Sanem sabahları birkaç saat babasının bakkalında çalıştıktan sonra bütün gününü hayal kurarak ve kitabı üzerinde çalışarak geçirmektedir ve hayatından son derece mutludur. Ta ki anne babası kendisine doğru düzgün bir iş bulmazsa evlenmek zorunda olduğunu söyleyene kadar! Sanem bunun üzerine mecburen ablasının iş yerinde çalışmaya başlar. Hayallerini süsleyen büyük aşkının kendisini orada beklediğinden habersizdir henüz, üstelik bilmeden Cana ve şirkete kurulan bir tuzağın parçası olur… Yalanlar üzerine kurulan bir aşk olabilir mi? Ya Sanem? Nefret ettiği Cana kalbini kaptırabilir mi?
Erkenci Kuş Oyuncuları;
Sanem Aydın (Demet Özdemir) Can Divit (Can Yaman) Leyla Aydın (Öznur Serçeler) Mevkibe Aydın (Özlem Tokaslan) Nihat Aydın (Berat Yenilmez) Emre Divit (Birand Tunca) Aylin Yüksel (Sevcan Yaşar) Ayhan Işık (Ceren Taşçı) Muzaffer Kaya (Zebercet) (Cihan Ercan) Deren Keskin (Tuğçe Kumral) Cengiz Özdemir (Ceycey) (Anıl Çelik) Güliz Yıldırım (Sibel Şişman) Osman Işık (Ali Yağcı)
Yapım: Gold Film Yapımcı: Farut Turgut Yönetmen: Çağrı Bayrak Senarist: Aslı Zengin – Banu Zengin Tak
an, gözaltına alınıyor!
Can, Fabbri’nin şikayeti üzerine gözaltına alınır. Sanem, Can’ın düştüğü bu durumdan kendini sorumlu tutar ve onu kurtarmak için Fabbri’ye kokusunu verir. İstediğini alan Fabbri, şikayetini geri çeker ve hisselerini de Aylin’e devreder. Bu arada mahalleyi ziyarete gelen gizemli bir kadın ortalığı birbirine katar. Sanem mahallede tartıştığı bu kadınla Can’ın evinde tekrar karşılaşacaktır. Acaba bu kadın kimdir?
Can, Sanem’e olan aşkını bir kez daha ispatlıyor
Can Sanem’e olan aşkını bir kez daha ispatlar, evleniriz diyerek Sanem’in kafasındaki bütün soru işaretlerini giderir. Sanem de mutlu olur ve bunu annesiyle paylaşır. Bu arada ilişkilerini başından beri saklamak istemeyen Can, ajanstakilere Sanem’le sevgili olduklarını söyler. Herkes bu habere çok şaşırır, özellikle Deren hayatının şokunu yaşar. Bu arada Can, büyük bir kozmetik firmasının işini almak üzeredir fakat bunun önündeki tek engel Fabbri’nin şirkete hissedar olmasıdır. Can ve Fabbri bir kez daha karşı karşıya gelecek ve kozlarını paylaşacaktır.
Aylin’in hain planı Sanem ve Can’ın aralarını bozacak mı?
Aylin, Sanem ve Can’ın yakın oldukları fotoğrafları basına sızdırır. Ertesi gün çıkan aşk haberleriyle bütün ajans çalkalanmaktadır. Sanem bunu öğrenince panikler, ailesinden bu haberi gizlemeye çalışsa da Mevkıbe ve Nihat çoktan haberi duymuştur. Bunun üzerine Sanem ilişkisi daha fazla yıpranmasın diye ajanstan ayrılmaya karar verir. Fakat Can buna asla izin vermez ve Sanem’in ondan beklemediği bir ciddiyetle ilişkisine sahip çıkar. Aylin’in Sanem ve Can’ın aralarını bozmak için hazırladığı bu plan, onların ilişkilerine nasıl etki edecektir?
Sanem ve Can ilişkisi ortaya çıkacak mı? Can’la tekrar sevgili olan Sanem ilişkilerini, ailesine söyleyene kadar gizli yaşamak ister. Ama bu hiç de kolay olmayacaktır. Bir yandan mahallede, bir yandan ajansta çıkan dedikodular onları zor durumda bırakır ve Sanem ailesine yalan söylemek zorunda kalır. Bu yalanı fırsat bilen Aylin harekete geçer ve hain planlarına başlar.
Sanem bu sefer amacına ulaşabilecek mi?
Bir dergi röportajı için spor salonunda bir araya gelecek olan Ceyda ve Can’ı baş başa bırakmamaya kararlı olan Sanem, Ayhan’la birlikte salonda geçici olarak çalışmaya başlar. Öte yandan Emre’nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmaya kararlı olan Sanem ve Ceycey Emre’yi izlemeye başlarlar... Aylin’le buluşacağını duyunca hemen takibe alırlar. Sanem bu sefer amacına ulaşabilecek midir? Bu arada lansman için tüm hazırlıklar tamamdır. Başarılı geçecek olan geceyi bozmak için Aylin yine iş başındadır. Ama bu sefer sonuç hiç de istediği gibi olmaz.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:01 fragmanlife Bir Zamanlar cukurova dizi Konusu ve oyunculari

Bir Zamanlar Çukurova Dizi Konusu;
1970 li yıllarda, İstanbulda evlenmeye hazırlanan iki gencin başına hiç hesaba katmadıkları bir olay gelir. Kader bu çifti, Adanada Çukurovanın uçsuz bucaksız coğrafyasına bırakıverir. Her şeye rağmen aşklarını yaşamaya kararlı bu çiftin kaderi, çiftliklerinde çalıştıkları Yaman ailesiyle tanıştıktan sonra sonsuza kadar değişir.
Bir Zamanlar Çukurova Dizisi Oyuncuları ve Künye;
Oyuncular: Vahide Perçin (Hünkar Yaman), Uğur Güneş (Yılmaz), Murat Ünalmış (Demir Yaman), Hilal Altınbilek (Züleyha), Bülent Polat (Gaffur), Turgay Aydın (Sabahattin), Selin Yeninci (Saniye), Sibel Taşçıoğlu (Şermin), Selin Genç (Gülten), Polen Emre (Fadik), Mustafa Açılan (Veli) ve Serpil Tamur (Haminne) ve Kerem Alışık (Fekeli)
Bir Zamanlar Çukurova yeni bölüm fragmanı izle, Bir Zamanlar Çukurova fragmanı, Bir Zamanlar Çukurova dizisi, Bir Zamanlar Çukurova Atv, Bir Zamanlar Çukurova Son Bölüm Fragmanı Seyret
Vahide Perçin Hünkar Yaman Çukurova'nın en büyük beylerinden biri olan Demir Yaman'ın annesi. Adı gibi hükümran, adı gibi kararlı, dirayetli bir kadın. Oğlu Demir'in sahip olduğu toprakların hanım ağası, ırgatların büyükhanımı. Hünkar Yaman için Demir'den ve Demir'in itibarından daha değerli hiçbir şey yok. Tek dileği soylarının sürmesi ve oğlunun sahip olduğu bu toprakların ileride emin ellere geçmesi. Ama bir gün oğlunun itibarının sarsılmak üzere olduğunu anlar ve çok tehlikeli bir oyun kurar.
Uğur Güneş Yılmaz Akkaya İstanbul'un yakışıklı, mütevazı ve iyi yürekli çocuğu, çalışkan bir aşık. Parada pulda şanda şerefte gözü yok. Hayatta en büyük dileği canından çok sevdiği Züleyha'sıyla evlenip mutlu bir yuva kurmak. Ama bir gün hayattan yediği bir darbe ile geleceği de hayalleri de tümüyle değişir. Sevdiği için elini kana bulayan Yılmaz'ın içine düştüğü kaçak hayatı onu hiç beklemediği yollara sürükler. Aşkı için her şeyi göze alan Yılmaz kaderine hükmedebilecek mi?
Murat Ünalmış Demir Yaman Büyük bir servetin sahibi. Çukurova'nın en büyüğü, bu bereketli toprakların tek hükümdarı olmayı hedefleyen, bunun için her şeyi yapabilecek kadar hırslı, gözü kara bir adam. Ama babasından kalan bu uçsuz bucaksız toprakları günü gelince miras bırakacağı bir evladı yok. Demir, Züleyha'ya görür görmez aşık olur. Aşk Çukurova'nın bu yakışıklı ve hırslı beyini değiştirebilecek mi? Demir Yaman aşkı ve toprakları için gözünü ne kadar karartacak?
Hilal Altınbilek Züleyha Talihin olanca güzelliği verip birazcık şansı ve kısmeti esirgediği, mütevazı, iyi niyetli ama gerektiğinde kararlı, inatçı olabilen, zeki bir genç kız. Parada pulda gözü olmayan Züleyha'nın en büyük hayali Yılmaz'la evlenip yuva kurmak ve mutlu olmak. Ama bir gün üvey abisi Züleyha'nın hayatını mahvedecek bir adım atar. Bu adımla darmadağın olan Züleyha'nın tek çaresi Yılmaz'la birlikte Adana'ya kaçmaktır. Ama kader Züleyha'yı sınamaktan vazgeçmeyecek, onu ölümden daha zor kararlar vermek zorunda bırakacaktır.
Züleyha İstanbul'a mı kaçıyor?
Çukurova'da kartlar yeniden karılıyor! Yılmaz'ın kendi elleriyle kurduğu Sanayi Odası'nın Başkanı kim olacak? Kuşaklardır Adanalı olan Demir Yaman mı yoksa İstanbul'dan gelen Yılmaz mı? Züleyha yeni arabasıyla İstanbul'a mı kaçıyor? Demir kendi elleriyle kendi kuyusunu mu kazıyor? Züleyha'ya aldığı, konağın dilinden düşmeyen araba, Züleyha'nın kaçış planının bir parçası mı olacak? Sırlar bir bir ortaya çıkıyor, yer yerinden oynuyor. Kendi kafasına göre iş yapan Gaffur, bunun bedelini nasıl ödeyecek? Uhuletle ve suhuletle, Yamanların Demir'ini bitirme operasyonlarına devam eden Fekeli ve Yılmaz'ın sıradaki planları ne? Yeni karşılaşmalar, yine Çukurova'da olayların fitilini ateşleyecek.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.03 15:58 fragmanlife Diriliş Ertuğrul Dizisi Konusu ve Oyuncuları

Diriliş: Ertuğrul dizisi, 2014 yılında seyirciyle buluşan bir dizidir. Yayınlandığı ilk günden bu yana büyük bir ilgiyle takip edilen dizinin yapımcılığını Tekden Film yapıyor. Trt1 ekranlarından yayınlanan ve her hafta reyting sıralamasında liderliğe oturan dizinin senaristi Mehmet Bozdağ. Diriliş: Ertuğrul dizisinin yönetmen koltuğunda Metin Günay oturuyor. Trt1’in başarılı yapımlarından olan Diriliş: Ertuğrul’da pek çok farklı mekan ve kıyafet ile başarılı bir yapım ekibi göze çarpıyor. Bu ekip her haftaya özel olarak hazırlanarak milyonları ekrana kilitliyor. Diriliş: Ertuğrul dizisi, oyuncu kadrosuyla da büyük bir ilgi topladı. İlk sezonundan bu yana sürekli olarak usta isimlerin ve beğenilen yüzlerin yer aldığı dizinin başrolünde başarılı oyuncu Engin Altan Düzyatan bulunuyor. Engin Altan Düzyatan, başrolü Kaan Taşaner, Esra Bilgiç, Hülya Darcan ve Didem Balçın’la paylaşıyor. Dizinin merakla beklenen ilk bölümü 10 Aralık 2014’te yayınlandı. İlk bölümüyle o hafta reyting sıralamasında 1. olan dizi, 2015 yılında “en iyi dizi” ödülüne layık görüldü. 2016 yılında ise “en iyi dizi” dalında ‘Altın Kelebek’ aldı.
Diriliş: Ertuğrul Dizisi Konusu:
Dizinin konusunu sezon sezon ayırabileceğimiz gibi, genel bir başlık altında da toplayabiliriz. Dizinin ana hikayesi, bir rüya ile başlayan ve rüya gibi bir 6 asır boyunca dünyaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu konu alıyor. Devlete ismini vermiş olan Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’nin hikayesinin konu edinildiği dizide, Kayı Boyu’nun mücadeleleri ve hangi süreçlerden geçerek devletleştiği anlatılıyor. Kayı Boyu’nun bu süreçte yaşadığı zorlukları bileğinin ve imanının gücüyle nasıl aştığının anlatıldığı dizide, zengin karakter havuzu sayesinde hemen hemen döneme dair er ipucuna değiniliyor.
Dizinin ilk sezonunda Kayı Boyu’nun alplerinin Tapınak Şövalyeleri’ne ve diğer bazı bölgesel güçlere karşı verdiği mücadeleler anlatılmakta. Bir yandan yerleşilecek yurt bulma arayışı da bulunuyor. İkinci sezonda ise hikaye Moğollar ekseninde şekilleniyor. Meşhur Moğol istilalarının Anadolu’da bıraktığı izlere değiniliyor. Dizinin üçüncü sezonunda ise Kayı Boyu artık kuruluş temellerinin atıldığı Söğüt bölgesine yerleşmiş bulunuyor. Ertuğrul Bey’in önderliğinde, Candaroğulları ve Bizans’a karşı mücadeleye girişen boy, tüm mücadelelerden daha da güçlenerek ve büyüyerek çıkıyor.
Diriliş: Ertuğrul Dizisi Karakterleri – Oyuncuları:
Ertuğrul Gazi – Engin Altan Düzyatan:
Ertuğrul Gazi, ilk sezonda yer alan Kayı Beyi Süleyman Şah’ın ikinci evladıdır. Ertuğrul Gazi kendine has karakteristik özellikleri ile öne çıkar. Çocukluğundan beri korkusuz bir yiğit olarak yetişen Ertuğrul, cenge atılmaktan ve mücadeleden asla çekinmemektedir. Müthiş savaşma kabiliyeti, zekası ve cesaretinin yanı sıra oldukça duygusal ve merhametli bir yapısı da bulunmaktadır. Dizi boyunca bir hayalin peşinden gidecek olan Ertuğrul Gazi karakteri, izleyenlerin büyük beğenisi toplamıştır.
Gündoğdu Bey – Kaan Taşaner:
Gündoğdu, Süleyman Şah’ın bir diğer erkek evladıdır. Ertuğrul Bey ile zaman zaman anlaşmazlığa düşseler de kardeşliğin ve bir Beyoğlu olmanın gerekliliklerini her zaman yerine getirir. Karısı tarafından sık sık Ertuğrul’a karşı şişirilse de gerektiğinde sakin kalmayı ve mantıklı düşünmeyi iyi bilir. Ancak içten içe babasının kendisine olan güvenini kaybetmesinden de korkmaktadır. Büyük evlat olmanın sorumluluklarını taşımak zorundadır.
Halime Hatun – Esra Bilgiç:
Halime Hatun, hanedan soyundandır. Babası, kaçak bir Selçuklu şehzadesidir. Güzelliği ile herkesi etkileyen, temiz kalpli ancak cesur Halime Hatun, sarayda yetişmesi dolayısıyla pek çok sorunun üstesinden kolaylıkla gelebilmektedir. Zekası ve fedakarlığı ile nam salan Halime Hatun, Ertuğrul Bey ile birliktedir ve her daim onun en büyük destekçisidir.
Selcan Hatun – Didem Balçın:
Selcan Hatun, Gündoğdu Bey’in karısıdır. Babası ile aralarındaki husumetten dolayı Süleyman Şah’a karşı büyük bir kin duymaktadır. Onun bir an önce ölmesini ve obanın başına kocası Gündoğdu’nun geçmesini istemektedir. Sürekli olarak türlü oyunlar ile hem kendi başına hem de obanın başına belalar açmaktadır.
Süleyman Şah – Serdar Gökhan:
Kayı Boyu’nun akıllı, sabırlı, vefakar, anlayışlı ve tecrübeli beyi Süleyman Şah, verdiği kararlar ile boyu her daim başarılı bir şekilde idare etmiştir. Oğulları arasındaki tatlı sert rekabetin farkında olan Süleyman Şah, eşi Hayme Ana’dan aldığı destek ile her daim babacan bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hayme Ana – Hülya Darcan:
Hayme Ana, Kayı Boyu’nda herkesin büyük saygı duyduğu bir kadındır. Devlet gibi kadın deyiminin tam karşılığı olan Hayme Ana, kritik kararlar sırasında önemli bir rol oynamaktadır. Sabırlı, sevecen, merhametli ve her daim iyimser, umut dolu bir kadın olan Hayme Ana, kimin sorunu varsa koştuğu kişidir. Zaman zaman obayı idare edecek kadar önemli ve zeki biridir.
Turgut Alp – Cengiz Coşkun:
Turgut Alp, yürüdüğü yolda Ertuğrul’un en önemli yardımcılarındandır. Ketum kişiliği ile dikkat çeken Turgut, savaştan kaçmayan cesur bir karakterdir. Diğer Alplerden en büyük farkı, savaşlar sırasında balta kullanmasıdır. Ertuğrul Bey’e ve tüm obaya olan sadakati ve üstün yetenekleri ile nam salan Turgut, diğer bir yandan bir aşk, sevda adamıdır ve sevdiği kıza kavuşmayı beklemektedir.
Doğan Bey – Cavit Çetin Güner:
Alpler arasında çözüm odaklılığı ile bilinen en belirgin isimdir Doğan Bey. Tam bir görev adamıdır. Çok iyi bir dövüşçü olmasının yanı sıra iyi iz sürer, oldukça zekidir. Bamsı ile birlikte mizah dolu sahneleri de mevcuttur.
Bamsı Beyrek – Nurettin Sönmez:
Ertuğrul’un en güvendiği alplerden olan Bamsı, son derece iyi bir dövüşçüdür. Gözü kara bir şekilde atıldığı tüm mücadelelerden başarı ile çıkan Bamsı, aslında oldukça yufka yüreklidir. Saflığı ile ön plana çıkan Bamsı, çift kılıç kullanması ile de meşhurdur.
Gökçe Hatun – Burcu Kıratlı:
İlk sezondan itibaren karşımıza çıkan Gökçe Hatun, Ertuğrul Gazi’ye aşıktır ve onunla evlenmeyi beklemektedir. Ancak Halime Hatun’un beklenmedik bir şekilde obaya gelmesi ile onun da hikayesi tamamen değişir.
Korkut Bey – Hüseyin Özay:
Hayme Ana’nın erkek kardeşi olan Korkut Bey, görmüş geçirmiş tecrübeli bir Türkmen beyidir. Sabırlı ve çok düşünen yapısıyla dikkat çeken Korkut Bey, yaşının verdiği olgunluk ile hareket etmektedir.
Tuğtekin – Uğur Güneş:
Tuğtekin, Doğdurga Obası’nın beyi Korkut’un oğludur. Yani Hayme Ana’nın yeğeni, Ertuğrul Gazi ve Gündoğdu Bey’in ise dayı oğludur.
Candar Bey – Erden Alkan:
Candar Bey, Çavdaroğlu Obası’nın beyidir. Dönemin siyasi ve askeri tecrübesidir. Obasını ve ailesini mutlak bir hakimiyet ile yöneten Candar Bey’in en ufak bir başarısızlığa dahi katiyen tahammülü yoktur.
Ural Bey – Kürşat Alnıaçık:
Candar Bey’in en büyük oğlu olan Ural Bey, dizideki önemli savaşçılardandır. Bozkır kültürünü özümsemiş olan Ural Bey, Çavdar Obası’nın baş alpidir. Savaşlardaki cesareti ile nam salmıştır.
Çolpan – Gülçin Santırcıoğlu:
Çolpan, Ural Bey’in karısıdır. Aynı zamanda Karacahisar Kalesi’nin eski tekfurunun da kızıdır. Ural Bey’e olan derin sevgisi ile bilinen Çolpan, onun gittiği yolda her türlü desteği ona verir ve her daim arkasındadır.
Batuhan – Osman Albayrak:
Ural Bey’in en güvendiği yardımcısı olan Batuhan, acımasız ve korkusuz bir karakterdir. Ural Bey’e ölümüne bağlı ve sadık bir yardımcıdır.
Aliyar – Cem Uçan:
Candar Bey’in küçük oğlu olan Aliyar, abisinin aksinde daha çok ilimle ilgilidir. Dönemin mevcut bütün ilimlerine hakimdir. Aliyar, bu bilge kişiliği ile herkes tarafından saygı gösterilen bir kişidir.
Aslıhan – Gülsim Ali İlhan:
Candar Bey’in tek kızı olan Aslıhan, iki abisinden sonra en küçük çocuktur. Oldukça kibar ve niaf bir kişiliğe sahip olan Aslıhan, bu özelliklerinin yanı sıra çok da iyi bir savaşçıdır. Bu açıdan oldukça ilginç biridir.
Artuk Bey – Ayberk Pekcan:
Kayı Obası’nın fazilet sahibi, ahlaklı kişiliklerinden biri olan Artuk Bey, tıptaki bilgeliği ile tanınmaktadır. Tıp alanındaki ustalığı sayesinde obadaki hemen herkes ona büyük saygı göstermekte ve sık sık akıl danışmaktadır. Artuk Bey, obasına her daim sadık ve cesur biri olarak hizmet etmektedir.
Banu Çiçek – Ezgi Esma Kürklü:
Halime Hatun’un Dodurga Obası’ndaki yakın dostu olan Banu Çiçek, deli dolu bir kişiliğe sahiptir. Oldukça iyi bir savaşçı olan Banu Çiçek, Kayı Obası alplerinden Doğan ile evlenmiş ve Kayı Obası’na gelin gitmiştir.
Muhyiddin İbn Arabi – Osman Soykut:
Dizinin ilk sezonundaki sahneleri ile tüm izleyenlere manevi bir huzur dolduran İbn Arabi, kuruluş dönemindeki sancılar sırasında Ertuğrul Bey ve arkadaşlarına yardım etmiştir. Onları manevi kudreti ile destekleyen İbn Arabi, dizinin sevilen ve sahneleri beklenen bir karakteri olmuştur. Uhreviyatından kırıntılar ile Ertuğrul ve arkadaşlarına yol gösteren İbn Arabi, onları gerçek manada diriltmiş ve kendine getirmiştir. Bu açıdan, dirilişin mimarlarından biri olmuştur.
Afşin Bey – Turgut Tunçalp:
Pehlivanlığı ve savaşlardaki cesareti ile ün yapmış olan Afşin Bey, Ertuğrul ve arkadaşlarına önemli yardımlarda bulunmuştur. Tapınakçılara karşı verilen mücadelede gözünü sakınmadan öne atılan Afşin Bey, Selçuklu hanedanına duyduğu derin saygı ve sadakat ile de dikkat çekmektedir.
Kurdoğlu – Hakan Vanlı:
Kurdoğlu, Süleyman Şah ile birlikte obanın yönetiminde söz sahibi kişilerden biridir. Ancak zamanla Süleyman Şah’ın arkasından iş çevirmeye ve obanın başına geçmeye çalışır. Bu yolda tapınakçılarla bile iş birliği yapan Kurdoğlu, ihanetinin karşılığı olarak Kayı Obası’na Bey olmak istemektedir. Ancak Ertuğrul ve arkadaşları onun oyunlarını sürekli alt üst etmektedir.
Deli Demir – Mehmet Çevik:
Deli Demir, Kayı Obası’nda herkesin saygı duyduğu bir demircidir. Keskin kılıçlar yapması ve açık sözlülüğü ile tanına Deli Demir, oldukça cesur bir kişiliktir. Obasının geleceği için gözünü kırpmadan öne atılan Deli Demir, Süleyman Şah’a olan sadakatini asla terk etmemektedir.
Aykız – Hande Subaşı:
Aykız, iyi derecede ok kullanmakta ve yine iyi derecede at binmektedir. Demirci ustası Deli Demir’in kızı olan Aykız, Turgut Alp ile kavuşacağı günü beklemektedir. Turgut Alp ile Aykız’ın aşk hikayeleri, izleyenlere duygusal anlar yaşatmaktadır.
Titus – Serdar Deniz:
Titus, Tapınak Şövalyeleri’nin o dönemde çevirdiği tüm oyunları gözler önüne seren bir karakterdir. Dizi boyunca tek amacı Ertuğrul’un ve İslam aleminin yükselişini engellemek olan Titus, bu uğurda Halep Sarayı’na adamlar yerleştirmekten daha pek çok farklı şeye kadar türlü oyunlar hazırlar. Asıl hedefi ise Müslümanların Kudüs’e hakim olmasının önünü kapatmaktır. Bu nedenle sürekli olarak Müslümanları birbirine düşürür.
Diriliş: Ertuğrul Dizisi Detayları: Kanal: TRT 1 Yönetmen: Metin Günay Senarist: Mehmet Bozdağ, Atiila Engin Oyuncular: Engin Altan Düzyatan, Esra Bilgiç, Kaan Taşaner, Hülya Darcan, Kürşat Alnıaçık, Cem Uçan, Uğur Güneş, Serdar Gökhan, Didem Balçın, Cengiz Coşkun, Cavit Çetin Güner, Nurettin Sönmez, Barış Bağcı, Hüseyin Özay, Burcu Kıratlı. Tür: Aksiyon, Tarih Süre: 120 dakika
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


Bir Daha - Ufo361 & Ezhel - YouTube Sura İskəndərli - Bir Daha Yak - (Official Video) - YouTube Ayla Celik - Daha Bi' Aşık - YouTube Yıldız Tilbe - Aşk Bir Kahkaha - YouTube Daha Çekici Kadın Olmanın Yolları - YouTube Funda Arar - Unutur mu Bir Kadın - YouTube KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA YAVAŞ AŞIK OLUR (Kadınların Aşık Olma Süreci) AĞLATAN MUHTEŞEM İBRETLİK BİR AŞK HİKAYESİ SONUNA KADAR ...

İzmir'de bir kadın cinayeti daha! - egepostasi.com

  1. Bir Daha - Ufo361 & Ezhel - YouTube
  2. Sura İskəndərli - Bir Daha Yak - (Official Video) - YouTube
  3. Ayla Celik - Daha Bi' Aşık - YouTube
  4. Yıldız Tilbe - Aşk Bir Kahkaha - YouTube
  5. Daha Çekici Kadın Olmanın Yolları - YouTube
  6. Funda Arar - Unutur mu Bir Kadın - YouTube
  7. KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA YAVAŞ AŞIK OLUR (Kadınların Aşık Olma Süreci)
  8. AĞLATAN MUHTEŞEM İBRETLİK BİR AŞK HİKAYESİ SONUNA KADAR ...

Geçmişten günümüze kadar gelen kadın - erkek ilişkileri hakkında aradığınız her şeyi kanalımda bulabilirsiniz.İnsanlarla daha sağlıklı ilişkiler kurmak,daha pozitif bir ... Yıldız Tilbe - Aşk Bir Kahkaha Music video by Ayla Çelik performing Daha Bi' Aşık. (C) 2019 Sony Music Entertainment Türkiye Tic. A.Ş. Söz: Ayla Çelik (Editör: FLOOM Music) Müzik: Ayla Çel... Daha çekici bir kadın olmanın 5 kolay yolu bu videoda! Daha çekici olmak için neler yapılır? Kadınların hayatı bu videodan sonra çok daha farklı olacak :) Ne... Sura İskəndərli - Bir Daha Yak Official Video Spotify : http://wedia.link/BirDahaYakSpotify Apple : https://apple.co/3atWLK1 Fizy : http://wedia.link/BirDaha... Lyrics: Bir daha dönemem geriye bir daha Aksini edebilirsin iddia Başa saralım Hadi her şeyi en baştan yaşayalım Vurur ziganam Seni geçeriz zaman gibi Yazık ... Funda Arar'ın, DMC etiketiyle yayınlanan 'Aşk Hikayesi' albümünde yer alan 'Unutur mu Bir Kadın' isimli şarkısı, video klibiyle netd müzik'te. Söz : Serdar A... Ömer ve Ayşe'nin muhteşem aşk hikayesi. Bazan hayır sandığın şer, şer sandığınız hayır olabilir sırrını çok güzel anlatan bir hikaye.. Kanalımıza abone olmay...